Kuranda Argo İddiasına Cevap

Kuranda Argo İddiasına Cevap

Şimdi bu yazımızda,çok çok saygıdeğer ilhan arsel bozuk düşüncelisine,cevap vermeyi istiyoruz.değerli ilhan arsel,bozuk düşüncelerini yazılarında birbir açıklayarak,düşünemediğini ve benim düşünecek bir yapıda insan olmadığımı yazılarımdan görün diye bas bas bağırmaktadır.şimdi alıcılarınızı açın ve yazımızı pür dikkat anlayarak okumaya çalışın.

İlhan arsel yazısına başlarken şöyle başlıyor:

Kur’ân’in hemen her satiri, Tanri’nin kendi kendini yüceltmesiyle, “kul” olarak yarattigi insanlara kendi büyüklügü’nü ve güçlülügü’nü kabul ettirmek istemesiyle, onlari yerlere kapanarak kendisine taptirmaga çalismasiyle, ve fakat bu istek ve gayretlerine karsi dikilenlere küfür’ler ve hakâret’ler yagdirmasiyle doludur. “Yüce’ligini” ve “güçlülügü’nü” kabul etmeyenlere, buyruklarina karsi direnenlere, ve “elçi” olarak seçtigini söyledigi Muhammed’e bas egmeyenlere karsi Tanri’nin, hiçte kendisinden beklenmeyen bir dil ile konustugu, ve örnegin “yabani esek’ler”, “merkep’ler”, “susamis deve’ler”, “dilini sarkitip soluyan köpek’ler”, “geberesiciler”, “rezil’ler”, “sapik kisi’ler”, “beyinsiz’ler”, “kof kütük’ler”, “alçak zorba’lar”, “soysuz’lar”, “Kahrolasi’lar”, “yalancilar” vs… seklinde sözler sarfettigi görülür. Verilecek nice örnekten biri olarak Vâkia sûresi’ndeki su satirlari okuyalim: “Sonra siz ey sapiklar, yalancilar; elbette bir agaçtan, zakkum agacindan yiyeceksiniz… üstüne de kaynar sudan içeceksiniz; susamis develerin suya saldirisi gibi içeceksiniz; iste cezâ gününde onlara sunulacak ziyafet budur…” (K. 56, Vâkia sûresi, âyet 51-56). Burada geçen “susamis develer” deyimi Arapça aslindaki “hüyam illetine tutulmus deve” karsiligi olup, deve’nin hiç doymacasina su içmesini, yâni ne kadar içerse içsin suya kanmaz olusunu anlatmakta! Ve iste yukardaki âyet’le Tanri, “siz ey sapiklar, yalancilar” diye hitap ederken, hitap ettigi insanlara: “zakkum agacindan, kaynar sudan içeceksiniz, tipki hüyam illetine tutulmus ve su içmeye doyamayan develer gibi…” demektedir.

Şimdi ayetlerimizi yazalım ve ne diyor muş ayetlerimiz bir bakalım:

50. “Belli bir günün belli vaktinde mutlaka toplanacaklardır.”51. Sonra siz, ey sapık yalanlayıcılar!52. Elbette bir ağaçtan, zakkum ağacından yiyeceksiniz.53. Karınlarınızı hep onunla dolduracaksınız.54. Üstüne de kaynar su içeceksiniz.55. Susuzluk illetine tutulmuş develerin içişi gibi içeceksiniz.56. İşte ceza gününde onlara sunulacak ziyafet budur.

(vakia süresi 50-56.ayetler)

