Nefi'nin Nevruz Redifli Gazeli

Nefi'nin Nevruz Redifli Gazeli

Nevruz, güneşin hamel burcuna girdiği, eski takvimimize göre 9 Mart, yeni
takvimimize göre 21 Mart günüdür. Bu gün ilkbaharın başlangıcıdır. İlkbahar tabiatın
canlanmaya başladığı,havaların ısınmaya başladığı, insanların kışın zorluklarından
bunaldıkları zamanda kavuştukları büyük huzur ve mutluluğa kavuştukları bir mevsimdir.
Tabiattaki bu güzellikler insanın davranışlarını da etkileyen bir olgudur. İnsanlar daha
sevecen, daha anlayışlı ve sohbete daha meyillidirler. İlkbahar mevsiminde kırlara., açık
alanlara çıkılması,sohbet ve eğlence meclislerinin kurulmasının sebebi bu mevsimin insana
verdiği güzelliklerle ilgilidir.

Bahar ve baharla ilgili güzelliklerle ilgili sayısını bilemediğimiz kadar çok şiir
yazılmıştır ve yazılmaya devam edecektir. Çünkü ilkbahar tıpkı akarsuları coşturduğu gibi
duyguları da coşturur ve bu duygular, tıpkı bereketli nisan yağmurları gibi, mısra mısra,
beyit beyit şiir olur dökülür dudaklardan. İlkbaharın başlangıcı olan nevruz da, gerek
değişik manzûmeler içinde beyitler halinde, gerekse redifleri nevruz olan, sadece nevruz
konusuna yer veren manzumelerle, sandığımızdan daha çok işlenmiştir. Dîvan şâiri diğer
özelliklerinin yanında çok iyi bir gözlemcidir. Bu özelliği ile meydana getirdiği eserler,
bazılarının iddia ettiği gibi hayattan kopuk değil, tam aksine hayatın ta kendisidir. Dîvan
şâiri bu dikkatli gözlemlerini, hayâl gücü, sanatkârlık yeteneği ve mensûbu olduğu edebî
ekolün disiplini ve gelenekleri içinde şiirleştirir.
17. Yüzyılın , özellikle kasîde alanında, en önemli şâiri olan Nef’î’nin “nevruz” redifli
gazeli de bu konuda yazılmış en güzel örneklerden biridir. Aruz vezninin “mefûlü/mefâîlü/
mefâîlü/feûlün” kalıbıyla yazılan ve “redd-i matla’”lı bu müzeyyel gazel yedi beyitten
meydana gelmiştir. Müzeyyel yani eklemeli gazeller, şâirin mahlasını söylediği beyitten
sonra şiirini tamamlamayıp bir büyüğe hürmeten yazılan birkaç beyitle sona eren gazellere
denir. Nef’î de Sultan IV. Murad’a hürmeten şiirine iki beyit eklemiştir. Matla beytin yer
alan birinci mısraı gazelinin son beytinde aynan tekrar ederek de “redd-i matla’”yapmıştır.

Redifli manzûmelerin ayrı bir özelliği vardır. Redif kelimesi bir mıknatıs gibi bütün
anlamı kendi üzerine çeker ve bu sebeple şiirde bir konu ve anlam birliği sağlanır. Şiirin
bütün beyitlerini dikkatli bir gayretle bu redif kelimesine bağlayıp bir cümle hâlinde
ifâde edebilirsiniz. Bütün beyitler sanki redif kelimesini değişik şekillerde ve değişik
benzetmelerle tarif eden ifadelerdir.

Nef’î, “Nevruzun zamanı erişti ve yine bahâr oldu; nevrûz Cem’inin kadehi
gönülleri neşelendirse bunda şaşılacak ne var?” diye nesre çevirebileceğimiz ve bir soru
içeren

Erişdi bahâr oldu yine hem-dem-i nevrûz
Şâd etse n’ola dilleri câm-ı Cem’i nevrûz

şeklindeki matla’ beytinde kullandığı “yine bahar oldu” ifadesiyle bu oluşumun daha önce
de meydana geldiğini ifade ederken, baharın yer yıl aynı zamanda geldiğine ve nevruzun
baharın başlangıcı olduğuna işaret etmiştir. İkinci mısrada nevrûzun, şarabın mucidi olan
Cem’e benzetilmesi ve “Nevruz Cem’i” olarak vasıflandırılmasının sebebi ise bahar
mevsiminde kurulan yama içme meclisleriyle ilgilidir. Nevruz., insanlara mutluluk ve neşe
veren yeme içme meclislerini kuran bir Cem olarak hayal edilmiştir.
Şâirin, “Bak nevruzun gelişinin bereketi ne yaptı; cihan yine gül gibi güldü ve

