Kalplerin Islahı

Kalplerin Islahı

“Ben Elhamdülillah Müslümanım” diyen herkesi Müslüman olarak kabul etmek dinimizin emri, peygamberimizin sünneti ve uygulamasıdır. “Lâ ilâhe illallah” diyerek peygamberimize biat eden ve nübüvvetini kabul eden herkes şüphesiz Müslümandır ve bu nedenle imanlıdır. Bunda asla şüphe yoktur. Ancak bu iman “Salih amel” dediğimiz “Farz ibadetleri yapıp, haramlardan kaçmadığımız” sürece bizi kurtarır, dünyevi ve uhrevi saadete ulaştırır mı? Kurtarmayacağı ve saadete sevk etmeyeceği de bir o kadar kesindir. 

Bu gün Müslümanların “Bilgi Problemi” yoktur. “İman” konusunda da temelde bir yanlışı yoktur. Ancak bilgi kirliği ve kafa karışıklığı ile beraber “Salih Amel” konusunda ihmalleri ve büyük kusurları vardır. Bunun temel nedeni de kesinlikle kalplerin karışıklığı ve bulanıklığı ile beraber “dünya sevgisi” ile dolu olmasıdır.

Bu nedenledir ki peygamberimiz (asv) inananlara yönelik olarak sadece inancını ifade etmenin yetmeyeceği kalplerinin de ıslah edilerek buradaki “dünya sevgisi, düşmanlık, haset ve intikam duygusu” gibi duyguların yerine “muhabbet, uhuvvet, sevmek, Allah’tan korkmak, iffet ve hayâ ile hareket etmek” gibi güzel duygu ve düşüncelerle dolu olması gerektiğini de istemiştir.

İnsanımız “Başörtüsü Mücadelesi” veriyor ve cadde ve sokaklarımız da başörtülülerle dolup taşıyor ancak kafalarda ve kalplerde Allah korkusu, iffet ve hayâ duygusu yerini dünya sevgisi ve makam ve mevki hırsı ile beraber lüks ve israf içinde yaşama aşkı hükmediyor. Hatta dünyayı kazanma ve menfaatini elde etmek için devlet imkânları zorlanmakta ve devlet malına hücum edilmektedir. Bunun için de liyakat yerine daha çok başka yollar denenmektedir. Dünyevi menfaat için dini duygular ve değerler istismar edilmekte ve ibadetlerimizde dahi “ihlas” yerine “menfaat” öne çıkmaktadır. Dindarlık “İbadet, adalet, hakkaniyet, Allah korkusu, takva, hayâ ve iffet” gibi değerlerde aranması gerekirken maalesef siyasi bir görüşe sahip olmak veya herhangi bir cemaate ve zata bağlı olmak şeklinde anlaşılmaktadır ki bu dini bakımdan geçersizdir. İbadet ve ahlaka değer vermeden belli şahıs, siyasi görüş veya cemaate mensubiyetin dindarlıkla alakası olduğu ve kurtuluşa sebep olacağı yanlıştır. Bunlar bizim vehmimiz ve boş hayalimizdir. Yüce Allah Kur’an-ı Kerimde ve peygamberimiz (asv) hadislerinde hep vasıflardan bahsetmiştir.

Nitekim Mü’minun Suresinde Yüce Allah

“Mü’minler huşu ile namaz kılarlarsa, boş ve fani şeylerin peşine koşmazlarsa, mallarının zekatını verirlerse, iffetlerini korurlarsa, sözlerinde dururlar ve emanetlerini korurlarsa, beş vakit namaza devam ederlerse kurtulurlar” (Mü’minun, 23:1–10)

buyurarak bu vasıflara sahip olmayanların inanmış da olsalar kurtuluşa ermeyeceklerini açıkça ifade etmiştir.

Yüce Allah son zamanlarda inananların da dünyaya değer vererek dinlerini dünyalarına alet ederek, dünyayı dine tercih ederek büyük felaketlere düşeceklerini haber vermiş ve bu gibi durumlardan sakındırmıştır.

“Onlar dünya hayatını sever ve ahirete tercih ederler de insanları da Allah yolundan çevirirler. İşte onlar açık bir sapıklık ve dalalet içindedirler”(İbrahim, 14:3)

buyurmaktadır.
Bediüzzaman hazretleri bu ayet-i kerimeyi alarak

“Evet, insaniyetin yaşamak damarı ve hıfz-ı hayat cihazı, bu asırda israfatla ve iktisatsızlık ve kanaatsizlik ve hırs yüzünden bereketin kalkmasıyla ve fakr u zaruret, maişet ziyadeleşmesiyle o derece o damar yaralanmış ve şerait-i hayatın ağırlaşmasıyla o derece zedelenmiş ve mütemadiyen ehl-i dalâlet nazar-ı dikkati şu hayata celb ede ede o derece nazar-ı dikkati kendine celb etmiş  ki, ednâ bir hâcât-ı hayatiyeyi büyük bir mesele-i diniyeye tercih ettiriyor.” (Kastamonu Lahikası, 73)

demektedir.
Yüce Allah peygamberini insanları dünya hâkimiyetini sağlasın ve büyük bir devlet kurarak dünyaya hükmetsin diye göndermemiştir.
Dünya hayatını esas almak ve dini dünyayı kazanmak için kullanmak Yahudi ve Hristiyanları dalalete sürüklediği gibi Ümmet-i Muhammedi de sürükleme tehlikesine karşı Bediüzzaman inananları uyarmaktadır.
Yüce Allah’ın “dünyadan nasibini unutma” (Kasas, 28:77) emretmesi dünyayı kazanın ve dünya için ölesiye çalışın anlamına gelmez. Ayetin öncesinde buyrulduğu gibi “Ahiret evini aramak” içindir. Yani “dünyada iman, ibadet ve ahlaktan nasibini unutma” ki “ahirette cehennemden kurtuluş ve saadet-i ebediyeyi elde edesin” manasındadır. Yoksa “Rızık Allah’tandır ve rızıklar zaten ezelde taksim edilmiştir ve hiç kimse rızkına kavuşmadan ve kendisine ayrılan rızkını yemeden vefat etmeyeceği inancımızın gereğidir. Bu nedenle Müslümanları dünyaya çağırmaya gerek yoktur. Zaten ihtiyaçları onu dünyaya çalışmaya zorlamaktadır. Böyle birinin dünyayı gaye ve amaç yapmaması için ahiret hayatı ile ikaz edilmeye ihtiyacı vardır. Bu durumda yapılması gereken şey Bediüzzaman’ın ifadesi ile “kalplerin ıslahıdır.”

Nitekim Bediüzzaman
“Bu zamanda ehl-i islâmın en mühim tehlikesi, fen ve felsefeden gelen bir dalâletle kalblerin bozulması ve îmanın zedelenmesidir. Bunun çâre-i yegânesi: Nurdur, nur göstermektir ki, kalbler ıslah olsun, îmanlar kurtulsun.” (16. Lem’a, İkinci Meraklı Sual)
ifadesi ile hastalığı teşhis etmiş ve tedavi yolunu da göstermiştir.
O halde bizim yapmamız gereken öncelikli olarak Risale-i Nurları okumak kalbimizi ıslah etmek, başkalarının okumasını temin ederek kalplerinin ıslahına hizmet etmektir.