AİLEDE NÜŞÛZ MESELESİ VE NİSA 34.AYET

Kur’an ayetlerine ve sahih hadislere baktığımız zaman her iki kaynakta da aile yuvasının dağılmaması yönünde konuya yaklaşıldığını görürüz. Buna göre evli kadın kocasına, evli erkek de eşine iyi davranmalıdır. Hiçbir taraf mağdur edilmemelidir. Zaten İslam’a uygun olan da budur. Çünkü Kur’an, zulmün her çeşidini ortadan kaldırmayı ve huzuru getirmeyi hedeflediğini defalarca açıkladıktan sonra, kadın ve erkeğin, aynı haklara sahip olduklarını açıklamıştır.[1] O halde ailede huzursuzluğu kim çıkarırsa çıkarsın bu hoş karşılanamaz.

KUR’AN VE SÜNNET ESAS ALINARAK

KARI-KOCA ARASINDAKİ GEÇİMSİZLİK ŞÖYLE DÜZELTİLEBİLİR:

1- KONUŞMAK: Eğer kadın ailede geçimsizlik (nüşuz) yaparsa, erkek bunun sebeplerini araştırır ve kadını haklı görürse, buna göre hareket ederek durumunu düzeltir. Eğer erkek, eşini bu konuda haksız görürse, eşinin yanlışlarını anlatır[2] ve onu ikna ederek nüşuzdan vazgeçirebilir. Bazen geçimsizlik çıkmasın diye erkek sesini çıkarmayıp eşinin huysuzluklarını sineye çekebilir. Hz. Peygamber, ailede huzursuzluk çıkmaması için eşlerin gerekli hassasiyeti göstermelerini istemiştir.[3] Kaynakların belirttiğine göre, Ummu Seleme bint Muhammed b. Talha b. Ubeydillah,[4] kocası Abdullah b. el-Hasan’a sert davranmakta ve zaman zaman onun kalbini kırmaktadır. Abdullah, eşinin neşeli olduğunu gördüğü bir gün ona, hatasını söylemek için, “Ey Muhammed’in kızı, vallahi kalbimi…” diye söze başlayınca kadın, kocasına sert bakışlarını yöneltir yöneltmez, adam, cümlesini tamamlayamaz ve eşinin kötü ahlakını söyleyemez.[5]

Eğer nüşuzu yapan erkekse, kadın da kocasına yaptığı yanlışları uygun bir dille söyler. Kadın, huzursuzluk ve geçimsizliği çıkaran kocasının bu davranışının sebeplerini araştırdıktan sonra, kocasının haklı olduğunu görür ve kabul ederse elbette bunu ortadan kaldırmaya çalışır.[6]

Erkeğin nüşuzunu (huzursuzluk çıkarmasını) önlemek için Kur’an’ın önerdiği “erkek ve kadının aralarını, anlaşma ile düzeltmeleri”[7] değişik şekillerde yorumlanabilir. Müfessirler, genelde bunu, kadının kendi isteği ile bazı haklarından vazgeçmesi ile oluşacak bir barış olarak düşünmektedir.[8] Ancak bu yoruma katılamıyoruz. Çünkü kadın, eğer haklarından vazgeçmezse, erkeğin, geçimsizlik yapma ve kadının haklarına tecavüz etme yetkisi yoktur.[9] O halde barışın temini için, hiçbir tarafa, diğerinin haklarına tecavüz yetkisi verilmemiştir. Erkek, eşi yaşlandığı veya çirkinleştiği için ona zulmetme yetkisine sahip olamaz.

Hz. Âişe, en-Nisâ sûresi 128. ayetin nüzûl sebebi konusunda özetle şöyle der: “Sevde yaşlanınca Hz. Peygamber’in kendisini boşayacağından korkarak geceleri onunla beraber olma hakkını bana verdi. Bunun üzerine bu ayet nazil oldu.”[10] Bu ayetin nüzûl sebebi hakkında, ayetin kadınların aleyhine yorumlanması sonucunu doğuracak, başka rivayetler de bulunmaktadır.[11] Fakat bu konuda Hz. Âişe’nin yukarıda kaydettiğimiz rivayetinin daha doğru olduğu kanaatindeyiz.

2- CİNSEL YAKINLAŞMAYI KESMEK: Bu konuşmalar nüşuz yapan kadına fayda vermezse, erkek, eşini yatakta yalnız bırakabilir.[12] Hatta erkeğin, aynı yatakta eşine kızdığı için sırtını dönmesinin bile, onu yatakta yalnız bırakma olabileceği ifade edilmektedir.[13]

3- BİR MÜDDET AYRI YAŞAMAK: Hz. Peygamber’in eşlerinin, hicretin dokuzuncu yılında ondan yerine getiremeyeceği bazı isteklerde bulundukları ve bunun üzerine Hz. Peygamber’in onlardan ayrılarak ayrı bir odada (meşrebe) bir ay yalnız kaldığı rivayet edilmektedir.[14] Bu da aradaki anlaşmazlığı gidermek için eşlerin bir süre görüşmemeleri anlamına gelir. Hz. Âişe, erkeğin eşiyle konuşmamasının da onu terk (ilâ)[15] olacağı görüşündedir.[16] Hz. Aişe, kendisine atılan iftira (ifk olayı) sebebiyle, Hz. Peygamber’den izin ister ve bir müddet babasının evinde Hz. Peygamber’den ayrı yaşar.

