Ölülere Kur’an Okunmaz diyenlere nasıl Cevap vermeliyiz?

Ölülere Kur’an Okunmaz diyenlere nasıl Cevap vermeliyiz?

İTİRAZ

Hayat sahibi olan kimseyi korkutması ve kâfirler üzerine de azabın tahakkuk etmesi için (O Kur’an’ı) indirdik.

Bu ayetten açıkça anlaşıldığına üzere, Kur’an ölüler için değil, diriler için inmiştir! Kur’an yaşayan bedenlerdeki ölü kalpleri yeniden diriltmek için gönderilmiştir. O halde ölülere Kur’an okumak dinde aslı olmayan bir bidattır.

CEVAP:

Bu açıkça bir yanlış ve eksık bilgilendirmedir. Çünkü Resûlulah sallallahu aleyhi ve sellem’den, kabirlerde Kur’an okumamızı tavsiye eden sahih ve zayıf hadisler vardır. Okunmaz diyenlerin elinde ise, yoruma muhtaç olmadan, açık bir şekilde “Kur’an okumayın!” diye bir âyet, sahih veya zayıf bir hadis, bir sahabe sözü de yok, yok, yook…

Bundan dolayı, böyle ayetleri kafalarına göre yorumlayarak, Kur’an okunmayacağına dair delil oluşturmaya, ölülere Kur’an okunmasını tavsiye eden birçok hadisi, zan ve yorumları ile zayıflatmaya çalışmaktadırlar. Bu ayette de hatalı yorum yapıyolar. Ayette ölülere kuran okumayın diye bir söz varmı yok. Evet, ölü kendisine okunan Kuran’ı dinlemek neticesinde, yaşarken Kur’an dinleyerek aldığı sevap gibi bir sevap elde edemez, hidayete eremez. Ölmüş olanları hidayete ermeleri için uyarmak ve inkarcı ölmüş olanlarıda cehennem azabıyla korkutmak için kuran okunmaz. Hayatta olanları uyarıp hidayete ermeleri için ve inkarcılarıda cehennem azabıyla korkutmak için kuran okunur. Bu açıdan Kur’an ölüler için değil, diriler için inmiştir!. Ölüler zaten ölü uyarmak ve azapla korkutmaya gerek yok zaten biliyor görüyorlar.

Hayat sahibi olan kimseyi korkutması ve kâfirler üzerine de azabın tahakkuk etmesi için (O Kur’an’ı) indirdik.

Ayette de bu kastediliyor.

Doğru! Fakat bizden önceki Müslüman kardeşlerimiz için hayır dualar etmemizi, bizzat Allah-u Teâlâ bizlere tavsiye etmiş, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem de, bu yöndeki uygulamaları ile bizlere örnek olmuştur.

Allah Teâlâ şöyle buyurur (meâlen):

“Onlardan sonra gelenler: Rabbimiz! Bizi ve bizden önce inanmış olan kardeşlerimizi bağışla; kalbimizde Müminlere karşı kin bırakma! Rabbimiz! Şüphesiz Sen şefkatlisin, merhametlisin. derler.”

Kıldığımız her namazın sonunda şu duayı okumamız tavsiye edilmiştir:

“Rabbimiz; hesabın görüldüğü günde beni, anamı, babamı ve tüm Müminleri bağışla!”

Bu dualar, Kur’an ayetleridir.

Ebû Üseyd Mâlik İbni Rebîa es-Sâidî radıyallahu anh şöyle dedi:

Bir gün biz Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in huzurunda otururken, Selemeoğulları kabilesinden bir adam çıkageldi ve:

— Yâ Resûlallah! Anamla babam öldükten sonra onlara yapabileceğim bir iyilik var mı? diye sordu. Resûl-i Ekrem şöyle buyurdu:

— “Evet! Onlara dua eder, günahlarının bağışlanmasını dilersin, vasi-yetlerini yerine getirirsin, akrabasını koruyup gözetirsin, dostlarına da ik-ramda bulunursun.”

Kur’an okuyarak dua edersek, Allah Celle Celâluhû dilerse merhamet eder, dilemezse etmez. Ölülerimize duâ edip, Kur’an okuduğumuzda, hâsıl olan sevabı, ölüye hediye edip bağışlayabiliriz. Bunu kabul eden mezhep imamlarının görüşlerine aşağıda yer verilecektir.

