Îman – İbâdet – Ahlâk

Îman – İbâdet – Ahlâk

Îmânı bir binanın temeli, ibâdeti onun sütunları, direkleri ve tuğlaları, ahlâkı da kumu, çimentosu, harcı olarak düşünebiliriz. Ancak bu üç yönü de tam olan kişi “er kişidir”. Âhiret için bir doğum olan ölüm gelmeden, bir an önce bu yönlerimizi tamamlamamız gerekir. Asıl derdimiz bu olmalıdır.

İNANCIMIZ

İnanma duygusu; üstün, yüce, olağanüstü güçlere sahip bir varlığa inanma ve bağlanma ihtiyacı aslında her insanda vardır. Her insan güven ve huzur ortamı arar. Arapça’da îman ile emniyet (güven) aynı kökten gelir. Yani aslında îman etmek, emniyet (güven) içerisine girmektir. Dünyada sağlam, korunaklı, etrafı korumalarla çevrili bir villada yaşayan kimse bir süre için kendisini güvende hissedebilir. Ama asıl güven, âhiret tehlikelerine karşı güvenli, sağlam ve korunaklı bir saraya girmektir ki, bu da îman sarayıdır. Tabii ki bu saraya girmek için onun anahtarına sahip olmak, yolunu, kapısını, konaklayacağımız bölümünü bilmemiz gerekir. Îman sarayının anahtarı “Allâh’ın bir ve tek ilah olduğuna, Hz. Muhammed (sav)’in de O (cc)’nun kulu ve Rasûlü olduğuna inanmaktır”. Gönülden “Eşhedü en lâ ilâhe illallâh ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve Rasûlühü” demektir. Bu imana “icmâlî îman” (toptan iman) denir. İmanın biricik anahtarı budur.

İBÂDETLERİMİZ

İbâdetlerimiz, inancımızın dışa yansıması, îmânımızın ispâtıdır. Yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: “İnsanlar imtihandan geçirilmeden, sadece ‘iman ettik’ demekle bırakılacaklarını mı sandılar? Andolsun ki biz onlardan öncekileri de imtihandan geçirmişizdir. Elbette Allâh sâdıkları ortaya çıkaracak, yalancıları da ortaya çıkaracak.” (Ankebût 28/2-3). İnancımızda doğru olduğumuzu ortaya koymak için ibâdet ve tâatlerimizi de yerine getirmeliyiz. İbadetlerimiz içerisinde en fazla tekrar ettiğimiz, günlük olarak yapmamız gereken, üzerimize farz olan ibadet namazdır. Delilik ve bayanların özel halleri hariç namaz kılmamanın hiçbir geçerli mazereti yoktur. Namaz kılmayan aile fertleri mutlaka kendilerini sorgulamalıdır. Yedi yaşına girince çocuklar namaz için teşvik edilmeli, on iki yaşındaki çocuklarımız da mutlaka namaza başlatılmalıdır. Aslında yeme içme gibi namazın da bir gıdalanma, tabiî bir hâl olduğu çocuklarımıza benimsetilmelidir. Aksi takdirde “Kulun kabirde ilk hesaba çekileceği amelinin namaz olduğu” ihtarıyla yüz yüze gelinecektir (Tirmizi, Salât 192). Zaten Yüce Allâh’ın (cc) emri üzere: “Namaz mü’minler üzerine vakitleri belli bir farzdır.”(Nisa:103).

AHLÂKIMIZ

Îman–ibâdet-ahlâk ilişkisini, bunların birbirlerini tamamlayıcı olduğunu ortaya koyan en güzel örneklerden biri namazdır. Namazın farziyyetine inanmak îtikâdî yönü, onu şartlarına riayet ederek eda etmek ibadet yönünü, şu âyet-i celîle de ahlâkla ilgisini göstermektedir: “Muhakkak ki namaz, hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar”(Ankebût:29/45). Bir hadîs-i şerifte de şöyle buyrulmuştur: “Kimin ki, kıldığı namaz onu kötülükten ve hayâsızlıktan alıkoymuyorsa ancak onu Allah’tan uzaklaştırır.”(Taberânî, mu’cemü’l-kebîr, IX, 268 hno:10862). Bu âyette kastedilen, dînin ve akl-ı selîmin hoş görmediği, dînin ve örfün tabii karşılamadığı her hareket ve sözün namaz kılan bir kimseye yakışmadığıdır.

Öyle bir namaz kılmalıyız ki, bu namazımız bizim kötülük yapmamıza engel olmalıdır. Namazımız, şaka dahi olsa yalan söylemeye, ticari hayatta aldatmaya, gıybet ve dedikoduya engel olmalıdır. Özellikle ihsan mektebine devam ettiğini iddia eden insanlar için tek yapılacak şey vardır: Hüsn-i zan. Kanaatimce bütün dedikoduların yegâne çaresi budur: Aksi takdirde şeytanın ve nefsin oyuncağı olmaktan kurtuluş yoktur. Kur’ân ve sünnete aykırı olmadıktan sonra teslim olmaktan başka çıkar yol da yoktur.

Her şeye gücü yeten, bütün hazinelerin anahtarı katında olan, her şey O’nun sadece “ol” emrine bakan Yüce Rabb’den niyazımız, kötülerimizin ıslâhı, iyilerimizin de daha iyi olması, nîmetlerin devâmı, bu kutlu yolun kıyamete kadar bekaasıdır.