Hz. Aişe’nin en önemli öğrencilerinden biri olan Aişe bint Talha’nın, kocası Mus’ab b. ez-Zübeyr’i azarladığı ve onu terk ettiği rivayet edilmektedir. Mus’ab’ın, Aişe ile konuşmak ve ilişkilerini düzeltmek için büyük bir çabanın içine girdiği anlaşılmaktadır.[17] Aişe bint Talha’nın, Mus’ab’dan önce Abdurrahman b. Ebi Bekir ile evli olduğu ve onu da bir gün azarlayıp mescide uğradığı sonra da Hz. Aişe’nin yanına girip onun evinde dört ay kaldığı rivayet edilmektedir. Aişe bint Talha’nın çok güzel olduğu ve bu güzelliğinin, onun erkeklere karşı diklenmesine sebep olduğu anlaşılmaktadır.[18]

4- AKRABA HAKEMLERİNE BAŞVURMAK: Eğer eşler arasındaki anlaşmazlıklar büyür ve karı-koca bunları aralarında çözemeyecek duruma gelirse, konu aile dışına taşar. Hem kadın hem de erkek ailelerinden birer hakem konuyu açıklığa kavuşturur.[19]

5- MAHKEMEYE BAŞVURMAK: Ayrıca kadın ve erkek, doğrudan doğruya devlet başkanına da başvurabilir. Bu konuda Hz. Peygamber’e gelen kadınlar bulunduğu bilinmektedir. Hatta Hz. Ömer gibi sert bir halifeye bile bu konuda başvurular olmuştur.[20]

6- BOŞANMAK: Bazı evlilikler yürümez ve ayrılma (talak) gündeme gelebilir. Hz. Peygamber’in hürriyete kavuşturduğu Zeyd’le evli, soylu bir aileye mensup olan Zeyneb bint Cahş, kocasını sözleri ve kibirli davranışlarıyla incitir. Zeyd, durumu Hz. Peygamber’e açınca o: “…Eşini bırakma, Allah’tan kork…” der.[21] Fakat bu evlilik yürümez ve Zeyd, Zeyneb’den ayrılır.[22]

Evliliklerini yürütemeyeceklerini anlayan eşler, birbirlerine zarar vermeden ayrılırlar. Cahiliye devrinde kadının bu konuda büyük haksızlıklara uğradığı anlaşılmaktadır. Kur’an, bu yanlışlıklara işaret ederek kadının zulme uğramasını önleyen düzenlemeler getirmiştir.[23]

Kadın da kocasından ayrılma isteğinde bulunabilir.[24] Hem Hz. Peygamber hem de Hulefâ-i Raşidîn devrinde kocasından ayrılma isteğinde bulunup ayrılan kadınlar bulunduğu anlaşılmaktadır.

Ayrıca kadın, nikah sırasında boşama hakkını üzerine almayı şart koşabilir. Bu durumda boşama yetkisi kadının elinde olur.[25] Bu konuya ait çeşitli örneklere İslam’dan önce Arap Yarımadasında bazı kabilelerde rastlanmaktadır. Bu âdetin, İslâm geldikten sonra da devam ettiği anlaşılmaktadır.[26]

Hz. Peygamber’in, boşanan kadınlara, karşılaştıkları güçlüklerde yardımcı olduğu zikredilmektedir.[27]

Tavaf esnasında bir kadının şiir okuduğunu duyan Hz. Ömer, onun, kocasından yakındığını anlayınca kocasının nasıl bir kişi olduğunu öğrenmek için birisini görevlendirir. Bu görevli, kadının kocasının yüz felci geçirdiğini ve ağzının eğildiğini görür. Hz. Ömer, bu adama bir cariye veya hazine (fey)den 500 dirhem vererek onu eşinden ayırmak istediğini söyler. Adam parayı tercih eder ve hanımından ayrılır.[28]

***

Bu şıklardan birinin de erkeğin nüşûz yapan eşini dövmesi olduğunu düşünenler bulunmaktadır. Nüşûz yapan kadını kocasının dövüp dövemeyeceği konusundaki yaklaşımları iki başlık altında değerlendirmek mümkündür:

A) ERKEĞİN, GEREKTİĞİ ZAMAN EŞİNİ DÖVMESİ

Müslüman yorumcular arasında Kur’an ve Hz. Peygamber’in sünnetinde eşler arasındaki geçimsizliğin çözümü için önerilen yollardan birinin de erkeğin, nüşuz yapan kadını dövmesi olduğunu düşünenler bulunmaktadır.