Gelen bir güne karşı dünya hayatında yapılan değerler bütününe ne yaptıklarını anlatan bir surenin ufacık bir ayetleri bunlar.saygı değer ilhan arsel kafasına göre yorumluyacak ya,dusunmeden etmeden sallama tevili seçmektedir.bakın 50.ayeti iyi okuyun..Kıyamet günü gelmiş çatmış,yani Allaha göre vaad olmuş bir gerçekten bahsediyoruz.bu gerçeği yalanlayanlar dan bahsediyor.kıyamet gününü görmüşmü de bu ilhan arsel bozuk kafalısı,bu yorumları getiriyor kendi kafasına göre…kuranda vaad olunan gün daha gelmedi.eğer gelirse,sen dahil bu güne inanmayıp,kendi nefsani arzularını dinleyenler,bugünü yalanlamış sayılırlar,ve o gün geldiğinde ise;zakkum ağacından yiyeceksiniz diye,vaad olunmuş bir gerçekten bahsediliyor.kendi kafası kıyamet gününü almadığı için,kendi sınırlı beyniyle yorum yapmaktadır bu saygı değer masalcımız…Vaad olunan bir gerçeği,vaad olunan bir yalan olduğunu ispat etsin bakalım bu eleştirmen.Madem bir şeyi eleştiriyorsun,düşünmeden eleştirmeyeceksin.yoksa zokayı fena yutarsın.kıyamet günü kuranda vaad olunan bir gerçek,haydi buyur vaad olunmuş bir yalan olduğunu ispatla ki,ey yalancılar kelimesi insanlara hitap edilmiş bir hakaretten ibaret olsun.eğer ki ispatlayamıyorsan,o zaman şu gerçeği göremiyorsun demektir.bak saygı değer masalcı ilhan arsel,bir gerçek var,o gerçek bir gün mutlaka kurana göre gerçekleşecek,bunu ne sen yalan oldugunu ispatlaya bilirsin,ne de feriştahın.o halde insanlar tarafından ispat edilemeyecek bir gerçeğe kesinlikle yalan demek imkansızdır.o halde kuran insanlara ölünce bir yaşam vaad ediyor.kurana saygı duymaktan başka hiçbir çaren yok.çünkü yalan olduğunu ispatlayamıyorsun.o halde kurani vaade göre,vaadi göremeyenlere,vaade inanmayanlara,vaadi yalanlayanlara,yalancı demektedir.Bunda da çok özgürdür.kuran sana öldükten sonra,enfes bir yaşam vaad ediyor,ama diyor ki.bu dünya da bazı nefsani duygularınızı yeneceksiniz.bunları yenemezseniz,sonucuna katlanırsınız.o halde günlük dilde de bu böyle kullanılır zaten,gerçekleri kabul etmeyip,ileriki yaşamını red eden,ve bugunünü yasayıp,bugun her istediğim olsun diyen insanlara,terminoloji manasıyla,nefisçi,hedonist,zevkperest,sapık,pislik, nefsine hakim olamayan gibi manalar kullanılır.Hangisini kullanırsan kullan,ve buna parelel olarak,bugünüm bugünümdür ileriki yaşamdan bana ne ,yalan şeylerle uğraşamam diyen bir insanda,namkördür,sapıktır ve pisliktir,necistir.Bunun başka tarifi olamaz saygı değer ilhan arsel,örneğin kötü bir örnek olacak ama; kendi nefsani duygularını isteyen ve adaplı,ahlaklı,utanma duygusunu red eden bir insan,yolda geçen her kıza laf atmaktadır,buyur bakalım ilhan arsel nedir bu adamın özelliği.yada şöyle bir örnek verebiliriz,bir arkadaşı o kadınlarla birlikte olma,yoksa hastalık kapıp,frengi olursun diyor.arkadas,sana ne be? Ne olursam olurum.ne frengisi saçamalama deyip,dinlemiyorsa.ve sonunda gerçekten frengi oluyorsa,buna ne denir bay ilhan arsel,nefisçi,sapık denmez mi?yalanlayan denmez mi? Arkadaş gerçekleri göstermiş ona,ama dinlettirememiş.sonunda demiş ki bak beni dinlemedin,dediklerimi yalanladın,ne oldu sonun,çek şimdi cezanı diyemez mi?Elbette der.Bunda da çok özgürdür.saygıdan bihaber insanlar,cahiliye döneminde kadına kıza saldırmıyorlar mıydı? Sen söyle,ne denir bu tiplere,ve Allah ın ayetleri geldigi anda bile,zinayı haram kılan ayetleri yalanlayanlara ne denir istersen sen kendin karar ver bay bozuk kafalı ilhan arsel.bir yorum yapıyorsun.bomboş bir zaman harcayıştan başka bir şey değil.

Kuran her türlü argo kelimeyi,yalanlayıcılara,edep ve arkandan nasibini almamıs,ve gerçekleri vaad olunan gerçekleri kabul etmeyenlere karşı kullanmaktadır.sen şimdi ayetlere masal diyorsun.ve ölmeyeceğini mi zannediyorsun.yada kıyamet gününe yalan diyorsun.ama ispat edemiyorsun.kesin bir ispat mı oluyor şimdi senin bu cumlen.yada senin kendi sahsi fikrin mi ? gerçekleri kabul etmeyenlere verilen tanımla yukarida ki sahsi yazında ki siyah yazılardadır.anlata bildik mi değerli ilhan arsel,kuranı yalanlıyorsun..ama vaad olunan kıyamet gununun yalan oldugunu ispatlayamıyorsun.tipik bir evrimcisin sende işte,o kalın kafalarınız almıyor bu gerçekleri.

İlhan arsel yazısının devamında ispatlanamayan gerçekleri haykırıyor;

Neden onlara böyle demektedir bilir misiniz? Sirf kendisini “Yaratan” olarak kabul etmiyorlar, ve daha dogrusu kendilerinin Tanri tarafindan yaratildiklarini kabul etmiyorlar diye! Nitekim âyet’in devami söyle: “… Sizi Biz yarattik, tasdik etmeniz gerekmez mi? Söyleyin öyleyse (rahimlere) döktügünüz meni nedir? Onu siz mi yaratiyorsunuz, yoksa yaratan biz miyiz?” (K. Vâkia sûresi, âyet: 57-59). Görülüyor ki Tanri, kendisini “Yaratan” olarak kabul etmeyen, örnegin: “Evet bizi sen yarattin, sen yüce’sin” seklinde sükretmeyenlere karsi “susamis deve’ler” diye küfür ve hakâret etmekte! Pek güzel ama “Yüce” oldugu söylenen bir Tanri’nin kullanacagi dil midir bu? Öte yandan Kur’ân’in bu âyet’lerine bakarak, basta Charles Darvin olmak üzere, evrenin ve her seyin “Yaratilis” kurami’na göre degil fakat “Evrim” kurami’na göre olustugunu bilimsel yollarla ortaya vuran bilim adamlarini “susamis develer” olarak tanimlamamiz dogru olur mu?

