İslam Bir İnkılâptır

Müslümanlarda yerleşmemiş en önemli bilinçlerden biri “İslam’ın bir inkılâp dini” oluşunu bilmeyip, kavramamış olmalarıdır. Bu bilmeyiş, İslam’ı inkılâp olmaktan çıkarmış, kişinin kalbine huzur süren, hayatındaki inanç boşluğunu dolduran, insanın fıtratında var olan inanma ihtiyacını gideren, dahası insanların gereksinim duyduğu tapınma ve kendinden yüce bir varlığa sığınma ihtiyacını gidermeyi telafi eden bir inanış olarak yaygınlık kazanmaktadır.

Bu inanıştan hareketle, kalbi temiz (!) Müslümanların sayısı çoğaldıkça çoğaldı. Tabi Allah (c.c.) kalplere bakacak değil mi?

İslam’ın bu kadar eritilip kalplere akıtılıp, orda dondurulup bırakılmasının nedenlerine değinmeyeceğim. Zira benim anlatmak istediğim mevzu; olanları ortaya koyup, olması gerekeni aydınlatmaktır.

Ben Müslümanlardanım, diyen insanlara baktığımızda, onların yaşantılarında İslami düsturların hâkimiyeti ve yaygınlığının söz konusu olmadığını görmekten muzdaripiz.

Dahası İslam, insanın hayatına, özel hayatından tutun da, toplumsal ve yönetimsel hayatına kadar müdahil olamıyorsa, ne yapıp ne yapamayacağının sınırlarını çizip, ölçüler takdim edip, bu ölçüler dahilinde yaşamalarını sağlayamıyorsa, (ki bunun nedeni İslam değil, kalbi temiz  (!) Müslümanların, kalplere hapsettiği donuk İslam anlayışıdır) orda İslam’ın ve Müslümanların varlığından söz edilemez.

Bu yanlış Müslümanlık anlayışını empoze eden şer güçler, İslam’ın izlerini Müslümanların hayatından silmek için var gücüyle çalışmış ve sonunda nihai amaçlarına ulaşıp, Müslümanların hayatını İslam’dan arındırmış(!), bununla da yetinmemiş, onların kalplerini de arındırmış, kalbi temiz(!) Müslümanlar piyasaya sürmüştür.

Aslında İslam kalbi ve fiili bir devrimdir. Kişi kelime-i şehadet’e iman ettiği vakit, kalbindeki ve hayatındaki tüm mefhum ve değerleri yıkmış, yerine bütünüyle bir inkılâp olan İslam’ı yerleştirmiş demektir. (hakiki tevhid anlayışı ve olması gereken budur.)

Bu öyle bir inkılâptır ki, kişinin yatağa nasıl yatması gerektiğinden tutun da, aile, komşu, iş ve devlet ilişkilerine varıncaya kadar her türlü münasebeti tespit etmiş ve nasıl olması ya da nasıl olmaması gerektiğini tayin etmiştir.

Dolayısıyla İslam, her alanda ilkeleri tayin edilmiş; kalbi, ferdi, içtimai ve siyasi en mükemmel devrimin adıdır. Zira bu devrimin ilkelerini tayin eden, insanı yaratan ve onun fıtratını en iyi şekilde bilen, Allah (c.c.) tespit etmiştir. Yani insan kaynaklı değil, tamamen vahiy kaynaklı bir devrimdir. Vahiy kaynaklı olan bir devrimin ilkelerinde, en ufak bir yanlış, en ufak bir tutarsızlık yahut da insanların ve toplumun zararına olan hiçbir ilke göremezsiniz. Çünkü insanı yaratan Allah(c.c.), yarattığı mahlûkatı en iyi bilendir.

Zira Resulullah’ın (s.a.v.) ve O’nun ashabının (r.h.a)  yaşantılarına baktığımızda, onların hayatlarında İslam’ın izleri yoktu, onların hayatları İslam’ın ta kendisiydi çünkü. İslam hayatlarının içerisinde erimemiş, bizatihi hayatları İslam’ın içinde erimiştir. Hakiki Müslüman, İslam’ı hayatının ya da kalbinin içinde eriten, kalbi temiz(!) kişiler değil, hayatını İslam’ın içinde eriten, sadece kalbiyle yetinmeyip, yaşayışını da İslam ile temizleyen kimselerdir.

Kalbim temiz! Anlayışını dillerine dolayan kimseler, acaba hayatlarını İslam’ın içinde eriten kimselerin kalplerinin, kendileri kadar temiz olmadığını mı ima etmeye çalışıyorlar? Ya da bu sözle bir parça da olsa vicdanlarını mı rahatlatıyorlar, bilmiyorum.

Ama bildiğim bir şey varsa, o da böyle bir anlayışın İslam ve onun ilkeleriyle taban tabana zıt olduğudur.

Kişinin kalbini temizleyen İslam, neden onların hayatlarını haramlardan ve her türlü kirden temizlemiyor. Neden kalbim temiz denildiği gibi, benim hayatımda temiz dedirtemiyor. (bunu dedirtemeyen İslam değil, bizatihi İslam’ı hayatlarının içinde eriten kimselerdir.)

İslam bir devrimdir. Kelime-i Tevhid; kalbi, fikri, ferdi, içtimai ve siyasi mükemmel bir inkılâbın ilkelerinin bütünlüğü ve o mükemmel inkılâbın ta kendisidir.

Nesibe Büşra ALÇEP