el-Celîl - ya Celîl

el-Celîl - ya Celîl

el-Celîl | ya Celîl

Celil : Ululuk, azamet ve büyüklük sahibi

Al-Jalil : The Mighty who is Lord of  Majesty and Grandeur.

Cenab-ı Hak Buyuruyor:

“Celal ve ikram sahibi Rabbinin zâtı bâki kalacak” (Rahman, 27)

“Celal ve ikram sahibi Rabbinin adı yücelerden yücedir.” (Rahman, 78)

Celil ismi, Kur’an’da bu şekliyle değil, Zü’l-celâli ve’l-ikram olarak Rahman suresinde iki yerde geçer.

Celalet ve ululuk ancak Allah’a mahsustur. Her yerde, her zaman hazır ve nazır olan Allah’ın ilmi  her şeyi kuşatır.

Her büyük O’nun büyüklüğünün yanında hiç bir anlam ifade etmez.

Allah’ı diğer insanlardan daha fazla tanıyan ariflerin pek çoğu bu isimlerle O’nu dua etmeyi  tercih ederler.

Bir müslüman ihlasla, inanarak ve yaşayarak “Yâ Celil” diye bu mübarek ismin zikrine devam ederse, onun tecellisine, eserlerine nail olur. Saygı görür. ahlakı  güzelleşir. Zalimlerden kurtulur. Maddi ve manevi güce kavuşur. (1)

Bu ismi bilmenin faydası

Allah’ın sana iyilik ve bağışta bulunup nimetler verdiği gibi sen de, başkalarına iyililik yap ve bağışta bulun. İnsanların yaptıkları hataları bağışla. Kötülükleri terk  etmeyenleri güzelce terk  et, kötülükleririni iyilikle başından sav. Seninle ilşikisini kesenle sen ilişkini kesme. Sana vermeyene sen vermeye devam et. Sana haksızlık edeni affet. Seni kötüleyen ve sana sövene karşılık verme, sabret. Allah’ın sana iyilik yaptığı gibi sen de başklarına iyilik yap ve sana kötülük edene iyilikle davran. (2)


Kaynaklar
1) Esmâ-ül Hüsna, Rauf Pehlivan, İstanbul Dağıtım A.Ş., 2002
2) Esmâ-ül Hüsna, Karınca Yayınları, Nisan 2004
3) Calligraphy, The Most Beautiful Names, Tosun Bayrak, Threshold Books, 1985


 

 

Diğer Bölüm…

Ululuk ve büyüklük sahibi…

“Şanı yüce” manasına gelen “el-Celîl” İsm-i Şerif’i Kur’an-ı Kerim’de iki defa “zü’l-celâl” olarak geçmekte.[1][1]

İlmiyle herkesten yüce, kudretiyle her şeyden yüce, san’atıyla herkesten yüce, her türlü sıfatıyla herkesten ve her şeyden yüce olan “el-Celîl”e iman eden bir mü’min ahlakını Kur’an’a göre ayarlayarak yücelmeye çalışır da günahlar, pislikler, rezaletler, sefahetler ona ulaşamaz.

Günah, inkar, isyan içinde debelenen insanların gönüllerinden tutarak onların da yücelmesine çalışır.

Evet, celalet ve ululuk Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’ne mahsustur. O’nun (CC) zatı da büyük, sıfatları da büyüktür, fakat bu büyüklük, cisimlerdeki gibi hacim itibariyle veya yaşlılık itibariyle değildir. Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’nin varlığı büyüktür. Zamanlarla ölçülmez; mekanlara sığmaz, bununla beraber her yerde, her noktada hazır ve nazır. Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’nin ilmi büyüktür. O’nun (CC) bilmediği, bilmeyeceği birşey yoktur. Nasıl olsun ki, her şeyi yaratan O’dur (CC). Kudreti büyüktür; her şeyi ve her zerreyi kudretiyle kuşatmıştır. Rahmet ve keremi büyüktür. Afv ve gufranı büyüktür. O (CC), unutmayan alim, yorulmayan Kadirdir. Hazineleri tükenmeyen Zengin, emir ve fermanı her yerde yürüyen Hükümdardır, ortağı olmayan Malik, veziri bulunmayan Meliktir. Soruyoruz:

– Hürmet ve tazim kimlere karşı yapılır?