Hayır kardeşim hakaret etmiyor,kendi kendinize bu yaftayı siz kendiniz yapıştırıyorsunuz.susamış develer misali de,o vaad olunan cehenneme toplanacağınız gün,aynen develer gibi su içeceksiniz demektedir.bu hakaret değil.bu o zaman ki insanların eylemidir.bugün cok susadıgımızda,kana kana su içmiyor muyuz? Ve bazı arkadaşlarımız,çeşmeyi kuruttun demiyorlar mı? Bu hakaret olmuyor mu? Ama saygı değer ilhan arsel kardeşimiz,kuran düşmanlığını bu kadar ahmakca kullanabiliyor.cehennem kuranın vaadi olduguna göre,orada olacak bir şeyi de ,dunyada bize hakaret ediyor manasına getirmek herhalde bir tek sana nasip olur.peki ilhan arsel kardeşimiz,Allah niye o zaman dünya hayatında hakaret ediyor bize de,niye o zaman yiyin için eğlenin,yakında bileceksiniz gibi hicr suresine ayet koyuyor.o zaman oturup dusuneceksin kardesım.kendi kafandan yorum yapmayacaksın.Tanrı nın kullanacağı dil değil bu,kıyamet gununde senin eyleminin ta kendisi,kaynar suyu,oyle bir içeceksin ki,o içişinin başka tarifi olamaz,gerçeği yalanlayanlar ile de,ayyy yazıkkk!!!! Ne susamıslar,için için denmez herhalde.bu dünya hayatında insanlara yapılan bir hakaret değil.vaad olunan bir gerçek alemde,cehennemde ki insanlara yapılan bir tanımlamadır.yani bu dünya ile yakından uzaktan ilgisi yoktur.Diğer yazdıklarında bu tanımlamanın içine girer.otur ve biraz düşün.Kuranı butunlemesine anlamaya çalış,kıyamet gunu gerçekleriyle,dunya hayatını çorba yapma.yoksa komik duruma düşüyorsun.değerli ilhan arsel yazının devamında aynen şöyle yazıyor:

basta Charles Darvin olmak üzere, evrenin ve her seyin “Yaratilis” kurami’na göre degil fakat “Evrim” kurami’na göre olustugunu bilimsel yollarla ortaya vuran bilim adamlarini “susamis develer” olarak tanimlamamiz dogru olur mu?

Ee be ilhan arsel,yalan olana doğru diyorsun,doğru olana yalan diyorsun,evrimi bütün bilim adamları kabul etmişte,bilimselliğinden bahsediyor.ne bilimselliği,evrim gibi insanları kandıran zırva bir propaganda urununde,milyar yıl masalına inanıyorsunda,kuranın vaadini hem ispatlayamıyorsun,hemde yalan diyorsun.nasıl bir çelişki bu,evrimi ispatlıycaksan,milyar yıl masalına inanma,cunku bilimde masallar yoktur.Anladın mı bozuk kafalı saygı değer ilhan arsel,iyi düşün ve git biraz mecmua oku gel karsımıza,evrim bilimselmiy miş değilmiy miş anlarsın sonra.işine gelmeyene masal, işine gelene bilim demek senin gibilere hastır.sizin gibi bozuk düşünceli insanlar olduğu sürece bu ülke hiçbir zaman ileri gitmeyecektir.Bunu unutma.

Yazının devamında düşünemediği ayetleri tekrar tekrar yazıyor bu vatandaşımız:

Görüldügü gibi Kur’ân’in bu âyet’lerine göre Tanri, kendi buyruklarina uymayan bir kisi’yi “seytan’in arkasina takilmis” ve “alçakliga saplanmis” olarak tanimliyor, ve ayrica da “dilini sarkitip soluyan bir köpegin” durumunda gösteriyor! Daha baska bir deyimle bu kisi’yi, köpegin en asagilik hali olan ve baska hayvanlarda bulunmayan soluyusuna benzeterek hakir kiliyor3. Hiç “Yüce” oldugu kabul edilen bir Tanri, bu sekilde konusur mu?

Tanrı senin halini soyluyor kardeşim,senin eylemin o durumda da ondan,gerçekleri göremeyenler,ve başkalarına köpek gibi saldıranlar,asla doğru yolu görmeyen ve eğitimsiz köpeklerin hali gibidir.aynen senin gibi bilip bilmeden eğitimsiz bir şekilde kurana saldırmana diyor.ve ne görse dillerini çıkarırlar he he he diyip geçenlere bu tanımlayı vermektedir.biraz otur da düşün.ne bizi yor ne de o beynini boşa harcama.kabul etmeyip etmen bizi hiç ırgalamaz.yeter ki anlamadan dinlemeden saldırma millete.ben inanmıyorum kardeşim de,ama milletin inancına da masal demeye asla hakkın yok.işte senin gibilere sazan deniyor.senin gibilere hedonist deniyor,senin gibilere saygıdan yoksun utanmaz diyorlar.yazıcaksan ölmüş Hz.muhammede dahi,başkalarının saygısı doğrultusunda gitmen gerekiyor.

