Stephen Hawking

Dünyaca ünlü fizikçi Stephen Hawking’in yeni kitabı bir kaç gün önce piyasaya sürüldü. Kitap henüz çıkmadan meşhur olmuş, çünkü Hawking’in “evrenin ortaya çıkması için Tanrı’ya ihtiyaç yoktur” tezi medyada yankı bulmuştu. Bu mesaj, bizdeki bazı gazetelere de yansıdı; “Evreni tanrı yaratmadı” yahut “Tanrı’ya gerek yok” gibi başlıklar atıldı.

Ben de bu konuya hemen değinmek istemiştim, ama “referandum gündemi” nedeniyle bugüne kaldı.

Şimdi, meselenin özü şu: İçinde yaşadığımız evrenin nasıl var olduğu, çok eski bir soru. Eski Yunan’daki materyalistler, bu soruya “evren zaten hep vardı, bir başlangıcı yoktur” cevabını vermişlerdi. Buna karşılık İbrahimi dinler, “evrenin Allah tarafından yoktan yaratıldığını” söylediler.

Söz konusu “hep var olan evren” ile “yaratılmış evren” modelleri, 20. yüzyıla dek iki ayrı felsefi görüş olarak kaldı. Ancak 1920’lerden itibaren bir dizi bilimsel bulgu ile desteklenen Big Bang (Büyük Patlama) teorisi, evrenin bundan 13.7 milyar yıl önce “başladığını” ortaya koydu.

Yani Big Bang, ilahi dinlerin öğretegeldiği “yaratılış” fikrini destekledi. 1992 yılında teoriyi destekleyen yeni kanıtlar bulan astronom George Smoot, işte bu yüzden “eğer dindar iseniz, bu Tanrı’nın yüzüne bakmak gibi bir şey” demişti. NASA fizikçisi Robert Jastrow ise, “bilim adamlarının cehalet dağını aştığı, en yüksek tepeye tırmandığı, ancak en üstteki kayaya çıkınca orada binlerce yıldır oturan ilahiyatçılarla karşılaştığı” yorumunu yapmıştı.

Fakat Big Bang’in böylesi “Tanrısal” sonuçlar vermesinden rahatsız olanlar da oldu. (Tanıdık bir mantıkla: “dincilere malzeme vermeyelim!”) Bu rahatsızlığı paylaşan bazı bilim adamları da, teoriye “yaratılış”a kapı aralamayacak yorumlar getirmeye çalıştılar.

Anlaşılan Stephen Hawking’in yeni kitabında yaptığı da bu.

Peki nasıl yapmış bunu? Ne demiş?

Putların dönüşü

Bizim basının da yazdığına göre Hawking’in dediğinin özü şuymuş: “Yerçekimi gibi bir kuvvet olduğu için evren kendi kendini hiçten yaratabilir ve yaratacaktır.”

Yani, yerçekimi gibi doğa kanunlarının evrenden önce de var olduğunu ve evrenin bu kanunlar sayesinde ortaya çıktığını savunmuş.

Ancak, dikkat ederseniz burada bir tuhaflık var. Çünkü “doğa kanunları”, bilimsel yöntemle, yani “deney” ve “gözlem” yoluyla bulduğumuz şeyler. Oysa “evrenin öncesi”ne dair hiç bir deney ve gözlem şansı yok. Matematiksel hesap şansı dahi yok. Bırakın evrenin öncesini, uzayın “Planck zamanı” denen ilk anı bile, her türlü hesap-kitabın dışında.

Dolayısıyla, Stephen Hawking, “evrenden önce de var olan yerçekimi”nden söz ederken, “bilimsel” bir şeyden söz etmiyor. “İnandığı” bir “metafizik”ten bahsediyor.

Yani, aslında, “ben, kendisi yaratılmamış olan, fakat evreni yoktan yaratan, dahası galaksileri, yıldızları ve gezegenleri ortaya çıkaran bir güce inanıyorum” demiş oluyor. Sonra da o güce “yerçekimi” diyor.

Bir başka deyişle, dindarların “Allah” dediği güce Hawking başka bir isim vermiş oluyor sadece.

Yani onun da bir “Tanrı”sı var. Ama bu duymayan, görmeyen, bilmeyen bir tanrı…

Ve sanırım bu ilginç tablo karşısında Robert Jastrow’un yukarıda aktardığım alıntısını şöyle geliştirmek yerinde olacak:

“Bilim adamları cehalet dağını aştılar, en yüksek tepeye tırmandılar, ancak en üstteki kayaya çıkınca orada binlerce yıldır oturan ilahiyatçılarla karşılaştılar.

Bu durumdan hoşlanmayan bazı bilim adamları ise, o civarda yine binlerce yıldır duran bir başka şeye sığındılar: Duymayan, görmeyen, bilmeyen ama yine de ‘ilah’ kabul edilen maddelere.

Yani putlara…”

Mustafa Akyol, Star Gazetesi (15 Eylül 2010)