Nüşûz,[29] evli bir erkeğin veya evli bir kadının, geçimsiz olması ve ailede huzursuzluk çıkarması olarak tanımlanabilir. Kadının geçimsizliğinin (Nüşûz) ne olduğu konusunda değişik açıklamalar bulunmaktadır. Kadının kocasından nefret etmesi,[30] ondan hoşlanmaması ve kocasının evinde oturmak istememesi[31] gibi evlilikle bağdaşmayan tutum ve davranışlarda bulunması kadının geçimsizliği (nüşûz) olarak değerlendirilmektedir.

Kaynakların belirttiğine göre, Hz. Peygamber, veda hutbesinde şöyle buyurmuştur:[32]

“O halde ey insanlar! Hanımlarınızın sizin üzerinizde bir hakkı bulunduğu gibi sizin de onlar üzerinde bir hakkınız vardır. Sizin onlar üzerindeki hakkınız, sizden başka bir erkeğe yaygınızı (döşeğinizi) çiğnetmemeleri ve sizin hoşlanmadığınız herhangi bir kimseyi izniniz olmadan evlerinize sokmamaları ve çirkin fiil ve hareketlerde bulunmamalarıdır.[33] Eğer onlar böyle bir şey yapacak olurlarsa, artık Allah gerçekten size, onları azarlayıp tekdir etmenize ve döşeklerinizi ayırmanıza ve pek ağır olmamak üzere onları dövmenize müsaade etmiştir. Onlar bu fiil ve hareketlerinden vazgeçer de size itaat edecek olurlarsa, herkes tarafından makul ve iyi bilinen ölçüler dâhilinde onların yiyecekleri ve giyecekleri sizin üzerinizde bir mükellefiyettir. Kadınlara iyi davranınız, çünkü onlar size sığınmış, himaye ve muhafazanıza girmiş kimselerdir…. Onları Allah’ın emaneti olarak aldınız. Kadınlar konusunda Allah’tan korkunuz ve onlara iyi davranınız….”[34]

لكم عليهن أن لا يو طئن فرشكم غيركم ولايدخلن أحدا تكرهونه بيوتكم الا با ذ نكم ولا يأتين بفاحشة فان فعلن فان الله قد أذن لكم أن تعضلوهن وتهجروهن في المضاجع وتضربوهن ضربا غير مبر ح.

Bu konuşma, veda haccında yapıldığına göre, Nisa 34. ayetin nüzulünden sonra olduğu da açıktır. Buna göre Hz. Peygamber’in, yukarıda kaydettiğimiz ayette geçen kadının geçimsizlik çıkarmasını (nüşûzu),

1- Kocasının yaygısını (yatağını) ondan başkasına çiğnetmesi,

2- Erkeğin hoşlanmadığı herhangi bir kimseyi onun izni olmadan evine alması ve

3- Çirkin fiil ve hareketlerde bulunması olarak açıklamıştır diyebiliriz.

Bu üç madde, kadının, kocasının hoşlanmadığı bir erkeği evine alması olarak özetlenebilir.

Abdurrezzak’ın kaydettiği bir rivayete göre de Hz. Peygamber şöyle demiştir: “Kadının kocası üzerindeki hakkı, kocanın, hanımını yedirmesi ve giydirmesidir. Eğer kadın bir çirkinlik (fe in etet bi fahişetin) yaparsa, kocası onu şiddetli olmamak kaydıyla döver[35]

Erkeğin, böyle davranan hanımını, konuşarak uyarmasına, yatakta yalnız bırakmasına ve şiddetli olmamak kaydıyla dövmesine izin verildiği anlaşılmaktadır[36]. Bu rivayetlerde kadının böyle davranması, ayette ise “eğer kadının nüşûzundan korkarsanız” ifadesi bulunmaktadır. Genelde müfessirler bu ifadeyi “Kadın nüşuz yaparsa” şeklinde anlamışlardır.

İkinci olarak verdiğimiz rivayete göre de kadın, eğer fuhuş yaparsa, onu dövmeye izin verildiği anlaşılmaktadır. Fuhşu, kocaya isyan olarak alanların yanında, Atâ, Mucâhid ve Şa’bî gibi zina olarak kabul edenler de bulunmaktadır.[37]

Erkeğin, eşini dövmesi ile ilgili hadislerde kadının “büyük bir çirkinlik(fuhuş) yapmış olması” dile getirilmiştir. Bu büyük çirkinliğin zina olduğunu söylemek doğru olmaz. Çünkü Kur’an’a göre erkek, eşini zina ile suçlarsa ondan yemin ederek (lian) ayrılır. Burada bir dövmeden bahsedilmez. Hatta ayrılırken kadında kötü davranılamayacağı da ifade edilmiştir.[38] Çünkü Kur’an, ayrılan erkeğin eşine zarar vermeden ayrılmasını emreder.

