İbn-i İshak der ki: Peygamber (S.A.V.) Sakîfden umudunu kesince, mukedder olarak Taif’den döndü. Mekke yolundaki bir hurmalıkta gecenin karanlığında kalkıp namâz kılmaya başladı. O anda Cenab-ı Hakk’ın Kurân’da zikr ettiği cinden bir taife gelip okuduğu Kur’ân-ı dinlediler. Onlar Nuseybin cinlerinden yedi neferdi. Hz. Peygamber namazdan fariğ olunca kavim- lerini irşad etmek üzere oradan ayrıldılar. İman ettiler vc kavimlerine de duyduklarını birbir tebliğ ettiler

Allah, onların durumunu Kur’ân-ı Kerîmde anlatıyor :

«Hatırla o zamanı ki, cinlerden bir taifeyi Kur’ân dinlemeleri için sana doğru çevirmiştik.» (El-Ahkâf: 29.)

Sonra Allah, onlar hakkında (Kul Uhiye) sûresini inzâl buyurdu.

Sahihayn’da İbn-i Abbas (R.A.)’dan şöyle rivayet edilmiştir: «Resûlüllah Sallellahu Aleyhi Vesellem, cinlere okumadığı gibi, onları  görmedi de. Hz. Peygamber (S.A.V.) ashabından bir taife ile Ukkaz çarşısına gitti. O arada, âdetleri üzerine cinler, gök haberlerini dinlemek istediler. Fakat Allah onlara pökt.p.n ateş, .par* çaları İndirerek, dinlemelerine mâni oldu. Bunun üzerine bir haber alamadan kavimlerine döndüler.

Kavimler! onlara:

  • Neniz var? Neden böyle meyûs duruyorsunuz? diye sorunca şu cevabı vercüler:

—• Gökten bize ateş parçaları atıldığı için, bir ha- ber alamadık.

Bunun bir sebebi ve sırrı olmalıdır, haydi do- ğu’ya ve batıya doğru yayılın; gidin bakın neler oluyor kâinatta, dediler. Ve bunun üzerine Tihame’ye doğru gitmekte olan cinlerden bir taife, Ukkaz yoluna koyulan ve Nahie’de ashabına sabah namâzı kıldırmakta olan Hz. Peygamberin yanından geçtiler. Kur’ân okunduğunu görünce hemen dinlemeye koyuldular ve :

  • Demek ki, gökten haber sızdırmamıza engel olan buymuş, dedüer. Kavimlerine gidip: (Ya kavmena!) diye başlayarak durumu arz ettiler.

Cenab-ı  Hak da Peygamber (S.A.V.)’e (Kul fihiye) sûresini inzal buyurup Cinier hakkında son derece güzel ve mufassal bilgi verdi.

İbn-i Abbas’ın rivayet ettiği bu hadîsin başından, cinlerin, Hz. Peygamberden bir şey duymadıkları anlaşılmasın! Çünkü (Yâd et ki hani cinlerden bir taifeyi sana çevirmiştik) meâlindeki âyetin tefsirinde İbn-i Abbas (R.A.) şöyle demiştir: «Onlar, Nusaybin cinlerinden yedi kişi idiler. Hz. Peygamber onlan, kavimle- rini irşad etmek üzere görevlendirip göndermiştir.»

İbn-i Abbas’m bu sözünden de anlaşıldığına göre, Resûl-i Ekrem bundan sonra onlarla konuşmuştur. Bu sebebledir ki onlar kavimlerine gidince; «Ey kavmimiz, Allah’a çağıranı kabul ediniz!» demişlerdir.

Yine bundan, henüz kavimlerine dönemeden, Allah Elçisinin onlan çağınp izahat verdiği anlaşılmaktadır.

İbıı-i Abbas’m yukarda rivayet ettiği hadîs, Hz. Peygamberin Abdullah b. Mes’ud’a «Burada dur!» deyip, cinlerin yanma giderek onlarla toplantı yaptığını da red etmez.

Beyhaki diyor ki; İbn-i Abbas’m bu rivayeti, cinlerin Hz. Peygamberi ilk dinlemeleri hakkındadır. O zaman Hz. Peygamber bizzat onlara bir şey okumadı ve onları görmedi. Onlar kendiliklerinden dinlediler Onu.. Sonra cinlerden bir davetli geldi, Hz. Peygamber onunla beraber gidip onlara Kuran okudu. İbn-i Mes’ud bunu, bu şekil hikâye etmiştir. Abdullah b. Mes’ud bu iki kıssayı ezberlemiş ve anlatmıştır.