mutlu oldu.” dediği

Gül gibi cihân oldu yine hürrem ü handân
Gör neyledi feyz-i eser-i makdem-i nevrûz

ikinci, yani hüsn-i matla beytinde ise nevruzun gelişiyle tabiatın canlanması arasındaki
ilgiye yer verildiğini görüyoruz. Güzel bir teşhis sanatına konu alan beyitte tabiat gülen
ve mutlu olan bir bir insana benzetilirken yine aynı sanat kullanılarak baharda gülün
açılmasıyla, mutlukla gülen bir insan arasında ilgi kurulmuştur. Dîvan şiirinde gül goncası
suskun, konuşmayan bir güzeli ifade için kullanılırken, açılan gül, gülen konuşan bir
sevgiliyi simgeler. Tabiattaki bu mutluluğun ve coşkunun sebebi ise, yine teşhis sanatının
hayat verdiği bir insan olarak düşünülen nevruzun, bereketli ayağıyla gelişiyle ilgilidir.

“Bu mübârek zaman yılda bir kere olur, nevruz her zaman olmazsa buna şaşılır
mı?” sorusunun sorulduğu

Yılda bir olur bu dem-i ferhunde acep mi
Olmazsa her eyyâmda ger âlem-i nevrûz

şeklindeki üçüncü beyitte ise nevruzun her gün olmadığı, yılda bir defa geldiği gerçeği
vurgulanırken, onun bu yılda bir defa gelişiyle ne kadar özlendiği ve değerli olduğu da ifade
edilmiştir. Ayrıca beyitte onun değerini ifade için “mübârek, meymenetle, mesut, kutlu,
uğurlu, mutlu” gibi anlamlara gelen ve bizde kadın adı olarak çok kullanılan “ferhunde”
sıfatının seçilmesi de nevruzun yani ilkbaharın özellikleriyle örtüşen bir tercihtir.

Rind, “dünya işlerini hoş gören, kalender, olgun kişi” anlamına gelen bir kelimedir.
Nef’î’nin “Eğer rind isen cennet bahçesinin hevesini bırak, nevruzun bir neşe yeri
olan meclisi cennet değil mi?” şeklinde nesre çevirdiğimiz

Rind isen eğer ko heves-i bâğ-ı bihişti
Cennet mi değil bezm-geh-i hürrem-i nevrûz

dördüncü beytinde, “nevruzun neşe meclisi” olarak vasıflandırdığı ve beherdeki
güzellikleriyle bir yeme içme meclisine benzettiği tabiatı, bir cennet bahçesinden daha
üstün olarak değerlendiriyor ve bunu “Eğer rind isen cennet bahçesinin hevesi bırak”
ifadesiyle dile getiriyor. Bu benzetmenin hareket noktası ise Allâh’ın emirlerini yerine
getiren inanmışlara Kutsal kitabımızda vadedilen cennetin üstün değer ve güzelliklerinin,
nevruzun gelişiyle tabiatta meydana gelen benzeri güzelliklerin ve bu güzelliklerin insan
rûhuna verdiği cennet huzuruyla ilgilidir.

NEF’Î yaraşır bu gazeli eylese taksîm
Bülbül gibi bir mutrib-i mutrib-dem-i nevrûz

şeklindeki beşinci ve şiirin mahlas yer aldığı beytini “(Ey) Nef’î! Nevruz mutribi bu
gazeli, bülbül gibi taksîm eylese (besteli olarak seslendirse uygun olur (ona yakışır).”
diye nesre çevirebiliriz. “Taksim” ve “mutrib” gibi mûsikî terimlerinin yer aldığı beyitte
Nef’î nevruzu, teşhis sanatının da yardımıyla, musikî parçalarını çok güzel seslendiren
bir sanatkâr olarak vasıflandırıyor ve aynı zamanda baharın vazgeçilmez bir unsuru olan
bülbüle benzetiyor. Bu beyit Nef’î’nin sanatının bir özelliği olan övünmenin de güzel bir

örneği olan bir “fahriye” beytidir.Şâir gazelini bülbül mutribinin terennüm edeceği kadar
güzel bir güfte olduğu kanısındadır.

Gazelin “müzeyyel” olmasını sağlayan iki beyitten birincisi olan ve şâirin “Sultanın
meclisine bu şiir ile inci saçan olsan; (bu) gül bahçesine nevruz şebneminin düşmesine
benzer.” dediği

Bezm-i şehe bu nazm ile olsan güher-efşân
Gûyâ ki gülistâne düşer şebnem-i nevrûz

altıncı beyitte kendisini “inci saçıcı” ve şiirini inci tanelerinden meydana gelmiş bir
manzume
olarak vasıflandıran Nef’î, yine sanatkârlığı ile övünmeye devam eder.
İlkbaharda sabahları bitkilerin üzerinde görülen ve şâirin “gül bahçesine düşen nevruz
şebnemi” olarak ifade ettiği çiy tanelerini de şekil, renk ve değer bakımından inciye
benzetir. Bu inciler ise padişahın meclisine lâyık nâdide incilerdir.