Kur’ân’ın sevabı, ancak onu anlayarak okuyan ve yaşamaya çalışan kişiye aittir. Ancak, ölen kimse hayatta iken, başka bir kimseye Kur’an oku-mayı öğretmişse veya öğrenmesine vesile olmuşsa, öğrettiği o kimse, Kur’-an’ı her okuduğunda, o kimseye de sevap yazılır. Bu da zaten o güzel amele vesile olmanın sevabıdır.

Cenaze namazında Fâtiha Sûresi’nin okunacağına dair Talha (radıyal-lahu anh)’dan şöyle bir hadis nakledilmektedir:

Talhâ (radıyallahu anh)’dan: “Abdullah b. Abbas’ın (radıyallahu anhumâ) arkasında bir cenaze namazı kıldım ve o, Fâtiha Sûresi’ni okudu. Sonra da onun sünnet olduğunu öğrenin diye, böyle okudum” dedi.

Cenaze namazı, Allah’ı övmek, Hazreti Peygamber’e salavât getirmek ve ölü için de duâ etmek olarak telâkki edilmektedir.

Zaten rükûsuz ve secdesiz olması, onun diğer namazlardan farklı olduğunu gösterir. Cenaze namazı, ölmüş olan kişiye kılınır. Bu namazın ön şartı cenazenin vukuudur. Sırf ölü için kılınan bir namazda Kur’ân okunması anlamlıdır. İster duâ anlamında olsun, isterse Kur’ân’dan bereketlenme anlamında olsun, bu uygulama, ölüye Kur’ân okunabileceğine dair bir hüccettir. Biz Hanefîler, cenaze namazını dua olarak gördüğümüz, kıraat mahalli görmediğimiz için onda fatihayı kıraat olarak okumasak da sena veya dua olarak okuyabiliriz. Nitekim, Hanefî alimlerinin ileri gelenlerinden Şurunbilâlî, bir risalesinde, Merakı’l-Felâh’ında ve İmdadü’l-Fettâh’ında bunu açıkça ifade eder:

“Fatiha okumak da sena kasdıyla caizdir; bizde böyle denilmiştir. Buhârî’de İbnu Abbâs radıyallahu anhumâ’nın cenaze namazı kıldığı ve fatiha okuduğu ve bunun sünnet olduğunu bilmeniz için böyle yaptım dediği rivâyet edilmiştir. Tirmizî de (bunu rivayet etti ve) sahih olduğunu söyledi.”

Tahtavî de Aynî’den şöyle dediğini nakletti:

“Tahâvî buna şu cevabı verdi: Sahabe’nin Fatiha okuması belki de kı-raat şekliyle değil de dua şekliyle idi. İmâm Mâlik, ‘Cenaze namazında Fa-tiha okumak memleketimizde işlenen bir şey değildir’ dedi.”

Sözün kısası, hadisler biz Hanefîlerce sabittir ve cenazede Fatiha okumak “câiz”dir. Biz Efendimiz’in onu caizliğini öğretmek maksadıyla okuduğu şeklinde, İbnu Abbâs’ın “sünnet” olduğunu söylemesini de onun ictihadı olarak anlıyoruz. Bunun delili de Mesela İbnu Ebî Şeybe’nin İbnu Ömer ve Tâbiûn imamlarının nicelerinden fatiha okumayı inkâra dair gelen rivayetlerdir… Yani Selef’den bunu okuyanlar da vardı okumayanlar da. Yine Selef’den olan İmâm Ebû Hanîfe, bu hususu bizim dediğimiz gibi anladı. İmâm Mâlik de -İmâm Tahâvî’nin de aktardığı gibi- memleketimiz (Medîne)de fatıha okunmazdı demekle bunun yerleşik bir Sünnet olmadığını anlatmıştır. Biz delillerin hepsiyle amel ederken, siz kimisiyle -onları anlamadan veya eksik anlayarak- kısmen amel ediyor, büyük bir kısmını da ilimsizce çiziyorsunuz.

Hanefî bir Müslüman henüz yayınlanmamış bir eserin dipnotunda şöyle diyor: Birçoklarına göre cenâze namazında fâtihâ sûresi okunur. Bu husûsta Buhârî (1335), Ebû Dâvûd (3198), Tirmizî (1027) ve başkalarının rivayetleri vardır. Yani cenâze namazında ölüye Kur’ân okunmaktadır.