Bunları  söyledikten sonra Beyhaki ayrıca, Ebû Behr b. Ebî Şeybe’ye isnad ederek şöyle bir hadîs rivayet etmiştir: Abdullah b. Med’ud’dan (RA.) nakl edilmiştir: «Hz. Peygamber (S.A.V.) Nahle’nin içinde Kur’- ân okurken yanma inip geldiler. Onun Kur’ân okuduğunu görünce, birbirlerine «Susun! Dinleyin!» veyahut «Sus!» dediler. Dokuzdular. Onlardan birisi Zevba’a idi. Bunun üzerine Cenab-ı Hakk (Ve iz sarefnâ) âyetini indirdi..»

Beyhaki sonra, başka bir kıssayı Alkama’dan nakl etmiştir. Alkarna diyor ki: İbn-i Mes’ud’a (R.A.) dedim ki; cin gecesi, Hz. Peygamberle beraber içinizden hiç kimse var mıydı?»

El-Kurtubî  der ki: İbn-i Abbasln rivayet ettiği hadîsin mânası şudur: Hz. Peygamber onlara okumayı kasd etmemiştir, hattâ onların, kendisini dinlediklerinden de haberi yoktu. Onlarla bir şey konuşmadı da. Onların, kendisini dinlediklerini ve bütün durumlarmı Allah, bilâhare (Kul ûhîyc) sûresini indirerek bildirdi.

Şeyh Ebu’l – Abbas İbn-i Teymiye der ki: İbn-i Ab- bas, Kur’ân’ın ifade ettiği mânayı bilmiştir, lâkin İbn-i Mes’ud’un (RA.) ve Ebû Hüreyre (R.A.)’nin bildiklerini bilmemiştir. Onlara göre, cinler ona gelmiş ve Hz. Peygamber onıara hitab etmiştir. Hz. Peygamber’e Rab- bi haber vermiş ve bu hakikati cinlere bildirmesini emretmiştir. Bu, ilk defa, gökten haber alamadıkları zaman vuku’ bulmuştur. Çünkü bu ibret dolu mûcizeler- dendir ki, Hz. Peygamberin hak peygamber olduğunu gösterir. Ondan »sonra cinler ona gelmişlerdir ve Hz. Peygamber de onlara Kur’ân okumuştur.

Rivayet olunduğuna göre; Hz. Peygamber onlara Rahman sûresini okumuştur. Her ne zaman «Rabbini- zin hangi ni’ınetlerini yalanlıyorsunuz» meâlindeki âyetini okumuşsa onlar «Rabbimizin nimetlerinden hiç bir şeyi inkâr etmiyoruz!» cevabını vermişlerdir.

Abdullah b. Mes’ud, Cin Kıssasını ibn-i Abbas’dan daha iyi biliyor. Çünkü  o vak’ada hazır bulunmuş ve bu kıssayı ezberlemiştir. İbn-i Abbas o zamanlar henüz küçük yaşta, meme emen bir çocuktu.

Bazılarına göre, bu cin olayı, Hicretten üç yıl önce vaki olmuştur. El – Vakıdî’ye göre bu olay, Peygamberlik yıllarının Onbirinci yılına tesadüf eder ki, İbn-i Abbas Veda Haccı’nda daha yeni akil bâliğ olmuştu. En iyi bilen şüphesiz ki Allahtır.

Essüheylı, onlann Yahûdî olduklarını söyledi. O- nun için onlar «Musa*dan sonra» dediler de «Isa’dan sonra» demediler.

İbn-i Selâm’ın fikri: Cinlerin bu olayı, Hicretten üç yıl önce, İsrardan da evveldi.

El-Vâkıdî  der ki: Resûlullah (S.Â.V.), Şevvâl ayının sonuna doğru Tâif’e gitti ve orııda ylriııi beş gece kaldı. Zilka de’nin yirmi üçünde bir salı günü Mekke’ye döndü. Mekke’de üç ay kaldıktan” sonra, Peygamber7

liginin onbirinci yılında Rebi?ul – evvel ayında ona El – Hucûn vadisinin cinleri geldiler.

İlim adamları Hz. Peygamber’e, Kur’ân dinlemek için gelen cinlerin sayısında fikir ayrılığına düştüler.

İbn-i İshak diyor ki, onlar yedi kişi idiler. İbn-i Ebî Hâtem, Tefsirinde Mücahid’den nakl ettiğine göre; on^ larm sayısı, Ehl-i Hiran’dan üç, Ehİ-i Nusevbin’den dört olmak üzere, yedi idi.

Essevrî  Âsım’dan, o da Zer’den nakle ediyor: Onların adedi dokuzdu.