İlhan arsel yazısının devamında yine saçmalamaya devam etmektedir.

Bir diger örnek, Kâlem sûresi’nde Tanri’nin, Kur’ân’i yalanlayan ve Kur’ân için “masal’dir” diyen bir kisi’yi “alçak zorba” ve “soysuz” olarak su sekilde küfürlere bogmasidir: “Ey Muhammed! Diliyle igneleyen, kovuculuk eden… çok yemin eden alçak zorba’ya, bütün bunlarin disinda bir de soysuzlukla damgalanmis kimseye… aldiris etmeyesin. Ayet’lerimiz ona okundugu zaman: -Öncekilerin masallari!- der. Onun havada olan burnunu yakinda yere sürtecegiz” (K. 68, Kâlem sûresi, âyet: 8-15).

Bakalım ayetlerimiz nasılmış kendimiz görelim bir de

8- O halde, yalanlayıcılara itaat etme.9- Onlar istediler ki yumuşak davranasın da onlar da sana yumuşak davransınlar.10- Şunların hiçbirine boyun eğme: Yemin edip duran aşağılık,11- Daima kusur arayıp kınayan, hep lâf götürüp getiren,12- Hayra engel olan, saldırgan, günahkâr,13- Kaba ve haşin, sonra da kötülükle damgalı,14- Mal ve oğulları var diye (böyle davranır).

15- Kendisine âyetlerimiz okunduğunda: “Eskilerin masalları” der.

İlhan arselin göremediği düşünemediği şeyi kendi gözlerinizle göründe,aleme ibret olsun bu gibi sahtekarlar.laf götürüp getirene,boyuna yalan yere yemin edene,hayra engel olan,saldırgana,fitneciyi savunuyor bizim karşımızda.yazıklar olsun senin gibi insanlara,bu tür kimseleri yalancıları,fitnecileri,boş yere yalan dan yemin edenlere boyun eğme,bırak onları diyen ayetlere çelişki diyerek,büyük gaf yapmaktadır bu yazar ilhan arsel,kaba,haşin,fitneci,saldırgan insanları koruyan,ama iş başa geldi mi? Kuranda şiddet var diyen çelişki yığını bir insandır bu ilhan arsel.gelip karsımıza kimleri savunuyor ve örnek olarak düşüncesizliğinle alakası bile olmayan ayetleri getirip burada bize karşı yalandan yere koz olarak kullanabiliyor.

İlhan arsel yazısının devamında aynen sunları yumurtluyor:

Yine Kur’ân’da (Imrân sûresi’nde) Tanri’nin, inanmadan “inandik” deyip müslüman imis gibi görünenlere karsi “Kahrolun” (ölün) diye bedduâ’lar ettigi yazili: “… Onlar sizinle karsilastiklarinda: ‘Inandik’ derler; kendi baslarina kaldiklarinda da, size olan kinlerinden dolayi parmaklarinin uçlarini isirirlar. (Ey Muhammed!) De ki: -Kininizden (kahrolun) ölün!-. Süphesiz Allah kalblerin içindekini hakkiyle bilmektedir” (K. Imrân sûresi, âyet 119).

Ayet ne diyor bakalım:

İşte siz öyle kimselersiniz ki, onları seversiniz, halbuki onlar sizi sevmezler, siz kitap(lar)ın hepsine inanırsınız, onlarsa sizinle buluştukları zaman “inandık” derler. Başbaşa kaldıkları zaman da kinlerinden dolayı parmaklarının uçlarını ısırırlar. De ki: “kininizle geberin!”. Şüphesiz ki Allah göğüslerin (gönüllerin) özünü bilir. (Ali İmran süresi 119)

Şimdi dünya hayatından bir örnek verelim; sevgili ilhan arsel vatandasımıza,sizinle karşılaştıgı zaman yumusayan ve sizi destekleyen bir adam dusunun ve sizden ayrıldıktan sonra,sizi yalanlayan,ve görse bir kaşık suda boğmaya kalkan ve içi fitneyle dolu bir adam düşünün.siz bu adam karsısında onu sevmeye devam ediyorsun.ancak Allah bu durumu görüyor,ve o adama,yaptıgın sey cok guzel mi diyecek,şirret bir duruma karşı ne denmesi gerektigini sen daha iyi bilirsin,ilhan arsel…o beyinciğini biraz çalıştır da.iki yüzlü insanlara kinci ,namussuz,şirret,haysiyetsiz denmez de ne denir? Gözü iyilikten başka hiçbir şeyi görmeyen insanlara karsı tuzakcı insanlara ne denir? İsterseniz biz soylemeyelim.peki Allah niye boyle diyor…kininizle geberin cumlesi,hiç akıllanmazsınız siz,nasıl gidiyorsanız öyle gidin.lanet olsun size manalarıyla aynı ihtivaya girer ve iki yüzlü müşrik insanlara verilmiş bir tanımlamadır.yoksa ilhan arsel bu tür insanlara, dogrucu Davut mu demektedir.kendisine sormak lazım.