Bu fatihanın, cemâatin önündeki namazı kılınmakta olan ölüye okunduğunu, bunun câiz olacağını, ama kabirdekine Kur’ân okumanın câiz olmayacağını iddiâ edenler de var. Onlara yine İmâm Buhârî’nin (1336,1337) ve Müslim’in (954,955) numaralı hadîslerinde geçen, kabirde gömülü olan kimseye Nebî sallellâhu aleyhi ve sellem’in gömülmenin er-tesi günü cenâze namazı kıldırdığını hatırlatmak isteriz.

Öyleyse biz deriz ki; henüz toprağa gömülmemiş meyyit ile gömülmüş meyyit arasında bir fark mı vardır da, sadece gömülmek üzere olan meyyite okunacağı söylenip, mezardakine okunmayacağı iddia edilmektedir? Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in cenazede Fâtiha Sûresi’ni okuması hususunda “çürümeden, hemen yaptı, vakit geçtikten sonra yapmadı” gibi bir şey söylemek doğru olmaz.

Nitekim aşağıdaki hadiste bu aşikârca olarak belirtilmiştir.

Bununla da yetinmeyen, yakın zamanda gömülü olduğunda kılınır diyenlere de Ahmed İbnu Hanbel (4/149,153,154), Buharî (1344,4042), Müslim (2296), Ebû Dâvûd (3223,3224), Nesâî (1954) ve başkalarının rivâyet ettiği Nebî sallellâhu aleyhi ve sellem’in Uhud şehidlerine şehid olmalarından yedi sene sonra cenâze namazı kıldırdığına dâir olan haber üzerinde düşünmesini tavsiye ederiz.

İmam Tahavî’nin Şerhu Meâni’l-Âsar eserinde rivayet ettiğine göre (I, 503-504 beş hadis), Nebi sallallahu aleyhi ve sellem, Uhud şehitlerine yedi sene sonra cenaze namazı kılmıştır. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem yedi yıl sonra, şehitler için okuduğu Fatiha Kur’an değil midir?

Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Kur’an’ın dirilere indiğini bilmi-yor muydu, yoksa siz mi o ayeti tam anlayamadınız da, yanlış yorum yapıyosunuz?!

Kısacası, ölüye Nebî sallellâhu aleyhi ve sellem efendimiz Kur’ân okunmasını emir veya tavsiye etmiş, Sahâbe radıyellâhu anhum ve İmamlar da okumuşlardır.

Günümüzdeki kendisine Selefî ismini takan ama Selef’ten uzak olan-lar bütün bunlara rağmen bu amele bid’at yaftası vurabilmektedirler. Selef’e rağmen Selef taraftarı olduğunu iddiâ eden bu bid’atçıları şimdilik sadece Allah celle celâlühû’ya havale etmekten başka bir çâremiz yoktur. Hasılı siz cumhurun yaptığı gibi ölüye gömülmeden ve gömüldükten sonra cenaze namazında fatiha okumayı bir sünnet olarak kabul ediyorsunuz. Ondan sonra, akıllı, ne dediğini bilen ve kendinde olan birisi iseniz, ölüye Kur’ân okunabileceğini kabul etmeye mecbursunuz

Mâşâellah “Sahabe’nin cenaze namazı kılıp ve Kur’an okuduğunu görmekteyiz” cümlesindeki tashih hatası olarak gelen “ve”nin yanlış yerde kullanıldığını gördünüz. Ancak ne yazık ki, “kılıp”taki “ıp” lafzının “ve” ma-nasında olduğunu ve de tekrarın olmaması gerektiğini göremediniz. Üstelik açık sözleri anlayamamanıza rağmen hasmınızın kalbindeki maksada da “onu yararak” mı muttali oldunuz?

Ölüye Kur’ân okunmaz, diyenler; Kur’ân sadece diriler için indirilmiştir, diyorlardı. Oysa yukarıdaki hadiste sahâbenin cenaze namazı kılıp, Kur’ân okuduğunu görmekteyiz. Hadis sahihtir. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem, yapmış ki, Talha radıyallahu anh’dan yapılan rivâyetin metninde “sünnettir” deniliyor. Şayet, bu namaz ve duanın ölüye bir faydası olmasaydı, Resûlullah sal-lallahu aleyhi ve sellem, bunu ne kendi yapar, ne de başkalarına emrederdi.