İkrime’ye göre, onlar on iki bin kişi idiler.

Essuheylî  der ki: Tefsir ve müsnealerde bunların isimleri zikr edilmiştir: Şâsır, Masır, Menşâ, Maşı ve El – Ahkâb. Bu beşi, İbn-i Düreyd zikr etmiş ve şöyle demiştir. Ebû Bekr b. Tâhir el – Eşbeli’nin Ömer b. Ab- dulazîz’in faziletleri hakkmda anlattığı bir haberde şöyle gördüm: Ömer b. Abdilazız bir gün bozkırda yürürken ölü bir yılan gördü ve elbisesinden biraz kopararak onu sardı ve oracıkta defn etti, derken bir ses :

  • Ey Sarak! Allah Elçisinin sana: «Sen ilerde bozkırda öleceksin. Salih bir adam gelip seni kefenleyecek ve orada defn edecek» demişti. Ben buna şimdi şahit oluyorum işte! Bu sesi duyunca, Ömer b. Abdulaziz:

Sen kimsin? diye sordu. Ses cevab verdi:

  • Ben Allah Resûlünden Kur’ân dinleyen cinlerden bir adamım. Onlardan ben ve Sarakadan başka kimse kalmadı. Şimdi Sarak da öldü yalnız ben kaldım.

Ebû Bekr İbn’id – Dünya, bu hâdiseyi diğer alimlerden şu şekilde nakl ediyor :

Ömer b. Abdilazîz bir gün bir katır üstünde arkadaşları ile birlikte yürürken sokak ortasında ölü bir cin gördü. Katırından inip onu aldı ve yoldan biraz ayrılarak münasip bir yerde onu gömdü ve üzerini toprakla örttü. Dönüp giderken, sahibini göremedikleri yüksek bir ses :

  • Müjdeler olsun sana ey mü’minlerin emîri! Ben ve şu biraz evvel defn ettiğin arkadaşım, Cenab-ı Hakkın (Ve iz sarafnâ ileyke) âyetinde haber verdiği cinlerdeniz! Biz Allah’a iman edip Müslüman olduğumuzda Allah’ın Resûlü, arkadaşıma hitaben şöyle buyurmuştu: «Sen bir gün diyar-ı gurbette öleceksin ve seni kendi asrında yeryüzünün en hayırlısı olan bir zat defn edecektir!»

İbn-i Selâmln Ebû îshak tariki ile nakl ettiği bir rivayette bu hâdise şöyle anlatılmıştır: İbn-i Mes’ûd, Re- sûlüllah’m ashabından bir kısım insanlarla yürürken söyle bir hadise ile karşılaştı. Büyük bir kasırga gelmiş,

o dinmiş başka bir kasırga sökün etmiş. Bir de bakmışlar ki ölü bir yılan ortada duruyor. İçimizden biri elbisesinden biraz yırtarak yılanı kefenledi ve defnetti. Gece karanlık basınca iki kadın gelip; «Câbir oğlu Amr’i kim defnetti» diye sordular. Dedik ki: «Cabir oğlu Amr’i tanımı yoruz!»

  • Eğer sevap isteseydiniz onu bulabilirdiniz. Çünkü cinlerden fasık olanlar mü’min olan kısımla savaş ‘yaptılar~v(TCâ&Ir oğlu Ânııröldürüldü. İşte bugün gördü- ğünüz yılan odur. O Muhammed (S.A.V.)’den Kur’ân dinleyip de kavimlerine münzir olarak giden cinlerdendir.

İbn-i Ebi’d – Dünya anlatıyor: «Ebu İshakln anlattığına göre, Hz. Peygamber ashabından bir kısım insanlarla sefere çıkmışlardı. Yolda giderlerken iki yılan çarpıştılar, biri diğerini öldürdü. Ölen yılanln güzel kokusu ve güzelliği hayretlerini mucib olmuş olacak ki içlerinden biri kalkıp onu bir hırkaya sararak defnetti. Bir de ne görsünler; görmedikleri bir topluluk kendilerine : «Es – Selâmü Aleyküm, Es – Selâmü Aleyküınî Siz şu anda Ömer isminde birini defnettiniz, Müslümanlarla kâfirlerimiz arasında savaş çıktı şu anda defnettiğiniz Müslüman öldürüldü. O Peygamber (S.A.V.)in   huzurunda Müslüman olan cinlerdendir.»