Kaynaklarda Hz. Ömer’in kadınları dövdüğüne dair rivayetler mevcuttur. Hatta Hz. Peygamber döneminde Hz. Peygamber’in “Kadınları dövmeyiniz” emrine itiraz edenlerden biri Hz. Ömer’dir.[39] Hz. Ömer’in bu konudaki görüşüne göre erkeğin eşini dövmesi sorgulanmamalıdır. Belki adamın dövme sebebi anlatılamayacak kadar gizli olabilir.[40]

Hz. Peygamber’in kadınlar konusunda nasıl bir iyileştirme yaptığını ve bu devrinden sonra kadınlara karşı bazı erkeklerin tavrının nasıl değiştiğini en güzel dile getiren ifade, Abdullah b. Ömer’in, “Hz. Peygamber devrinde hakkımızda ayet nazil olur korkusuyla hanımlarımıza karşı elimizi ve dilimizi uzatmaktan sakınırdık. Hz. Peygamber vefat edince, dillerimizi ve ellerimizi onlara karşı kullanmaya başladık” sözleridir[41].

B) ERKEK EŞİNİ HİÇBİR HALDE DÖVEMEZ

İslam’ın geldiği çağda Arap toplumunda, erkeğin eşini dövme âdeti bulunduğu bilinmektedir. Hz. Peygamber, bu kötü âdeti ortadan kaldırmaya çalışmıştır. Hatta Hz. Peygamber’in bir ara eşini döven erkeklere kısas uygulamayı bile düşündüğü rivayet edilmektedir.[42]

Müslümanlar için en güzel örnek olan[43] Hz. Peygamber’in, hayatı boyunca hiçbir kadına ve köleye bir fiske bile vurmadığını, Hz. Âişe söylemektedir.[44]

Hz. Peygamber’in “…hanımlarınıza yediğinizden yedirin, giydiğinizden giydirin, onları dövmeyin ve onları kötülemeyin” dediği nakledilmektedir.[45] Yine Hz. Ebu Bekir’in ölümünden sonra dünyaya gelen ve eğitim ve öğretimini Hz. Aişe nezaretinde yapan Ummu Kulsum bint Ebi Bekir “Hz.Peygamber kadınları dövmeyi yasaklamıştır” der.[46]

Darimî, eserinde “Kadınları Dövme Yasağı” başlığı altında bir bab açmış ve bu konuda Hz. Aişe’den ve diğer sahabîlerden gelen rivayetleri vermiştir.[47]

Hz. Peygamber’in kadınları dövmeyi yasakladığı,[48] bundan sonra kadınların, kocalarına karşı haksız yere dikleşmeye ve huzursuzluk çıkarmaya başladıkları ve bu sebeple kadınları dövme yasağının kaldırıldığı rivayet edilmektedir.[49]

Hz. Peygamber’in, Kadınları dövmeyi yasakladığı konusunda kaynaklarda bir farklılık yoktur. Ancak yasağın kaldırıldığı ile ilgili rivayetlerde bir karışıklık bulunmaktadır. İbn Sa’d, kitabında “kadınları dövme” konusuna ayırdığı bölümde kaydettiği bir rivayete göre,[50] Hz. Peygamber “Kadınları dövmeyiniz” diye emredince, Müslümanlar, eşlerini dövmekten vazgeçtiler. Hz. Ömer, Hz. Peygamber’e gelerek,

“Ey Allah’ın Rasulü! Kadınlar kocalarına karşı dikleşmeye başladılar. Onları dövmeye izin ver” dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber:

“Bu gece hepsi de kocalarından dayak yediği için şikâyetçi olan yetmiş kadın, Muhammed’in ailesini dolaştı. Muhammed’in ailesi, bu erkekleri sizin hayırlılarınız olarak bulmadılar” dedi.

Bu rivayette Hz. Peygamber’in dövmeye izin verdiği belirtilmemişken aynı rivayet, başka kaynaklarda farklı şekillerde yer almıştır: “Hz. Peygamber: ….kadınları dövünüz..”,[51] “…kadınları dövünüz, ancak sizin kötüleriniz onları döver dedi”, “Hz. Peygamber, dövmelerini serbest kıldı”,[52] “dövülmelerine ruhsat verildi.”[53]

Hz. Peygamber, bir gün sabah namazına çıkarken Habîbe bint Sehl’i görür. Habîbe, kocasından ayrılmak istediğini ve kocasının verdiği mihrin yanında bulunduğunu söyler. Bu konuda Habîbe’nin kocasını da dinledikten sonra Hz. Peygamber, mihri kocaya geri verir ve bu eşleri ayırır. Kadın ailesine döner.[54]

Kocasından dayak yiyen Ummu Cemîl bint Abdillah, durumu Hz. Peygamber’e bildirir. Hz. Peygamber, onun kocasını karşısına alır ve: “Eşinden ayrılmak ister misin?” diye sorar. Kocası, ayrılmayı kabul eder ve Ummu Cemîl’den ayrılır.[55]

Asım b. Lakid b. Sabre babasından veya dedesinden şu rivayeti nakletmektedir:

Arkadaşlarımla[56] beraber Rasulullah’a gittik, ancak onu evde bulamadık. Rasulullah’ın eşi Aişe bize, hurma yedirdi ve bize bulamaç aşı ikram etti.