İlhan arsel yazısına şöyle devam ediyor;

Bir örnek daha vermek üzere Kur’ân’in Kâlem sûresi’nde geçen “alçak zorba” ve soysuzlukla damgalanmis” deyimlerinin kiminle ilgili oldugunu, ve bu âyet’lerin ne maksatla kondugunu arastiralim. Biraz önce belirttigimiz gibi âyet’ler söyle: “Ey Muhammed! Diliyle igneleyen, kovuculuk eden… çok yemin eden alçak zorba’ya, bütün bunlarin disinda bir de soysuzlukla damgalanmis kimseye, mal ve ogullari vardir diye aldiris etmeyesin. Ayet’lerimiz ona okundugu zaman: -Öncekilerin masallari!- der. Onun havada olan burnunu yakinda yere sürtecegiz” (K. 68, Kâlem sûresi, âyet: 8-15). Beyzavî ve Celâledin gibi en saglam kaynaklara göre bu âyet’leri Tanri, Muhammed’e düsmanlik besleyen Velîd b. Mugire (Mugiyra oglu Velîd) hakkinda indirmistir Hemen belirtelim ki Velîd b. Mugire, Kureys ileri gelenlerinden olup son derece varlikli ve ogul’lara sahip bir kimseydi Kureys’in en ünlü âilelerinden birinin reisi idi. Kâ’be’nin tamiri isinde rol oynamis olup halka karsi hakkaniyet ve adaletle davranmak nedeniyle ”Adl” diye anilir, sevilir ve sayilirdi. Çok varlikli oldugu için Ka’be örtüsünün her yil degistirilmesi masraflarini tek basina üstlenmisti. Muhammed ile de bir bakima akraba sayilirdi, çünkü kardesi Abû Umayya, Muhammed’in halasi ile evliydi. Fakat daha sonra Muhammed’le bozustu, çünkü onun peygamberligine inanmadi; ona kafa tuttu, ve onu yalanladi. Söylendigine göre, tipki diger Kureys’liler gibi, o da Muhammed’i “deli”, (“mecnûn”), ya da “sihirbaz” olarak tanimladi. Bütün bunlardan gayri bir de güyâ vahy’in kendisine degil fakat Muhammed’e gelmis olmasindan dolayi Muhammed’e karsi kiskançlik besler oldu: “Ben Kureys kabilesinin büyügü ve basi olarak bir kenarda kalayim da vahiy Muhammed’e gelsin?” diyerek kiskançligini belli ederdi. “Kiskanan Velîd mi idi? yoksa Muhammed mi onu kiskanirdi?” seklindeki bir sorunun karsiligini vermek ayrica üzerinde durulabilecek bir husus. Bu hususta karar verebilmek için Velid’in, hem varlikli olmak, hem erkek çocuk sahibi bulunmak ve hem de halk tarafindan “âdil” ve “iyiliksever” bir kisi olarak bilinmek itibariyle o tarihlerde Mekke’liler indinde, Muhammed’ten çok daha fazla üne sahip oldugunu göz önünde tutmak gerekir. Bu yapilacak olursa Velîd’in Muhammed’i kiskandigi kadar Muhammed’in de Velîd’i kendisine tehlikeli bir rakip görmüs olabilecegi anlasilir. Fakat her ne olursa olsun Muhammed, Velîd’in bu tutum ve davranislari nedeniyle Tanri’dan yukardaki âyet’lerin indigini söylemis, böylece onu “…Diliyle igneleyen, kovuculuk eden… çok yemin eden alçak zorba’ya, bütün bunlarin disinda bir de soysuzlukla damgalanmis ….” kimse olarak tanimlamistir.

Tas tamam bir çarpıtma ve tas tamam bir yalancılık,başka hiçbir tarifi yok.velid bin mugire hakkında bilgi edinmemiz için,aşağıda ki yazıyı okuyun ve inen ayetin iki taraflı kıskançlıkla uzaktan yakından alakası olmadığını göreceksiniz.velid bin mugire’nin kabenin örtüsünü yenilemesi ve kabeyi tamir etmesi ile ilgili bilgi,ilhan arselin gereksiz konuşmalarına örnektir.velid bin mugireyi daha farklı yönden yazamıyor yazarda o yüzden mugire ile ilgili farklı noktalara değiniyor.velid bin mugire’nin bir öyle düşünüp,bir böyle konuşup,söz taşıyıcı,iki yüzlü bir insan oluşunu aşağıda ki yazıda göreceksiniz.nedense arsel olayı alakası olmayan iki taraflı kıskançlığa getirmiş.

