İbn-i İshak der ki: Hz. Ebû Bekr’in kızı Esmâ’dan (R.A.) nakl ediliyor: «Resûlüllah (S.A.V.) ve Ebû Bekr (Hicret) amacıyla yola çıktıkları zaman, içlerinde Ebû Cehil olduğu halde Kureyş’den bir kısım insanlar gelerek bana:

—Ey Ebû Bekr’in kızı, baban nerede? diye sordular. «Vallahi babamın nerede olduğunu bilmiyorum!» dedim. Hayasız ve çirkin olan Ebû Cehil elini kaldırıp yanağımı tokatladı ve kulağımdaki küpem düştü. Sonra ayrılıp gittiler. Aradan üç gece geçtikten sonra

  • biz hâlâ Hz. Peygamber’in (S.A.V.) yönü, nereye olduğunu bilmiyorduk. — Mekke’nin alt kesimlerinden doğru cinlerden bir adam gelip Arapların şarkısına benzeyen beyitler söyledi. İnsanlar o sesi takib ediyorlardı. Lâkin kendisini görmüyorlardı. Sonra şöyle diyerek Mekke’nin alt kesiminden çıkıp uzaklaştı:

«İnsanların Rabbi olan Allah, arkadaşa iyi bir mükâfat verdi. Ummi Ma’bed’in yanında onlara çadır kurdurdu. Orada konakladılar, sonra ayrıldılar. Muham- med’e arkadaşlık yapan fclâha ermiştir. Sonra Müzminler yerlerinde, onları beklemiştir.»

Onun bu sözünü  (beyitlerini) duyunca Resûlüllah’- ın (S.A.V.) yönü, nereye doğru olduğunu öğrendik. Anladık ki meğer Allah’ın Resûlü (S.A.V.) yönü Medine’ye doğru imiş.

İbn-i Hişâm, İbn-i İsah’dan nakl ettiği rivayette bunun üzerine hiç bir şey ilâve etmedi.

İbn-i Kuteybe, bu kıssayı çeşitli lâfızlarla rivâyet etti. Onda şu ziyadelik bulunmaktadır:

«Kardeşinize, koyunun’dan ve çanağından sorunuz. Koyun’a sorarsanız, size nasıl haber verecek görünüz.»

Sağılmayan, (sütü olmayan) koyunu gösterdi, sağdı. Sağdıkça bolca süt verdi. Onlar doydu; yanındakiler de öyle1. Kadının evi bereket doldu; bunu iyi belleyesin böyle!»

Rivâyet olduğuna göre, Hasân b. Sâbit, Cinnî’nin şiirini duyunca şu cevabı  vermiştir:

«Peygamberlerini yanlarından kaçıran milletin kaybı büyük oldu.

O Peygamberin misafir gittiği insanların sevinci sonsuz oldu.

Akıllarını  yitiren bir milletten ayrılıp, yep yeni biı nurla başka bir milletin yanına göçtü.

Dalâletlerinden sonra onları Rablerine hidâyet etti. Onları İslâm’ın müşfik kucağına vargücü ile itti.

Sapıtan bir kavimle hidâyete eren bir kavim bir olıır mu? Zûlmetle nûr hiç  aynı olur mu?

İnsanların görmediğini gören bir peygamber! Her mescidde Allah’ın kitabını okuyan bir Resûl!

Eğer bir gün, herkesçe meçhûl olan bir söz söylese,, ya ogün veyahut ertesi gün hakikati çıkar, ah bir görsen! Ne mutlu Ebû Bekre ki ona arkadaşlık etmiştir! Vatanını bırakıp onunla medeniyete gitmiştir…»

Yunus, bu kıssayı  şu fazlalıkla nakl ediyor: Ku- reyş, cinnden bu haberi duyunca, derhal, çadırında bulunan Ümmü Ma’bed’e haber saldılar ve: Şu şu evsafta olan Muhammed buradan geçti mi? diye sordular. Kadın şu cevabı verdi:

Bilmiyorum! Ancak bana koyun sağan biri rast geldi, dört kişi idiler.