Bu sırada Rasulullah hızlı bir şekilde içeri girdi. “Onlara bir şey yedirdin mi?”[57] diye sordu. Biz de “evet” dedik. Biz böyle konuşurken, çoban koyun sürüsünü otlağa sürdü, elinde de bir yavru kuzu bulunuyordu. Rasulullah ona “Doğurttun mu?”diye sordu. Çoban “evet” dedi.

Rasulullah çobana “onlara[58] bir koyun kes” dedi ve bize dönerek “sanma sizin için koyun kesiyoruz. Bizim yüz koyunumuz var, bunu artırmak istemiyoruz. Çoban bize bir yavru doğurttuğu zaman ona emrederiz, o da bir koyun keser.”

Ben Rasulullah’a “Ya Rasulellah, bana Abdesten bahset.” Dedim. O, “Abdest aldığın zaman tam ve eksiksiz al ve parmak aralarını hilalle. Eğer oruçlu değilsen taharet sırasında temizlenirken çokça yıkan” dedi.

“Ben, “Ya Rasulellah! Benim bir hanımım var” dedim” diye söze başlar ve eşinin dilinin uzunluğundan ve çirkinliklerinden bahseder. Bunun üzerine Hz. Peygamber “onu boşa” der. Ravi, “ben şöyle dedim: Ya Rasulellah! Onunla beraberliğim yeni değil ve çocuğum var.” Hz. Peygamber: “Öyleyse onu boşama. Ona bu kötülüklerden vazgeçmesini emret, eğer onda hayır varsa bunu yapacaktır, köleni döver gibi eşini dövme.”[59]

Bu rivayette Hz. Peygamber’in eşinden memnun olmayan kocaya iki seçenek sunduğu, konuşma ya da ayrılma. Özellikle dayağı bir seçenek olarak zikretmemiş, hatta kocayı eşini dövmemesi konusunda uyarmıştır. “Köle gibi” kaydını da doğru değerlendirmek gerekir. Bu ifadeden Hz. Peygamber’in köleyi dövmeye olumlu baktığı sonucu çıkarılmamalıdır. Hz. Peygamber buna da karşıdır.

Günümüzde bazı yorumcular, “Aile yuvası dayakla kurtulacaksa erkek eşini dövebilir” şeklinde bir kanaate sahiptirler. Bu doğru değildir. Hz. Aişe, Tabiundan Ata, Şa’bi ve Mücahid gibi ünlü isimlerin kadının dövülmesine cevaz vermedikleri anlaşılmaktadır.

İbnu’l-Arabî, Atâ’nın kadınları dövme konusundaki görüşünü şöyle kaydeder: “Atâ şöyle dedi: Kocası eşine bir şeyi yapmasını veya yapmamasını emretse, o da buna göre hareket etmese, yine de erkek, eşini dövemez, ancak ona kızabilir.” İbnu’l-Arabi, Ata’nın ayetteki “vadribuhünne” emrinin ibahe olduğunu düşündüğü kanaatindedir.[60] Ancak eğer Ata, bu kanaatte olsaydı, “naşize” kadının dövülmesine cevaz vermesi gerekirdi.

Müslüman ana ve babadan doğan ilk nesil arasında yer alan Abdullah b. ez-Zübeyr, babasının, annesi Esma bint Ebibekir’i dövdüğünü gördüğü zaman onu kurtarmaya yönelir. ez-Zübeyr, oğluna eğer annesini kurtarmaya gelirse onu boşayacağını söyler. Fakat Abdullah, buna aldırmaz ve annesini kurtarır. Bunun üzerine Esmâ, kocasından ayrılır.[61]

İslam Tarihinde kadınların dövülmesine karşı önemli simaların bulunduğunu da kaydetmeliyiz. Hz. Ömer’in kadısı Şurayh’in kadınların dövülmesini hoş karşılamadığı bu konuda söylediği bir şiirden anlaşılmaktadır.[62]

SONUÇ

Bütün bu rivayetler ve görüşler sonunda şunu söyleyebiliriz: Hz. Peygamber’in, bu konudaki ayeti, yaptığı tefsire göre hareket edilirse erkek, eşini dövme cevazını bulamaz.[63]

Hz. Peygamber’in kadınları dövme yasağı koyduktan sonra bunu tekrar kaldırdığı ile ilgili rivayetler ifade ediliş ve anlam bakımından farklılıklar arz etmektedir. Bu karışıklık ravilerin bu konuda Hz. Peygamberi yanlış anladıkları izlenimini vermektedir. Bize göre Hz. Peygamber kadınları dövme konusunda koyduğu yasağı kaldırmamıştır.

