İbn-i İshak İbn-i Âım anlatıyor. Katabe b. Ömer dedi ki; Halk Resûlüllah (S.A.V.)’e biat etmek için toplandığında, El-Abbas b. Ubâde b. Nedla el-Ansarî -Benî Salim b. Avfun kardeşi— dedi ki, ey Hazreç topluluğu! Bu adama ne şartlar üzerine biat ettiğinizi biliyor musunuz?

  • Evet, dediler..
  • Siz bu adama, insanlardan kırmızı ve siyaha karşı açacağı harba hazır olmanız için biat ediyorsunuz.

Bu hususta kâh faydanıza, kâh zararınıza çıkar.

Bunun üzerine hep bir ağızdan dediler ki:

  • Ey Allah’ın Resulü! Size verdiğimiz ahdi yerine getirirsek, karşılığı ne olur?
  • Cennet, diye cevap verdiler.
  • öyleyse veriniz elinizi, dediler. Resûlüllah S.A. V.) elini uzattı, onlarda uzattı ellerini ve cân-ü gönülden ona biat ettüer.

Benî Neccar’m iddiasına göre, ilk elini uzatan Es’- ad b. Zurâre’dir. Benî  AbcTü-Eşhere göre ise, el-Hay- sem b. Et-Tihan’dır.. Kâ’b b. Mâlik’e göre, ilk elini uzatan el-Berrâ b. Ma’rûr’dur. (El-mevsum Bi mehasinil- vesaili İlâ marifctil-Evail) adlı kitabımda anlatmıştım. Kâ’b dedi ki:

«Resûlüllah (S.A.V.)’e biat ettiğimizde, şeytan Akabe tepesinden avazı  çıktığı kadar bağırdı: «Ey Ehi-i Cebacip nerdesiniz! Bunlar, size savaş açmak için söz birliği ettiler.»

Hiç duymadığım o sese Allah’ın Resûlü (S.A.V.) şöyle diyerek mukabele etti:

«İşte Akabe’nin Ezbi! İşte Ezneb’in oğlu.» Sonra Resûlüllah (S.A.V.) şöyle buyurdu: «Haydi şimdi adamlarınıza dönün!»

Bunun üzerine 3’erlerimize döndük, yattık, sabah olunca Kureyş’in çoğu gelip bize şöyle hitap ettiler: İşittiğimize göre, siz, buralı olan birini (Muhammedi) aramızdan alıp götürecekmişsiniz sonra onunla birlikte bize karşı cephe alacakmışsınız. And olsun ki, siz bunu yaparsanız aramızda harp kopar.

Aramızdan müşrikler ayağa kalkıp bizim bundan malûmatımız yok, biz böyle bir şey bilmiyoruz, dediler — Hakikaten onlar bir şey bilmiyorlardı—.

Biz birbirimize baka kaldık. Cemaat ayaklandı aralanrıda el-Haris b. Hişam da vardı. Dediler ki:

  • Ey Ebû Câbir! Sen ulularımızdan ol, fakat bu Kureyş gencini de kendimize başkan yapalım olmaz mı? Haris bunu duyunca ayaklarındaki pabuçlarını çıkardı ve bana doğru attı.

Câbir dikkatli ol, ve pabuçlarını geri ver, diye bağırdı.

«Geri vermem.« diye direttim.

«Vallahi doğru söylüyorsun, eğer fal doğru çıkarsa onu asacağım.» diye mükabele etti.

İbn-i îshak der ki: Abdullah b. Ubey bana şöyle anlattı: Onlar Abdullah b. Ubey Selul’e geldiler Kâ’bin dediğini söylediler, onlara şöyle hitap etti: Bu büyük bir iştir! Benim kavmim bana böyle bir şeyi söylemeye cesaret edemez. Sonra onu terk edip uzaklaştılar. Peşlerine düştüler: Sa’d b. Ubede’ye ve Münzir b. Amr’e yetiştiler. Bunların ikisi kavimden ayrı düşmüşlerdi. Münzir’e pek karışmadılar ama, Sa’dı yakaladılar, ellerini boynuna bağladılar önlerine katıp döve döve Mekke’ye götürdüler.

Allah yolunda devamlı olarak işkenceye tabi tutuluyordu, Derken onun eski ticaret arkadaşları ve dost ları olan Ebul-Buhterî b. Hişam ile Cubeyr b. Mut’im ve El-Haris b. Harbe onun durumu hakkında haber ulaştı ve onlar gelerek Sa’dı ellerinden kurtardılar. O da serbestçe memleketine döndü.

Eb’ul-Eşheb, el-Hasan’den nakl ediyor: Resûlüllah (S.A.V.) Mina’da biat edildiği zaman, Şeytan avazı çıktığı kadar bağırdı. Ve Resûlüllah (S.A.V.) buyurdular ki:

«İşte bu Lebinî’nin babasıdır. Sözüm ona sözde sizi korkutacak.

Sonra dağıldılar.

Es-Süheylî  der ki: Ulıud Gazvesinde, İzb’ul-Akabe hadisesi vaki olmuştur. İbn-i Zübeyre’nin rivâyet ettiği hadisde bunu tayid edecek keyfiyet mevcuddur: Atının üzerindeki keçesinde bir karış boyunda bir adam gördüğünde:

Sen kimsin? diye sordu.

  • İzb! diye cevap verdi.
  • İzb nedir?

Bir adam. Bunun üzerine başına sopası ile vurdu ve o da kaçtı.

Ya’kub (El-Elfâz)’da der ki İzb, (kısa) mânasın- dadır.

Elkurlbi, İbn-i Zübeyr’den nakl edilen hadisi garib hadiseler mey anında zikr etmiştir. Hangi zabt ve kay- din daha doğru olduğunu Allah’dan başka kimse bilemez.