Velid bin Muğire, Hişam bin Muğire ve Utbe bin Rebia gibi Kureyşin ileri gelenlerinin bulunduğu bir toplantıda bir çocuğun doğduğunu haber veren bir Yahudi ileri geleni, hazır bulunanlara, bu gece bir çocuklarının olup olmadığını sordu. Bilmiyoruz cevabını alınca; “Vallahi sizin bu kabahatinizden iğrendim. Bakın ey Kureyş topluluğu, size söylüyorum. İyi dinleyin. Bu gece, bu ümmetin en son peygamberi Ahmed doğdu. Eğer yanlışım varsa, Filistin’in kutsiyetini inkâr etmiş olayım. Evet, onun iki küreği arasında kırmızımtırak, üzerinde tüyler bulunan bir ben var!” mealinde izahatta bulundu. O gece Peygamber Efendimizin (asm) doğduğu gece idi. Hazır bulunanlar, hayretler içinde kalıp dağıldıktan sonra, evlerine gidip sordular. O gece Abdullah’ın bir oğlunun olduğunu ve adının da “Muhammed” konduğunu öğrendiler. Kırk yıl önceden Yüce Peygamberin geliş müjdesini öğrenen Velid, buna rağmen iman etmeyecektir.

Velid bin Muğire, insanları İslâma dâvet eden Peygamber Efendimizin karşısında yer aldı. Yüce Peygamberi fikrinden vazgeçirmek için, Ebu Talib’e müracaat eden heyetin içinde bulundu. Diğer taraftan oğlunu, Habeşistan’a hicret eden Müslümanları Necaşi’den istemek için elçi olarak gönderdi. Giriştiği teşebbüslerden netice alamadıkça, tutumu sertleşti. Aynı zamanda müşriklerin akıl hocası durumunda olduğundan, gelip kendisine danışmakta, ne yapacaklarını ve ne söyleyeceklerini kendisine sormakta idiler. Söyleyecek hiçbir şey bulamayınca sihri uydurdu.bu olayı kısaca açmak istiyoruz;olay şöyledir;

“Ey Kureyşliler,” dedi, “İşte Hac mevsimi de gelip çattı. Arap kabileleri yurdumuza akın edeceklerdir. Muhakkak onlar, şu adamımız Muhammed’in meselesini de duymuşlardır. Size bir takım sorular soracaklardır. Bu sebeple onun hakkında bir fikir etrafında birleşmemiz gereklidir. Tâ ki, aramızda ihtilâfa düşmeyelim.”
Bu, kurnazca bir teklifti. Ayrı ayrı fikir beyan etmeleri elbette onları inanılmaz ve sözlerine güvenilmez bir duruma sokacaktı. Dolayısıyla gelen halk üzerinde de pek tesirli olamayacaklardı.
Kureyşliler, bu kurnaz teklifin sahibini tedbir hususunda da dinlemek istediler.
“Sen,” dediler, “bize bu husustaki görüşünü, kanaatini ve tedbirlerini de söyle. Biz de aynısını söyleyelim ve aynı şekilde hareket edelim.”
Fakat, Velid, önce onların kanâat ve görüşlerini öğrenmek istiyordu. Kureyş müşrikleri fikirlerini beyân ettiler.
“Kâhindir deriz.”
Velid bu fikirlerine katılmadı.
“Hayır,” dedi, “vallahi o, bir kâhin değildir. Biz kâhinleri görmüşüzdür. Onun okuduğu şeyler, öyle kâhin mırıldanışları ve düzmeleri cinsinden değildir. Kâhin doğru da söyler, yalan da. Amma, biz Muhammed’in hiçbir yalanını görmedik ki!”
Müşrikler,
“O halde “mecnûn (deli)” diyelim” dediler.
Velid, bu görüşe de itiraz etti:
“Hayır,” dedi. “O mecnûn da değildir. Delileri görmüşüz. Deliliğin ne olduğunu biliriz. Onun hali bir delininkine asla benzemiyor.”
Topluluktan üçüncü teklif geldi:
“Öyle ise ‘şair’dir deriz.”
Velid bu görüşü de doğru bulmadı.
“Hayır, o şâir de değildir, biz şiirin her çeşidini biliriz. Onun okuduğu bunların hiçbirine benzemez.”
Müşrikler,
“O halde ‘sihirbaz (büyücü)’ deriz.”
Bu fikirler de Velid’ce makbul sayılmadı.
“Hayır, hayır! O sihirbaz da değildir. Biz hem sihirbazları, hem de yaptıkları sihirlerini görmüşüzdür. Onun okudukları, ne sihirbazların okuyup üfledikleridir, ne de düğümleyip bağladıkları,” diye konuştu.
Bütün tekliflerinin reddedildiğini gören müşrikler, işi Velid’e havâle ettiler:
“O halde ey Abdüşşems’in babası, ne diyeceğimizi sen söyle” dediler.
Velid’in konuşması şaşırtıcı oldu:
“Vallahi,” dedi, “onun sözlerinde apayrı, bambaşka bir tatlılık vardır. Onun okuduğu sözden tatlı söz olamaz. O bir nurdur. Onun öyle bir tatlılığı vardır ki, sanki kökü çok verimli toprakta, suyu bol bahçelerde yükselen, dalları ise etrafa uzanan gür meyveli bir hurma ağacıdır, o.”
Müşrikler, bu ifadelerden telâşa kapıldılar. Yoksa akıl danıştıkları ve fikir babalarından biri saydıkları Velid de mi Müslüman olmuştu? Hele kendilerini terk edip, evine dönmesi telaş ve endişelerini bütün bütün artırdı. Öyle ki,
“Velid, dininden döndü” diye söylenmeye bile başladılar.
Ancak, Velid’in dininden döndüğü filan yoktu. Hangi itham ve iftiranın daha uygun olacağını düşünmek için evine çekilmişti. Kararını verdikten sonra, geri dönüp Kureyşlilere şöyle dedi:
“Sizin, asılsız ve yalan olduğu kısa zamanda anlaşılacak olan bu dedikleriniz içinde yine akla en yakın olanı ona sihirbaz demenizdir. Çünkü, o öyle büyüleyici bir sözle gelmiştir ki, o söz evladla babanın, kardeşle kardeşin, karı ile kocanın, kavim ve kabilesiyle şahsın arasını açıyor.”