Ayetteki dövme kaydına gelince bütün bu rivayet ve yorumlardan sonra şunu söyleyebiliriz. Ayetteki “darb” fiiline, “dövme” dışında başka bir mana vermek gerekir. Mesela oradaki “darebe” fiiline vazgeçmek manası verilebilir. Çünkü “Daraba an”, “terk etmek, bırakmak” anlamına gelir. Mesela “darb” fiili aşağıdaki ayette bu anlamda kullanılmıştır.

(Zuhruf 43/5) أَفَنَضْرِبُ عَنكُمُ الذِّكْرَ صَفْحًا أَن كُنتُمْ قَوْمًا مُّسْرِفِينَ

“Haddi aşan bir topluluk oldunuz diye vazgeçip Zikir’le (Kur’an’la) sizi uyarmaktan geri mi duralım?”

Buna göre “ واضربوهن ”, aslında “واضربوا عنهن ” anlamındadır. Burada bir “hazif” söz konusudur. Yani ayete, “…nüşuzundan korktuğunuz kadınlara öğüt verin, yataklarda onları yalnız bırakın ve onlardan uzak durun … ” (Nisa 34) anlamını verebiliriz. Bilindiği üzere Arapçada cer harfi hazfedilebilir. “ قدرناه منازل ” Ayetinde “lem” harfi cerri hazfedilmiştir. Ayet “ قدرنا له منازل ” demektir. “انما ذالكم الشيطان يخوف أوليا ئه ” ayetinde “ba” harfi cerri hazfedilmiştir. Yani ayet “انما ذالكم الشيطان يخوف بأ وليا ئه ” demektir. Bu iki örnekte “lem ve ba” harfi cerleri hazf edilmiştir. Nahivcilerin belirttiğine göre diğer harfi cerler de hazfedilebilir.[64]

Bizim üzerinde durduğumuz ayette “an” harfi cerinin hazfinin sebebi “ واضربوهن ” cümlesinden önceki iki cümlede (1- “ فعظوهن ” ve 2- “ في المضاجع واهجروهن ”) zamirler fiile harfi cersiz olarak bitişmiştir, devamındaki “ واضربوهن ” cümlesinde de zamir fiile harfi cersiz bitiştirilerek bir uyum sağlanmıştır.

Ayrıca Arapçada “Daraba” fiilinin harfi cersiz olarak kullanıldığında ayırmak manasına geldiği yerler bulunmaktadır.

أَنزَلَ مِنَ السَّمَاء مَاء فَسَالَتْ أَوْدِيَةٌ بِقَدَرِهَا فَاحْتَمَلَ السَّيْلُ زَبَداً رَّابِياً وَمِمَّا يُوقِدُونَ عَلَيْهِ فِي النَّارِ ابْتِغَاء حِلْيَةٍ أَوْ مَتَاعٍ زَبَدٌ مِّثْلُهُ كَذَلِكَ يَضْرِبُ اللّهُ الْحَقَّ وَالْبَاطِلَ فَأَمَّا الزَّبَدُ فَيَذْهَبُ جُفَاء وَأَمَّا مَا يَنفَعُ النَّاسَ فَيَمْكُثُ فِي الأَرْضِ كَذَلِكَ يَضْرِبُ اللّهُ الأَمْثَالَ

“Allah gökten su indirir, dereler onunla dolar taşar. Sel, üste çıkan köpüğü alır götürür. Süslenmek veya faydalanmak için ateşte erittiklerinizin üzerinde de buna benzer bir köpük vardır. Allah, böylece hak ve batılı birbirinden ayırır. Binaanaleyh köpük uçup gider, insanlara fayda veren ise yerde kalır. Allah bunun gibi misaller verir. (Ra’d 13/17)

Nisa 34. ayete buna göre bir anlam verirsek mana şöyle olur: “…nüşuzundan korktuğunuz kadınlara öğüt verin, yataklarda onları yalnız bırakın ve onları ayırın… ” Buradaki “ayırın” hitabı ilgililere yapılmış olur ve evlilik yürümüyorsa onları eşlerinden ayırın demek olur. Buda toplumda yönetimi elinde bulunduran yetkililere yapılmış bir hitap olarak düşünülebilir.

 

 

{slide=Kaynaklar:}


[1] el-Bakara (2), 228; İbnu’l-Arabî, Ebû Bekir Muhammed b. Abdillah, Ahkâmu’l-Kur’an, Mısır 1972, I, 416.

[2] Nisa 4/34 ayetinde geçen “..onlara öğüt verin…” ifadesinden bunu çıkarıyoruz.

[3] Hz. Peygamber, takılarını (zinet) tasadduk etmek isteyen Hayre’nin bu bağışını, kocası Ka’b b. Malik’e haber verip onun da onayını aldıktan sonra kabul eder. Bkz. İbnu’l-Esîr, Usdu’l-Ğâbe, Mısır 1970, VII, 101.

[4] Bu Ummu Seleme, Tabiun’dan bir hanımdir. Ünlü sahabi Talha b. Ubeydillah’ın torunudur.

[5] el-Isfahani, el-Eğani, Kahire 1935-1974, XXI,115.