Allah’ın Resûlü  (S.A.V.), Ebû Bekr, Mevlası Âmir b. Fuheyre ve delilleri Abdullah b. Ureykıt. Ureykıt o zaman müslüman değildi ve müslümanlığı  kabul ettiğine dair sahih bir delil de yoktur.. Umm-i Mâ’bed’in asıl ismi, Âtika Bint-i Hâlid El-Eş’arî’dir.

İbn-i Hişam onun Kâ’b’ın kızı olduğunu zannetti. Yani Benî Kâ’b’dan bir kadın olduğuna kail oldu. Ko- cası Ebû Ma’bed’dir, dedi. Kocasının ismi meçhûldür. Kocasından Allah Resûlü’nden (S.A.V.) evvel vefat ettiği söylenir.

İbn-i Hişam’a atf edilen bir rivayette Umm-i Mâ’bed’in evi Kadîd’de olduğu söylenmektedir.

İbn-i Kuleybe şöyle zikr eder:

Allah’ın Resûlü  Sallellâhu Aleyhi Vesellem, Umm-i M&’bed’e dedi ki: Yanımdakiler çok yorgun ve açtılar. «Yanınızda bir şey bulunur mu acaba?» diye sordular. Süt, veya et satın almak istiyorlardı, kadından. Fakat yanında yiyecek bir şey bulamadılar. Yalnız sürüden ayrılan gayet cılız bir koyun gördüler ve Allah’ın Resûlü (S.A.V.) :

  • Bunda süt var mıdır? diye sordu.
  • Sanmam!

Sağmaya izin verir misiniz?

  • Elbette.. Onda bir şey bulabilirsen sağ!

Bunun üzerine Allah’ın Resûlü (S.A.V.) koyunun

memelerini mübarek elleri ile mesh etti ve sağmağa başladı O kadar süt geldi ki, herkes hayret etti. Büyük bir kap istedi, onu doldurdu ve herkes kana kana içti o sütten de hâlâ bitmedi. Sonu gelmeyen bir havzi andırıyordu koyunun memeleri âdeta.

Sonra tekrar sağdı, gayet bol süt aldılar ondan.. Daha sonra koyunu kadının yanında terk edip oradan ayrılıp gittiler.

Kocası  Emû Ma’bed eve gelince sütü gördü ve hayret ederek dedi ki:

  • Nedir bu süt? Nereden geldi bu? Koyun biliyorsun ki satılmamaktaydı?.
  • Evet doğru söylüyorsun. Lâkin buradan mütoâ- rek bir zat geçti, dedi.
  • Pekâlâ anlatır mısın bana o zat nasıl bir adamdı?

Bunun üzerine kocama O’nun nasıl bir şahıs olduğunu bütün ayrıntıları ile anlattım.

Diğer bir hadîsde vârid olduğuna göre, Ümm-i Mâ- bcu ailesi Hz. Peygamberin oraya uğrayışını kendilerine bir tarih edinmişlerdi. Ve mübarek adam gelmeden önce, mübarek adam buradan ayrıldıktan sonra, diye başlarlardı konuşmalarına.

Aradan epey bir zaman geçtikten sonra Ümm-i Mâ’bed beraberide henüz yürümeğe ve konuşmaya başlayan küçük oğlu olduğu lıaide Medine’ye geldi ve Mescid-i Resûrün (S.A.V.) yanından geçti. Hz. Peygamber (S.A.V.), minberden insanlara hitab ediyordu. Çocuk onu görünce, annesine koştu ve:

Bugün ben, mübârek adamı  gördüm! diye haykırdı.

—Yazık sana, tanımadın mı onu, O Allah’ın Resulü (S.A.V.)’dir, diye izah etti annesi ona.

Hişam b. Hubeyş  el-Ka’bi dedi ki: Ben Resûlül- lah’ın sağdığı o koyunu gördüm.