(bkz::// İbni Hişâm, Sîre, 1/288-289; Kâdı İyaz, Şifâ, 1/512-513 )

Peygamber Efendimize çeşitli hakaretlerde bulundu ve büyücülükle itham etti. Bundan sonra, müşrikler Peygamber Efendimize büyücü demeye başladılar. Yüce Resûl bundan çok rahatsız oldu. Bunun üzerine Müddesir Sûresi nazil oldu. Elli altı âyetten müteşekkil sûrenin, 11′den 26. âyete kadar olan kısmın, Velid hakkında nazil olduğu nakledilmektedir:

“Tek başına yarattığım o kimseyi Bana bırak. Ona bol bol servet verdim. Gözü önünde duran oğullar verdim. Daha pek çok nimetleri önüne serdim. Sonra o daha da arttırmamı istiyor. Asla! Çünkü o, âyetlerimize karşı direnip durdu. Ben de onu pek zorlu bir azaba süreceğim. Düşündü, taşındı, ölçtü, biçti. Kahrolası, nasıl da ölçüp biçti! Sonra baktı. Sonra kaşını çattı, suratını astı. Sonra sırt çevirip kibirlendi. ‘Bu olsa olsa eskiden kalma bir sihirdir’ dedi. Ben onu Sakara (Cehennem) sokacağım.” (Müddesir; 11-26).

Cenâb-ı Hakk’ın büyük nimetler bahşettiği Velid, kibir ve gururuna yenik düşmekteydi. “Ben Kureyş kabilesinin büyüğü ve başı olarak bir kenarda kalayım da vahiy Muhammed’e gelsin? Ebu Mesud Amr bin Umeyr bile nasıl bir kenarda bırakılabilir? Biz ikimiz Taif’in reisleriyiz” diyerek Cenâb-ı Hakk’ın iradesine karşı durmaktaydı. Serveti ve sahip olduğu çocuklarıyla kibirlenmekte, kendisini herkesten üstün görmekteydi. Kendisi iman etmediği gibi, kendi kavminden olanların da iman etmemesi için her türlü yola başvurdu. İslâma ve Peygamberine karşı yaptığı hareketlerinden dolayı, hakkında en çok âyet nazil olan müşrik kişiler arasında yer aldı.

Risâle-i Nur’da ismi geçen Velid’in Peygamber Efendimizi vurmak maksadıyla hareket ettiği aktarılmaktadır; “Velid ibni Muğire, yine Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmı vurmak için büyük bir taşı alıp, secdede iken vurmaya gitti, gözü kapandı. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmı Mescid-i Haramda görmedi, geldi. Onu gönderenleri de görmüyordu; yalnız seslerini işitiyordu. Tâ Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm namazdan çıktı; ihtiyaç kalmadığından onun gözü de açıldı.” (Mektubat, 1994, s. 160-161).

622 yılında ve Hicret’ten birkaç ay önce, farkında olmadan ve dikkatsizlikle bastığı zehirli bir okla yaralandı. Bu yaranın etkisiyle Mekke’de öldü.

Yani gördüğünüz gibi,velid bin mugire nin tutarsızlıklarla dolu yaşamında,peygamber düşmanlığını,yalanlarıyla,ve koğuculuklarıyla geçen bir hayata sahiptir.bundan sebep velid bin mugireye inen ayetlerin muddesir suresinde 11 ve 26 nolu ayetleri arasındakileri içerdiklerine göz atmak ve,tanımlanan velid bin mugire’yi göz önüne almak gerekirse ; hakikaten,hz.muhammedin ne oldugunu bildigi halde; hatta ve hatta kıssamızda anlattıgımız olay geregince ; yalan oldugu anlasılacagını bile bile ona sihirbaz yaftasını yapıştırmasına rağmen,.sırf hasedinden ve inadından dolayı hz.Muhammed’e kin gütmüştür.