[6] “Eğer bir kadın, kocasının huysuzluğundan (nuşûz), yahut kendisinden yüz çevirmesinden korkarsa, anlaşma ile aralarını düzeltmelerinde ikisine de günah yoktur. Barış daima iyidir…” en-Nisâ (4), 128 ayeti, kadının kocası ile anlaşma yoluna gitmesine işaret eder.

[7] en-Nisâ (4), 128.

[8] Mucâhid, Ebu’l-Haccâc Mucâhid b. Cabir el-Mahzûmî, Tefsîr, I, 177; Yahyâ b. Sellâm, et-Tesârîf, Tunus 1990, s. 293; İbn Habîb, el-Muhabbar, Beyrut, tarihsiz, s. 411; el-Buhârî, Sahîh, İstanbul, tarihsiz, III, 99, 100 (Mezâlim, 11).

[9] Bkz. Reşîd Rıza, Tefsîr, Mısır 1366, V, 446.

[10] İbn Sa’d, et-Tabakât, Beyrut 1968, VIII, 169.

[11] el-Vâhidî, Esbâbu’n-Nuzûl, Kahire 1968, s. 123-124.

[12] en-Nisâ (4), 34. Ayette, “..onları yatakta yalnız bırakın…” diye geçer.

[13] Et-Taberî, Tefsir, Mısır 1954, V, 63; İbnu’l Arabî, Ahkâmu’l-Kur’an, Mısır 1972, I, 418.

[14] el-Buhârî, a.g.e., VI, 148-149 (Nikâh, 83).

[15] Erkek, en fazla eşinden dört ay küsüp ayrılabilir. Bundan sonra eşler ayrılmış sayılır. Koca eğer kadınla tekrar beraber olmak isterse ve kadın da kabul ederse mihir vererek yeniden nikâh kıyılabilir. Bkz. el-Bakara (2), 226; et-Taberî, Tefsîr, II, 428-429.

[16] Abdurrezzâk, el-Musannaf, Beyrut 1970, VI, 509-510.

[17] el-Müberrid, el-Kamil, Beyrut 1986, II, 782-783.

[18] el-Medaini, el-Mürdifat, Mısır 1972, s.70.

[19] “Eğer karı-kocanın aralarının açılmasından korkarsanız, erkeğin ve kadının ailelerinden birer hakem gönderin. Karı-koca uzlaşmak isterlerse, Allah aralarını bulur…” en-Nisâ 4/35.

[20] İbnu’l-Esîr, Usdu’l-Ğâbe, VII, 92; İbn Ebi’l-Hadîd, Şerhu Nehci’l-Belâğa, Mısır 1959, XII, 47; es-Suyûtî, Târîhu’l-Hulefâ, Mısır 1952, s. 141.

[21] el-Ahzâb (33), 37.

[22] el-Buhârî, Sahîh, VIII, 175 (Tevhid, 22).

[23] Kur’an’da et-Talâk (65) isimli bir sûre bulunmaktadır. Hem bu sûrede hem de diğer sûrelerde yer alan ayetler, eşlerin ayrılmaları konusunu, geniş bir şekilde ortaya koymuştur.

[24] Buna hul’ ( خلع ) denir. Bkz. Süleyman Ateş, Kur’an-ı Kerim’de Evlenme ve Boşanma ile İlgili Ayetlerin Tefsiri”, A.Ü.İ.F.D., Ankara 1978, s. 274-275.

[25] Süleyman Ateş, a.g.m., 275; Nûreddîn Itr, Ebğazu’l-Helâl, Beyrut 1985, s. 45.

[26] İbn Ebî Şeybe, Musannaf, Haydarabad 1966-1971, V, 55-56.

[27] İbn Sa’d, et-Tabakât, V, 170-171, VIII, 274-275; Muslim, Sahîh, İstanbul 1981, II; 1114 (Talak, 6/36/1480); et-Taberî, Tefsîr, XXVIII, 135.

[28] İbn Kuteybe, Uyûnu’l-Ahbâr, Beyrut 1973, II, 204.

[29] Kur’an’da bu konudaki ayette geçen nuşûz ( نشوز ) yükselmek, başkaldırmak ve hırçınlık etmek anlamlarına gelir. Bkz. Süleyman Ateş, Tefsir, İstanbul 1988-1990, II, 276.

[30] Yahyâ b. Sellâm, et-Tesârîf, s. 293.

[31] Hamdi Yazır, Tefsir, II, 1351; el-Kınnevcî, Muhammed Sıddîk Hasan Hân el-Buhârî (1307/1890), Husnu’l Usve Bimâ Sebete Mine’l-Lahi ve Rasûlihî fi’n-Nisve, Tah: Dr. Mustafa Saîd el-Hinn, Muhyi’d-Dîn Mestû, Beyrut 1985, s. 87.