Hüzeyfe b. Galim El – Adevî’den nakl ediliyor: «Kiran adını taşıyan Hatıb b. Ebî Beltea bir duvardan çıktı. Hz. Peygamberi istiyordu. Mezhaya gelince iki büyük duman çöküverdi. Duman kalkınca yumuşak derili bir yılan ortaya çıkıverdi. Sonra kayboldu. Gece olunca şöyle bir ses duyuldu : Hz. Peygamberi gelip durumu bildirdi. İşte o, el – Cumane oğlu Amr idi. Nuseybin’den gelirken Hıristiyan olan Yüsel oğlu Mehter üe karşılaştı. Hıristiyan onu öldürdü Bana gelince ben Nuseybin’i gördüm. Cebrail bana onu göstermişti. Allahu Teâlâ’ya, nehrinin tatlı meyvesinin güzel ve yağmurunun bol elması için niyazda bulundum.»

İbn-i Eb’id- Dünya anlatıyor: «Bana İbn-i Ebî İlyas dedi ki: Muaz b. Ubeydullah b. Muhammed şöyle dedi: Osman b. Affan’ın yanında oturuyordum; bir adam gelerek şöyle dedi : Ey Mü’minlerin Emîri! Ben bir sahrada yürürken acayip bir şey gördüm. İki kasırga gelip birbirleriyle çarpıştılar. Sonra ayrılıp gittiler. Biri diğerinden büyüktü. Çarpıştıkları yere geiince bir de ne göreyim; yılanlarla dolu, bazıları âdeta misk kokuyordu. Bu kokunun nereden geldiğini anlamak için ölü yılanları durmadan evirip çeviriyordum. İnce, sarı bir yılandan geldiğini görünce bunda bir hayır var dedim. Sarığımın içine sardım. Ve oracıkta gömüverdim. Yürümeğe başladığımda kendisini göremediğim bir kişinin bana şöyle çağırdığını duydum:

  • Ey Allah’ın kulu! Bu yaptığın şey nedir? Gördüğümü anlattım, bana dedi ki :

O gördüğün yılanlar cinden (Es – Şisan) okulla- nyla’ (Kays) oğullarıdır. Savaş yaptılar. Gördürün gibi birbirlerini öldürdüler. Senin defn ettiğin yılan işte onlardan ve Hz. Peygamber (S.A.V.)’den Kur’ân-ı Kerîm dinleyenlerden biri idi.»

Kesîr b. Abdillah anlatıyor: «Ebû Rccâ el-Atâri- dî’nin yanma gidip; «Hz. Peygamber (S.A.V.)’e biat eden cinlerden bir şey biliyor musun?»  diye sordum. Gülümsedi. Ve: Görüp duyduklarımı size haber vereyim, dedi: Bir yolculuk yapıyorduk. Bir pınarın başına inip dinlenelim dedik. Bir de ne görelim çadıra bir yılan girdi. Izdırap içinde kıvranıyordu. Su kabımı alarak üzerine biraz su serptim. Yılan rahatladı. Oradan ayrılırken arkadaşlarıma dedim ki: Biraz bekleyin bakalım o yılan ne oldu? Yanma gelince yılanı ölmüş buldum. Çantamdan beyaz bir bez çıkarıp onu içine sardım. Bir yer kazarak onu defn ettim.. Dönüşümüzde yine aynı yola uğradık; istirahate çekilince şöyle bir sesle karşılaştım: Binlerce selâm üzerinize olsun! Onlara :

  • Siz kimsiniz diye sordum?
  • Biz cinleriz. Bize yaptığın iyiliğe karşılık sana bir iyilikte bulunmak istiyoruz, dediler.
  • Ben size ne iyilik yaptım ki? dedim.
  • O ölen yüan cinlerden Hz. Peygamber (S.A.V.)’e biat edenlerin sonuncusu idi, dediler.

YukaHda îbn:i Düreyd’in arılattığı gibi onların isimlerinden şunları vermiştik: Şâsır, Mâsır, Meşâ, Mâşi ve el-Ahkâb.

tbıı-i îshak’tan nakl edilen bir rivayette isimleri (Hâsa, Mesâ, Şâsır, Mâsır, Ebnel, Ezb, Enîn ve el-Ahsâml olarak geçmektedir.

Hâsıb b. Ebî  Beltea’nm gömmüş olduğu cinnin ismini Peygamberimiz «Amr b. Cumâne» olarak bildir- iniştir. Onlardan birisi de Ömer b. Abdil – Azîz’in defnettiği Sarak’tır. Birisi de Zevbea’dır.

İbn-i Mesûd’un hadîsinde Amr b. Câbir dahil bu dokuzların isimleri zikredilmiştir. Her şeyi en iyi bilen Allah’tır.