Yahya b. Yahya, Vehb’den naklen der ki: Halifelerden bazıları kuyu kazdırdı, suyun battal olmaması için cinlerin yararına kurban kesip halka yedirdi.

Bu haber İbn-i Şihab’a ulaşınca, şöyle dedi: «Yazık, helâl olmayan şeyi yaptı. İnsanlara da helâl olmayan şeyi yedirdi. Allah’ın Resûlü (S.A.V.) Cinler için kesilen etten yenmesini yasaklamıştır.»

Yahya b. Yahya, İbn-i Vehb’den, o da Yunus vasıtasıyla Şihab b. FeTden nakl ediyor: _ Allah’ın Resûlü (S.A.V.) Cinler için ve onların namına kesilen hayvan- larırı yenmesini yasakladı.

Hanbelî  mezhebine mensup, Allâme Şemseddin Ebû Abdillah Muhammed b. Ebî Bekr anlatıyor: Mekke’de kuyu kazılıyordu. Tam bitmek üzere iken kazıyanlardan biri orada bayıldı, konuşamaz hale geldi. Sonra bir Cinden şöyle duyduğunu söyledi: «Neden bize zulm ediyorsunuz? Biz bu yerin sakinleriyiz.» Orada benden başka müslüman kalmadı. Onlar beni gönderdiler ve dedüer ki, onlar bizim hakkımızı vermedikçe bu sudan geçirmeyiz.

  • Nedir hakkınız? diye sorunca cevap verdiler:
  • Büyük bir öküz satın alırsınız. İyice süslersiniz; Mekke’nin etrafını dolaştırdıktan sonra buraya getirir boğazlarsınız, sonra da kanını, sakatatını ve başını Ab- dussamed kuyusuna bizim için atarsınız. Etin kalan kısmı da sizin olur. Eğer bunu yapmazsanız, bu suyu katiyen size vermeyiz.
  • Peki dedim, yaparız. Sonra baktım ki, bayılan adam ayılıverdi.

Yüzünü  ve gözlerini ovarak: (La ilahe Ulellahî Ner- deyim ben?) dedi. Ve evine gitti. Sabah olunca namaz

kılmak için mescide gitmek üzere evden çıktım ki tam kapının eşiğinde tanımadığım bir adam duruyor.. Adam:

  • El-Hac Halife burada mı? diye sordu.
  • İşte burada, ne istiyorsun? dedim.
  • Ona diyeceğim var, dedi.
  • Bana söyle; ben ulaştırırım ona dediklerini. Bunun üzerine adam anlatmaya başladı :
  • Dün akşam rüya gördüm; büyük bir öküzü süsleyin halifenin kapısının önüne getirmişler, ona göstermişler o da beğenmiş ve öküzü önüne halkı da arkasına alarak doğru Mekke’nin dışında kalan bir yere gitmişler, adı geçen bir kuyunun başında onu boğazlayarak sakatat ile başını o kuyuya atmışlar.

Adamın rüyası  hoşuma gitti. Durumu Mekke büyüklerine anlattım. Hemen büyük bir öküz satın aldılar, iyice süsledikten sonra doğru götürüp adı geçen kuyunun yanında kestiler, sakatat ve başını o kuyuya attılar. Biz oraya gelince suyun kaynağını bulamadık. Nereden geldiğine dair bir eser de yoktu.

Fakat o öküz sakatatını kuyuya atınca, sanki bir adam gelip elimden tuttu ve beni bir yerde durdurup: İşte burasını kazın» dedi. Kazdık bir de baktık ki altından su fışkırdı. Atlıların geçtiği eski ve viran olmuş bir yol gördük. Onu ıslah ettik, düzelttik. Su oradan akıp gitti, şarıltısını duyar olduk. Aradan dört gün geçmedi ki suyun Mekke’ye geldiğini gördük. Kuyunun etrafında sakin olanlara sorduk; o güne kadar böyle bir menbam bulunduğunu bilmiyorlarmış. O gün, bugün orası su ile dolup taştı ve Mekke halkı için iyi bir kaynak oldu.

Allâme Şemseddin dedi ki: İşte bunlar ve benzeri âdetler İslâm öncesi âdetlerdir. Onlar bir ihtiyaçları ol—

duğu zaman en güzel bir kızı süsleyip Nil nehrine atarlardı.

Bu ve benzeri âdetler İslâm’dan sonra tutunamamış, kökünden sökülüp atılmışlardır. Cenab-ı Hak bu gibi akıl dışı âdetleri, cinleri korkutan ve onları dize getiren Ömer (R.A.) gibi kahramanların elinde parçalattı. Eğer onun zamanında böyle bir şey olsaydı, öküz değil bir serçe kuşu bile kurban ettirmezdi. Lâkin (nc yapacaksınız) her zamanın kendine göre adamları vardır.

Bu hikâyeyi bana anlatan adam, gayet doğru, sözüne, özüne güvenilir bir adamdı. Bütün halk onun doğruluğuna inanmış ve söz birliği etmişlerdir. O hâdiseyi dc bizzat gözleri ile müşahede etmişlerdir. Hakk’a hidayet eden hiç şüphe yok ki, Allahtır.