El-Velîd b. Hişâm’dan nakl edilmiştir: Ubeyd b. El- Ebrâs, arkadaşları  ile beraber bir yolculukta bulunurlarken yolda güneşin altında, ateş gibi yakıcı kumun üstünde susuzluktan kıvranan bir yılana rastlarlar. İçlerinden biri onu öldürmek istedi: Lâkin Ubeyd «Öldürme onu! Zavallı kendisine bir damla su verecek kimseye çok muhtaçtır, der, ve atından inerek ona su verir. Sonra hep beraber oradan ayrılıp yürürler. Derken yolu şaşırırlar, o anda biri seslenir: «Ey yolunu şaşıran kervan! Gel sana yol gösterelim; bizimle gel, gece ka-

ranlık basınca, sabah şafak söküp yıldızı parlayınca yine bizimle ol.»

Gece-gündüz onunla on günlük vol gittikten sonra, merak edip Ubeyd b. el-Ebras sorar: «Bize doğruyu söyleyemez misin? Bize bu vadide iyilik yapan acaba kimdir?» Diye. Ses cevap verir:

«Ben o kumsalda kıvranıp da su verip kurtardığın, iyilik edip canlandırdığın o yılanım. İyilik, aradan ne kadar zaman geçerse geçsin, kayb olmaz. Kötülük ise insanın sermaye olarak muhafaza ettiği şeylerin en çirkinidir.»

Bu babta, bu kitabda bir çok kıssalar geçer. Hepsi kendine has yerlerinde ayrı  ayrı zikr edilmiştir.

Bu kıssalardan birisi, Mâlik b. Hureym’in kıssasıdır ki, altmışıncı babta «Geyikler cinlerin hayvanlarıdır» başlığı altında zikredilmiştir.

İbn-i Eb’id-Dünya der ki: İsmail b. İbrahim El-Ha- şimî, El-Müreymî’den nakl etmiştir: Yaban eşek avına çıkmıştım. Suya indikleri yerde bir kulübe yaptım. Suya indiklerinde yayımı iyice gererek ok’a hazırladım. Derken bir ses: «Dikkat edin ey eşekler!»

Bu sesi duyan eşeklerin hepsi kaçtılar. Beraberimde Mercane adında bir cariyem, iki de eşek vardı ki onları dağın arkasında bir ağaca bağlamıştım. Onlar kaçmasın diye beklerken baktım öbür merkebler çıka geldi. Bir ok attım, bir tanesini vurdum. Cariye dedi ki: Ağam, vallahi merkeblerden biri öldü.