[32] Bu metni kaynaklardaki karışık kayıtları birleştirerek yeni bir metin oluşturan Muhammed Hamidullah’ın el-Vesaiku’s-Siyasiyye (s.361-362, vasika no:287/a) isimli eserinden, tercümesini de bazı değişikliklerle İslam Peygamberi (I,299-300)’den aldım.

[33] “çirkin fiil ve hareketlerde bulunmamaları”, “ve la ye’tine bi fahişetin” ifadesinin çevirisidir.

[34] Muhammed Hamidullah, el-Vesaik, Beyrut 1985, s. 361-362. Bu rivayet, kaynaklarda değişik şekillerde yer almıştır. Bakınız: Ebû Dâvud, Sunen, II, 462 (Menâsik, 57/10905); Tirmizi, Sünen, III, 467 (Reda, 11/1163)

[35] Abdurrezzak, el-Musannaf, VI,173.

[36] el-Vâkıdî, el-Meğâzî, III, 1103; Ya’kûbî, Târîh, II, 111.

[37] Abdurrezzâk, a.g.e., VI, 173, İbnu’l-Arabî, Ahkâmu’l-Kur’an, I, 420.

[38] Nur 24/ 6-10.

[39] Abdurrezzak, el-Musannaf, IX, 441; İbn S’d, et-Tabakat, VIII, 205; en-Nesai, İşre, s. 244-245.

[40] el-Beyhaki, es-Sünen, VII, 305; Muhammed Revvas, Mevsuatu Fİkhi Ömer, 989.

[41] el-Buhari, Sahih, VI, 146(Nikah, 80).

[42] Mukatil b. Süleyman, el-Vucûh ve’n-Nezair, Yazma Bayezid Umumi Kütüphanesi, tasnif no: 297 2 927, eski kayıt: 561.288, varak 71 a; İbn Hacer, el-İsâbe, IV, 359; el-Vâhidî, Esbâbu’n-Nuzûl, s. 100-101.

[43] el-Ahzâb (33), 21.

[44] İbn Sa’d, et-Tabakât, I, 367, VIII, 204-205; Muslim, Sahîh, II, 1814 (Fezâil, 20/79/2328); Ebû Dâvud, Sunen, V, 142 (Edeb, 5/4786).

[45] en-Nesai, İşre, 227.

[46] İbn Hacer, el-isabe, IV, 469.

[47] Darimi, Sünen, I, 543 (Nikah,34)

[48] el-Buhârî, Sahîh, VI, 153 (Nikâh, 93), VII, 83 (Edeb, 43)

[49] İbn Sa’d, a.g.e., VIII, 204-205.

[50] İbn Sa’d, a.g.e., VIII, 204-205.

[51] Abdurrezzâk, el-Musannaf, IX, 442-443

[52] İbn Sa’d, a.g.e., VIII, 204.

[53] Ebu Davut, Sünen, II,608; Darimi, Sünen, I,543(Nikah, 34)

[54] Mâlik b. Enes, a.g.e., 349 (Talak, ‘29’, 11/31); İbn Sa’d, a.g.e., VIII, 445; İbn Hanbel, Musned, IV, 3; Ebû Dâvud, Sunen, II, 668 (Talak, 18/2227); İbnu’l-Esîr, Usdu’l-Ğâbe, VII, 61.

[55] İbn Hacer, el-İsâbe, IV, 420. İbnu’l-Esîr, kadının kocasını affettiğini yazmaktadır. Bkz. İbnu’l-Esîr, Usdu’l-Ğâbe, VII, 309.

[56] “Arkadaşımla”, “Arkadaşıyla”, bakınız: İbn Hanbel, el-Müsned, tah: Şayb Arnold, XXVI, 309, XXIX, 388.

[57] “size yemek ikram edildi mi” : İbn Hanbel, el-Müsned, tah: Şayb Arnold, XXVI, 309, XXVI, 309, XXIX, 388.

[57] “size yemek ikram edildi mi” : İbn Hanbel, el-Müsned, tah: Şayb Arnold, XXVI, 30, XXIX, 388.

[58] “Bize” : İbn Hanbel, el-Müsned, tah: Şayb Arnold, XXVI, 309, “onun yerine bir koyun kes” : el-Müsned, XXIX, 389.

[59] Abdurrezzak, el-Musannaf, I, 26-27; İbn Hanbel, el-Müsned, tah: Şayb Arnold, XXVI, 309-312, XXIX, 388-389.

[60] İbnu’l-Arabî, Ahkâmu’l-Kur’an, I, 420.

[61] İbn Asâkir, Terâcimu’n-Nisâ, s. 18.

[62] el-Afifi, el-Mer’e, II, 48.

[63] Reşîd Rıza, Mecelletu’l-Menâr, Mısır 1931, sayı: XXXII, s. 383.

[64] İbn Hişam, Ebu Muhammed Abdullah Cemalüddin b. Yusuf b. Ahmed b. Abdillah b. Hişam el-Ensarî el-Mısrî (v.761 h.), Muğni’l-Lebîb, Mısır, tarihsiz, II, 640.

{/slide}