– Büyüklere karşı.

– Büyüklüğün alameti nedir, ne ile ölçülür?

– İlim, kudret, bütün kainatı kaplayan merhamet gibi sıfatlarla ölçülür.

Bunlardan yalnız bir sıfatın bulunması bile kafidir büyüklük için. Allah-ü Teala (CC) Hz.leri bildiğimiz, bilmediğimiz, bütün büyüklük sıfatlarının sahibidir. Mahlukatta gördüğümüz bütün büyüklük sıfatlan da O’nun (CC) bir emanetidir. Dilediğine verir, dilediğinden alır. O halde sevilecek, emir ve fermanı her şeyin, her hatır ve nüfuzun, her arzu ve hevesin üstünde tutulacak tek varlık sahibi de ancak Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’dir.

Dua: Yüce Allah’ım (CC)! Ululuk sahibi Sensin. Senin varlığın yücedir. Zamanlarla ölçülmeyen Sensin. Mekanlara sığmayansın, mekandan münezzehsin.

Allah’ım (CC)! Her yerde ve her noktada hazır ve nazırsın. İlmin büyüktür, bilmeyeceğin bir şey yoktur.

Allah’ım (CC)! Kudretinle her zerreyi kuşatan Sensin.

Ey Rabbimiz (CC)! Bizi himayetine al, bizi kurtuluşuna erdir.

(AMİN)

Kula Gerekenler: Böyle bir celalet ve ululuk sahibine intisap şerefiyle büyük kazançlar elde edeceğini düşünerek emirlerini yerine getirmek, büyük kayıplara uğrayacağını düşünerek de rızasına muhalif şeylerden sakınmaktır. Mesela, terfi ve tecziyemiz, ticaret hayatımız ye kredimiz, emrinde bulunan bir şahsa karşı hislerimiz, muamelelerimiz nasıldır? O hoşlanmadığı bir işi yapabilir miyiz? Memnun kalmıyacağı bir sözü söyliyebilir miyiz? Yahud O sevmediği insanlarla dostluk samimiyeti içinde yaşıyabilir miyiz? işte bu maddi bir temsildir. Bir insan muhakkak surette bilirse ki, her hayrın, her kemalin sahibi ancak Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’dir; her ümidin, her emelin tahakkuku ancak O’nun (CC) iradesine bağlıdır; yaşaması, ölmesi, kazanması, kaybetmesi, velhasıl her işi yalnız O’nun (CC) bir tek emri altındadır; artık o insanın ruhu, fikri, kalbi, cismi tamamen O’nunla (CC), O’nun (CC) sevgisiyle, O’nun (CC) korkusuyla dolmuş olur. Yalnız O’nu (CC) sever, yalnız O’ndan (CC) korkar. Gerçi O’ndan (CC) başka, O’nun (CC) sevdiklerini, O’nun (CC) yolunu göstermek üzere gönderdiklerini, O’nu (CC) sevenleri, O’nun (CC) sev dediklerini de sever, fakat bütün bu sevgiler onlar için değil, hep Allah-ü Teala (CC) Hz.leri için, Allah-ü Teala (CC) Hz.leri yolunda ve Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’nin rızası uğrundadır. Onun için, yine bütün sevgiler Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’ne racidir.

İsm-i Şerif’in Faideleri: İhlasla “Yâ Celîl” diye bir müslüman bu isme devam etse, Allah-ü Teala (cc) Hz.leri’nin rahmet ve bereketiyle maddi ve manevi güce kavuşur.


[1][1] bak: Rahman S. A. 27,28