Halbûki O, kendisi de birinin cenaze namazını kıldırırken:

“Allah’ım! Falan oğlu falan, senin güvencende, senin koruman al-tındadır. Onu kabir fitnesinden ve Cehennem azabından koru! Sen vefa ve övgü sahibisin. Allah’ım! Onu bağışla, ona acı! Muhakkak ki sen çok bağışlayan, çok acıyansın” diye dua etmiştir.

Kaldı ki, cenaze namazının kendisi de ölü için bir duadır. Allah için namaza, meyyit/meyyite için duaya… diye niyet edilir. Eğer ölünün ruhuna yararı yoksa bunun bir anlamı kalmaz. Resûlullah Efendimiz: “Onu kabir fitnesinden koru!” diye dua ediyor. Kabirdeki insana fay¬dası olmasa, Resûlullah Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem bu şekilde dua eder mi? Kendisi de, zaman zaman Baki’ Kabristanı’nı ziyaret eder, kabirdekilere selam vererek dua ederdi. Eğer selamı onlara ulaşmasa, duası fayda etmeseydi, bunu yapması abesle iştigâl olurdu. O ise, bundan mü-nezzehtir.

İbni Abbas radıyallahu anhumâ şöyle dedi:

Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem, iki kabre uğradı ve:

“Şüphesiz bunlar azap olunuyorlar. Bununla beraber büyük bir günah-tan dolayı azap olunmuyorlar. Onlardan biri koğuculuk yapar, diğeri ise idrarından sakınmazdı” buyurdu. Sonra Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem, yaş bir hurma fidanı istedi. Müteakiben çubuğu ikiye bölerek, bir parçasını birinin, diğer parçasını diğerinin üzerine dikti ve

“Bunlar kurumadığı sürece, azapları hafifletilir” buyurdu.”

Demek ki, bir hurma dalı bile, Allah’ın izniyle, ölüye faydalı olabili-yor. Peki, o hurmayı yaratan âlemlerin Rabbi Allah-u Teâlâ’nın kelâmı olan Kur’an-ı Kerim nasıl ölüye faydalı olmasın?! Böyle bir şey söylenebilir mi?!

Kur’an okunmaz diyenler, hayatı boyunca, defalarca kabirleri ziyaret eden Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem, ölü için Kur’an okumamış ve ümmetine de böyle bir şey tavsiye etmemiştir. Resûlullah’tan okunacağına dair bir haber bize ulaşmamıştır, diyorlardı

Şimdi, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in, kabirlerde ölüler için Kur’an okumamızı söylediği o hadisleri aşağıda yazacağım. Onlar da, bu hadislere zayıf demeye çalışacaklar. Velev ki zayıf hadisler bile olsalar, onların yorumlarına nazaran zayıf hadis dinen geçerli olan delildir. Zayıf hadis ile amel edilir. Mezhep imamları amel etmişlerdir. Ölüler için Kur’an okunmaz, diyenlerin elinde, ölülere Kur’an okumayın, diye açık, yoruma muhtaç olmayan bir zayıf hadisleri bile yok iken, bu itirazları onların durumlarını anlamamıza yeter de artar.

Kaynaklar;

Yâsîn 36/70.

Haşr, 59/10

İbrahim, 14/41

Ebû Dâvûd, Edeb: 120; İbn Mâce, Edeb: 2

Buhârî, Cenâiz, 65; bab hadis 1335 Ebû Dâvud, Cenâiz, 59; Tirmizî, Cenâiz, 39; Nesâî, Cenâiz, 77; İbn Ebî Şeybe, 11/492, 493 (h.no: 11393, 11403).

Begavî, Şerhu’s-sünne, c.III, s. 247. Hanefî, Şafi’i, İshâk, Nehâî ve Sevrî gibi âlimlerin kanaati bu yöndedir.

İmdât (619), Merakı’l-Felâh (Tahtavî kenarı: 340) Buhârî (1318),

Tirmizî (1022),

İbnu Mâce (1534)

Tahtavî (340)

Ebû Davud, Cenâiz: 56.

Buhari, Vudû 55 – Müslim, Taharet, 34 – Ebû Dâvûd, Tahâret, 11 –

Tirmizî, Tahâret, 53 – Nesâî, Tahâret, 27

SELEFİLİK ADI ALTINDAKİ GÖRÜŞLERE SELEFİCE CEVAPLAR