Şiirin yedinci ve son beytinde Nef’î’nin şiirini kime hürmeten müzeyyel hâle
getirdiğini öğreniyoruz. Bu kişinin, Nef’î’nin, zamanda büyük şöhrete kavuştuğu; ancak,
şâirin boğularak öldürülmesi fermanının da sahibi olan Sultan IV. Murad olduğunu
görülyoruz. Nef’î, “Sultan Murad’ın meclisini süslemek için nevruzun zamanı erişti
ve yine bahar oldu.” dediği ve matla beytinin birinici mısraını tekrar ederek “redd-i
matla’” yaptığı

Ârâyiş içün bezmini Sultan Murâd’ın
Erişdi bahâr oldu yine hem-dem-i nevrûz

şeklindeki beytinde, nevruzun gelişini güzel bir hüsn-i ta’lil sanatıyla “Sultan Murad’ın
meclisini süslemek için geldiği gibi güzel bir sebebe bağlamaktadır.

Netice olarak şunu söyleyebiliriz ki nevruz, dünyanın yaratıldığından beri
her yıl tekrarlanan baharın başlangıcıdır ve her toplum bu insana ferahlık, neşe,
huzur ve yaşama arzusu veren günü kendine göre bir şekilde kutlamaktadır. Nevruz
hiçbir toplumun kendine mal edemeyeceği, hele ideolojilerine alet edemeyeceği bir
güzelliktir. Kıyâmet gününe kadar her yıl bu güzel bahar günleri gelecek ve bu güzel
günlerin başlangıcı herkes tarafından coşkuyla kutlanmaya devam edecektir. Şâirler
bu güzel günü ve baharın güzelliklerini dile getiren şiirler yazacak, bestekârlar bu
güzel şiirleri nağmelerle süsleyecek, insanlar el ele tutuşarak oyunlar oynayacaklar.
Çünkü bahar hiçbir ideolojiye, hiçbir kötü maksada ve düşünceye alet edilemeyecek,
güzeliliklerle dolu, sevgi, saygı, huzur ve coşkunluk mevsimidir. Yunus Emre’nin
dediği gibi: “Sevelim, sevilelim dünyâ kimseye kalmaz.”

1- Erişdi bahâr oldu yine hem-dem-i nevrûz
Şâd etse n’ola dilleri câm-ı Cem’i nevrûz
[Bahar erişti ve nevruzla arkadaş oldu; nevrûz (sultanı) Cem’in kadehi gönülleri
neşelendirse
bunda şaşılacak ne var?]

2- Gül gibi cihân oldu yine hürrem ü handân
Gör neyledi feyz-i eser-i makdem-i nevrûz
[Cihan yine gül gibi sevindi ve güldü. Nevruzun gelişinin eserinin feyzi, bak, gör neler
yaptı.]

3- Yılda bir olur bu dem-i ferhunde acep mi
Olmazsa her eyyâmda ger âlem-i nevrûz
[Bu mutlu ve mübârek zaman yılda bir kere olur; nevruz âlemi, eğer her zaman olmazsa
buna şaşılır mı?]

4- Rind isen eğer ko heves-i bâğ-ı bihişti
Cennet mi değil bezm-geh-i hürrem-i nevrûz
[Eğer rind isen cennet bahçesinin hevesini bırak, nevruzun sevinçli bir neşe yeri de bir
cennet değil mi?]

5- NEF’Î yaraşır bu gazeli eylese taksîm
Bülbül gibi bir mutrib-i mutrib-dem-i nevrûz

[(Ey) Nef’î! Nevruzun bülbül gibi eşsiz nefesli mutribi bu gazeli taksîm eylese (besteli
olarak seslendirse) uygun olur.]

6- Bezm-i şehe bu nazm ile olsan güher-efşân
Gûyâ ki gülistâne düşer şebnem-i nevrûz
[Sultanın meclisine bu şiir ile inci saçan olsan; sanılır ki gül bahçesine nevruz şebnemleri
düşmektedir.]

7- Ârâyiş içün bezmini Sultan Murâd’ın
Erişdi bahâr oldu yine hemdem-i nevrûz

[Sultan (IV.) Murad’ın meclisini süslemek için, bahar erişti, yine nevruzla arkadaş oldu.]