Mü’minler arasında; dargınlığa ve fitneye sebep olacak sözleri birinden diğerine taşımak (nemime) haramdır. Kur’ân-ı Kerîm’de: “(Doğruya da, eğriye de) Alabildiğine yemin eden, izzet-i nefsi bulunmayan, (ötekini berikini) daima ayıplayan, (gammazlıkla) laf getirip götürmeye koşan (insanları hayırdan men eyleyen, aşırı zâlim çok günahkâr, kaba, haşin, bütün bunlardan başka kulağı kesik (damgalı soysuz) olan hiçbir kişiyi tanıma”hükmü beyan buyurulmuştur. Müfessirlerin cumhuru bu ayette vasıfları sayılan kimsenin Velid b. Muğire olduğunu beyan etmişlerdir. Rivayete göre Velid b. Muğire bunu işitince; annesinin yanına gitmiş kılıcını çekerek “Ğ Muhammed beni on sıfatla teşhir etti. Bunlardan dokuzunu kendimde buldum. Fakat “zenim” (zina mahsulü) olduğumu ilk defa duyuyorum. Bana doğruyu söylersen ne âlâ?” diye tehdit ederek, gerçeği öğrenmiştir. İbn-i Abbas (ra): “Allahû Teâla (cc) bu adamların ayıplarını teşhir ettiği kadar, hiç kimseyi vasıflandırdığını bilmiyoruz” demiştir. Velid b. Muğıre’nin sıfatlarından birisi de laf getirip götürmedir. İnsanların ayıplarını onun kadar araştıran hiçbir müşrik yoktur. Allahû Teâla (cc) onun ayıplarını meydana çıkarmakla, bütün insanları bunlardan kaçınmaya dâvet etmiştir.

1774 Sahih-i Müslim’de; Hemmam b. Haris’den rivayete göre; “Kattat” cennete giremez. Hadis şudur: “Biz Hz. Huzeyfe (ra) ile birlikte mescidde oturuyorduk. Derken bir adam gelerek yanımıza oturdu. Hz. Huzeyfe (ra)’ye: “Ğ Bu adam sultana birşeyler götürüyor” dediler. Bunun üzerine Hz. Huzeyfe (ra) ona işittirmek isteyerek: “Ğ Ben Resûl-i Ekrem (sav)’i “Koğucu (kattat) cennete giremez” derken işittim” dedi. Kadı İyaz: “Kattat’la Nemmam’ın mahiyeti birdir” derken, İbn-i Battal; bazı lügat ûlemasının arada ince bir fark olduğuna işâret ettiğini kaydediyor. Şöyle ki: “Nemmam: Konuşan cemaatle beraber olur ve onların konuştuklarını başkalarına götürür. Kattat ise: Cemaatin haberi yokken onların konuştuklarını dinler, sonra başkalarına taşır.

Yani sözü edilen kişi ve ayetlerle doğru orantılı olarak düşünmek gerekirse ,hakikat arsel in anlattığı kıskançlık yönünün zenginlik ve peygamberlikle ilgili iki taraflı olduğu değil,tek taraflı olarak mugire oğlu velidin peygambere olan kıskançlığı ve hasedinden dolayı,yalan yanlış,içinden bildiği halde,lafız yönüyle aksi cevaplar vermesi ve peygambere iftiralar atmasıdır.bunun başka açıklaması yok.dolayısıyla ilhan arsel olayı yanlış boyutta inceleyip,kavramları tahrif etmektedir.

Arsel yazısının devamında şöyle yazmaktadır:

Kur’ân’a koydugu bu âyet’lere göre Tanri, güyâ Velîd’e “bol varlik”, ve “ogul’lar” verdigini hatirlatmakta ve bu verdigi nîmetlere ragmen onun Muhammed’e karsi geldigini söyliyerek azarlamaktadir. Azarlarken de Muhammed’in “deli” olmayip aksine“en büyük bir ahlâk’a” sahip bulundugunu ve ona “kesintisiz ecir” verecegini bildirmekte, ve yeminler ederek söyle demektedir: “…Kalem ve onunla yazilanlara and olsun ki, ey Muhammed! Sen Rabbinin nîmetine ugramis bir kimsesin, deli degilsin. Dogrusu sana kesintisiz bir ecir vardir. Süphesiz sen büyük bir ahlâka sahipsindir. Hanginizin aklindan zoru oldugunu yakinda sen de göreceksin, onlar da görecekler….” (K. 68 Kalem sûresi, âyet 1-6). Fakat yine Muhammed’in söylemesine göre anlasilan o ki Tanri, bunlari yeterli bulmadigi ve öfkesini yenemedigi içindir ki Velîd hakkinda “alçak zorba” ve “soysuzlukla damgalanmis kisi” seklinde konusmustur.

Arsel yine burada da olayı eksik inceleyerek,parçalayarak koparmaktadır.Allahın velidi azarlamasının sebebini yukarıda ki yazımızda net olarak anlattık.azarlamasının sebebi belli; peygambere yalan yanlış yere iftiralar atması,öldürmek istemesi,kıskanması,hasedi ve inadıdır.onu iyi bildiği halde,ona karşı düşmanca tavır sergilemesidir.arsel hiç bunları yazmıyor yazısında ve kurandan bir parca ayet alarak bu böyledir diye ,kendi kafasınca yorumlar yapmaktadır.ve olayı değiştirerek,peygamberi öven ayetlere cevirmektedir konuyu.tamamen yalan yanlıs bir yorumlamanın ürünleri bunlar.ilhan arsel,dusmanlıgını böyle bodozlama kullanarak,yazısında içinden çıkılamaz gaflar yapmaktadır.yani velid bin mugire nin yaptıklarını yazmadan,velid bin mugire ye avukat rolü üstlenmiştir bu yazar.ve bundan sebep; ilhan arsel bu yazısında,çelişkiler yumağına kendisi kapılmıştır.