Ebıı Bekr b. Muhammed der ki: Bâzı hadis âlimleri Ömer b. Âmir Essulemî’den nakl ediyorlar: O dedi ki:

Muâviye askerlerinden biri oğlunu azarladı. Evinden çıkardı. Kapıyı yüzüne kapadı. Oğlu dışarda sofada babasından duyduğu azardan dolayı mahzûn mah- zûn dururken kapının tam üstünden:

«Yâ Süveyd!» diye bir ses duydu. Genç anlatıyor: Vallahi (Suveyd) adında, ne hür ve ne de köle hiç kimse yoktur evimizde. Derken sofada simsiyah bir kedi beliriverdi. Aramızda şöyle bir konuşma ceryan etti:

  • Kimdir bu?
  • Falan kimseyim!
  • Nereden böyle?
  • Irak’dan geldim.
  • Irak’da ne var ne yok?
  • Ali b. Ebî Tâlib öldürüldü.
  • Yanında yiyecek bir şey var mı? Vallahi ben açım!
  • Vallahi kaplarını örttüler ve zehirlediler. Yalnız burada kebab pişirdikleri şişler var. Belki üzerinde biraz et kalıntıları bulabilirsin.
  • Getir öyleyse! Bunun üzerine Suveyd ona evin duvarına yaslanmış olarak duran şişleri getirdi. Genç gözlerini yumdu, oııa o kapalı olan kapıdan uzattı. Sonra getirip Sofanın duvarına yasladı. Bunu görünce genç korkmuş olacak ki hemen babasının kapısını hızlı hızlı çalmaya başladı. Babası önce kulak asmadı lâkin sana mühim haberim var deyince kapıyı açtı. Ve genç babasına durumu anlattı.

Sonra babası  atını eğerletti derhal Muaviye’nin evine giderek kapıyı  çaldı, eve girdikten sonra durumu anlattı. Muaviye,

  • Bunu kim duymuş?
  • Kardeşinin oğlu.
  • O seninle beraber midir şimdi?
  • Evet.
  • Gelsin! dedi ve genç içeriye girdi, durumu ona da olduğu gibi anlattı.

Hemen o anda bir mektup yazdı ve yolladı. Gelen cevapda durumun doğru olduğu anlaşıldı.. Hakikaten cinnin anlattığı gibi çıktı..