Fatih’in Kur’ân’dan İlhamı

“Mallarını Allah yolunda harcayan, harcadığını da başa kakmayan kimselerin Rableri katında ödülleri vardır. Artık onlar için hiçbir korku olamaz; Onlar hiçbir şekilde de üzülmezler.“ (Bakara Suresi, 2: 262)

Kur’an’ımız, kendi kendisini “Müminler için rahmet” olarak niteler. Yeryüzündeki maddi hayat için gökten inen yağmur nasıl bir rahmet ise, ruhlar içinde Kur’an ayetleri öylece bir rahmet halinde iner. Bunlardan birincisi ile yeryüzü canlanır, zinetini takınır, üzerinde rengârenk bitkiler yeşerir. İkincisi ise, bereketli bir yağmur gibi gönüllere süzülür, orada yatan istidadlara neşvünema verir.

Hakka kulak verenlerin gönülleri, Kur’an ile canlanır. Zira yüce Yaratan, insanın manevi yapısına sonsuza kadar gelişebilecek hayır yetenekleri yerleştirmiştir. Kur’an’ın ayetleri ise, yer ve gökler Rabbinin katında işaretlenmiş ve her birinin nereye ineceği belirlenmiş yağmur damlaları gibi, doğrudan doğruya, insanın bu yeteneklerini hedef alır ve onlardaki cevhere hayat veririler.

Kur’an’ın inemeye başladığı günden bu yana insanlık âleminde hayat bulan hayır yeteneklerinin ve açan hayır çiçeklerinin haddi hesabı yoktur. Tarihimizin hangi dönemine göz atacak olsa, Kur’an’ın teşvikleriyle harekete geçen istidadların ortaya çıkardığı nice iyilik ve güzelliklerle karşılaşırız. İşte Fatih Sultan Mehmet gibi bir cihan padişahının tababetle ilgili şu vasiyetnamesi, bütün istidadları Kur’an’ın ayetleriyle harekete geçmiş bir müminin hayal ve tasavvurlarının en ince ayrıntılar üzerinde nasıl odaklanarak bir hayır abidesi ortaya çıkardığını gösteriyor.

“Ben ki İstanbul Fatihi abdi aciz Fatih Sultan Mehmet, bizatihi alın terimle kazanmış olduğum akçelerimle satın aldığım İstanbul’un taşlık mevkiinde bulunan ve sınırları bilinen 136 bab dükkanımı aşağıdaki şartlar muvacehesinde vakfı sahih eylerim. Şöyle ki:
Bu gayrimenkulatımdan elde olunacak nemalarla İstanbul’un her sokağına ikişer kişi tayin eyledim. Bunlar ki, ellerindeki bir kap içerisinde kireç tozu ve kömür külü olduğu halde günün belirli saatlerinde bu sokakları gezerler. Bu sokaklara tükürenlerin, tükürükleri üzerine bu tozu dökerlerki yevmiye yirmişer akçe alsınlar.

Ayrıca on cerrah, on tabip ve üçte yara sarıcı tayin ve nasp eyledim. Bunlar ki ayın belli günlerinde İstanbul’a çıkarlar bilaistisna her kapıyı vuralar ve o evde hasta olup olmadığını soralar; var ise şifası orada mümkün ise şifayap olalar. Değilse kendilerinden hiçbir karşılık beklemeksizin hastanelere kaldırılarak orada salah buldurulalar.

Maazallah herhangi bir gıda maddesi buhranı da vaki olabilir. Böyle bir hal karşısında, bırakmış olduğum yüz silah, ehli erbaba verile. Bunlar ki hayvanat-ı vahşiyenin yumurtada veya yavruda olmadığı sıralarda Balkanlara çıkıp avlanalarki zinhar hastalarımızı gıdasız bırakma- yalar.

Ayrıca külliyelerimde bina ve inşa eylediğim imarethanede şühedanın harimleri ve İstanbul şehri fukarası yemek yiyeler. Ancak yemek yemeye veya almaya bizatihi kendileri gelmeyip yemekleri güneşin loş bir karanlığında ve kimse görmeden kapalı kaplar içerisinde evlerine götürüle.”

Bu vasiyetname, dünyanın en güçlü bir sultanına, o rakipsiz iktidarı içinde Kur’an Ayetlerinin nasıl bir ruh inceliği kazandırdığını gösteren bir ibret numunesidir. Kur’an, müminleri iyiliğe teşvik etmiş, ancak bunu başa kakmadan, kimseye eziyet etmeden yapın buyurmuştur. O yüce hitaptan dersini alan bir hükümdar, Fatih’in bu vasiyetnamesinde görüldüğü gibi öyle bir ruh zarafetine bürünür ki, mülkündeki kimsesiz bir yoksulun izzeti bile o ruhun ihtimamından uzak kalmaz. İnsanlar bir yana dursun, kuluçkadaki vahşi hayvanın henüz hayata gözünü açmamış yavrusu bile yine o ruhun şefkat ve ilgisi altında korunur.
İslam Medeniyetinin bize miras bıraktığı eserlerden her biri böyle bir ibret belgesidir. Onlardan her biri, inananlar için Kur’an’ın nasıl bir hayat kaynağı olduğunu gösterir. Ve gönüllerimizi yüce kitabımızın irşatlarına her an açık tutmamız hususunda bizi ikaz eder. Bizim gönüllerimiz de aynı Rabbin kudret ve hikmetiyle var olmuş ve aynı hayır yetenekleri ile donatılmıştır. Kur’an’ın rahmet taşıyan ayetleri bizim gönlümüze de hayat verir ve onu rengârenk çiçeklerle dolu bir iyilik bahçesine çevirir. Bunun için gerekli olan şey, Hakka kulak verecek bir kulaktan fazla bir şey değildir.

Ümit ŞİMŞEK