Kaderi yanlış anlamayın!

Kaderi yanlış anlamayın!

Müşrikler, Peygamberimiz’i öldürmek için, onun peşine düştüklerinde, Peygamberimiz (sas) Hz. Ebu Bekir’le bir mağaraya gizlenir. Müşrikler o mağaranın yanına geldiklerinde, mağaranın ağzının “örümcek ağıyla” kapatıldığını, Peygamberimiz’in o mağarada saklanması durumunda, “örümcek ağının” bozulacağını düşünür ve oradan uzaklaşırlar.

O örümcek olmasaydı, mağaranın ağzını örmeseydi, Allah yine Peygamberimiz’i korurdu.

Her insan bazen ölümle burun buruna gelir. Bazıları kurtulur, bazıları kurtulamaz.

Örümcek, kendi ilmiyle mi o ağı ördü? Örümceğe o emri veren, o kalkanı, o kapıya ördüren Allah’tır. Müşrikler örümcekli kapıya geliyor, “Bu mağaraya insan girseydi, ağ bozulurdu.” diyor. Örümcek ağını bir dikenle toplayıp, “içeriye bir bakalım” diyebilirlerdi. Ama demediler. Müşrikleri durduran, örümcek ağı değildir. Ağ sadece “vesile”dir. Kalpleri çalıştıran Allah, müşriklerin kalbine “içeriye girmeyin” diye emrediyor ve o dayanıksız örümcek ağını, Resul’üne kalkan yapıyor.

Hayat böyle vesilelerle doludur. Her zaman olması gereken olur. Ne olursa olsun, hayat devam ediyor. Hayatta gizli-açık bir nizam vardır. Ve yaşam bu ahenkle devam eder.

Öğretmen sınıfa girmiş. “Kâğıt kalem çıkarın, sınav var.” demiş. Öğrenci kalkıp “Ben sınava girmek istemiyorum.” diyemez. Sınav, öğrencinin keyfine bağlı değildir. Kimisi imtihanı başarıyla geçer, kimisi kırık not alır. Hak yerini bulur.

Allah benim elimi kolumu felç etti. Buna isyan etmeye hakkım yok. Çünkü ben elimin kolumun mecazi sahibiyim. Organlarımın hakiki sahibi Allah’tır. Ondan gelene razı olmak lazım. Böylece insan rahat eder.

“Felç oldum. Gezemiyorum, tozamıyorum. Araba kullanamıyorum. Köyüme gidip, bağımla bahçemle uğraşamıyorum!” diye isyan etmek yerine, “Hastalık bu. Vazifesini bitirince gider. Bu hastalık geldi. Beni oturup yazmaya mahkûm etti. Ben burada hasta halimle yazıyorum. Kitaplarım, uzak köylerde okunuyor. Bu aciz halimle deccaliyetle savaş veriyorum. Elhamdülillah.” diyorum ve kalbim huzur buluyor.

Hayat bazen karanlık görünür gözümüze. Geçmişin pişmanlıkları, geleceğin telaşı insana yaşadığı ânı zehir eder adeta. İnsan dikkat ederse, en çok sıkıntı anlarında “Allah” diyor. Bu bile insanı teselli etmeye yetmeli. “Ne güzel, isyan etmiyorum. Allah’a el açıyorum.” demeli.

1971 veya 1972 senesiydi. İzmit Körfezi’nde bir gemi battı. Öğrenciler öldü. Bir öğrenci, gemiye yetişemediği, kaçırdığı için, kendi kendine çok kızmış. Daha sonradan geminin battığını duyunca, gemiyi kaçırmasına mani ve aslında “vesile” olan engellere şükretmiş.

İşte hayat böyledir. Gidişatın kötü olduğunu düşünüp, üzülürüz; ama sonradan anlarız ki her şeyin bir sebebi var.

Yağmur, yağması gerektiği için yağar…

Rüzgâr esmesi gerektiği için eser…

Kaderi anlamalı; fakat YANLIŞ ANLAMAMALIYIZ…

Hekimoğlu İsmail