İnsanlar Neden İnanırlar/İnanmazlar?

20.YY İLE BİRLİKTE İNANÇ PSİKOLOJİSİNDE DEĞİŞEN PARADİGMA

20. yy’daki bilimsel gelişmeler ünlü bilim adamı Pasteur’ü haklı çıkarır nitelikte. Ne demişti hatırlayalım: “Bilimin azı insanı Tanrı’dan uzaklaştırır; çoğu ise O’na götürür.” Zira, 20. yy öncesi Psikoloji’de “İnsanlar neden inanır?” sorusu bir araştırma konusuydu. Bu soruya getirilen cevaplar ise “Üstün bir güce dayanma ihtiyacı, yaşama korkusu, yetersizlik hissi vb.” gibi idi. Ancak bunların hiçbirisi hakikati açıklamakta yeterli değildi. Çünkü inanan insanlar kendine güvenli, kendisi ve toplum ile barışık, ahlaki değerlere en çok bağlı ve kısacası kendine ve topluma faydalı insanlardı.

20. yy’da Fizik, Biyoloji vb. birçok alandaki bilimsel gelişmeler bu sorunun şeklini oldukça değiştirdi. Örneğin, Big Bang teorisi ile Kainatın yoktan var edildiğinin ortaya konması, inkarcıların “kainat zaten hep vardı” savını geçersiz kıldı. Ve, “hakikat zirvesinin önündeki en büyük kaya kaldırıldığında, bilim adamları ilahiyatçıları ulaştıkları zirvede binlerce yıldır otururken gördüler.” Bu durum karşısında vicdanı tamamen körelmeyenler iman ettiler. Hala etmeyenler ise modern psikolojinin araştırma konusu oldular: “İnsanlar neden inanmaz?”. Bilim ilerledikçe İslamın Nuru parlamaktadır elhamdülillah. Bugün, doğru soruyu sormayı başardık en azından. Yeni soruya bulunan cevabın özünde ise “kibir, gurur, haset, inatçılık” gibi manevi hastalıklarla birlikte bu kişilerin geçmişlerine bakıldığında, “kabul edilmediğine inanılan bir dua, çok sevilen bir yakının kaybedilmesi, tutucu bir dindar ile yaşanan bir kavga” gibi tedavi edilmesi gereken sebepler ortaya çıkmaktadır.

Bugün tüm bu bilimsel gelişmelere rağmen hala eski adeti sürdürmeye çalışanlar yok değil. Ancak her bilimsel gelişme ile Allah’ın varlığı ve O’nun yarattığı mükemmellikler hayret verici özellikleri ile gözler önüne serilmektedir. Bu durumda hala gözlerini kapatmaya gayret edenler kendilerince yeni bilimsel açılımlar getirmeye çalışmaktadırlar. Bu yapılan bataklıkta çırpınmaya benzer. Bataklık daralmakta ama daraldığı nispette derinleşmektedir. İnkar etme gayreti ile ortaya atılan her iddia çürüdüğü gibi her yeni iddia da çürüyecektir Allahu Teala’nın izni ve inayeti ile. İslamın Nuru balçıkla sıvanamaz. Elbet en parlak nur, İslam’ın Nuru olacaktır. Sapık yolda devam edenler ise sadece ve sadece kendilerini en derin psikolojik hastalıkların kucağına atmaktadırlar. Kendilerine yaptıkları bu işkence ise tegafülden(*) başka birşey değildir…

Son söz Kur’an-ı Kerim’den:

DE Kİ: “GÜNAH İŞLEDİKLERİ, İFRATA(AŞIRIYA) GİTTİKLERİ İÇİN, İÇ DÜNYALARINDAKİ AÇMAZLARDAN, VİCDAN MUHASEBESİNDEN KURTULAMAYARAK, EY KENDİLERİNE, BİRBİRLERİNE KIYAN, CAHİLCE HATALI DAVRANAN KULLARIM! ALLAH’IN RAHMETİNDEN ÜMİT KESMEYİN. ALLAH BÜTÜN GÜNAHLARI AFFEDER. DOĞRUSU O, ÇOK BAĞIŞLAYICI, ENGİN MERHAMET SAHİBİDİR.”

(ZÜMER SURESİ ; 39/53)

* tegafül: Bilmez görünmek, anlamazlıktan gelmek. Kasten kendisini gafil göstermek.

NOT: Bu yazıda Star Gazetesi yazarı Mustafa Akyol’un yazılarından faydalanılmıştır.