850 Hadis Tercümesi

850 Hadis Tercümesi

مَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَلاَ يُؤْذِ جَارَهُ وَمَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَلْيُكْرِمْ ضَيْفَهُ وَمَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَلْيَقُلْ خَيْرًا أوْ لِيَصْمُتْ

401- * Allaha ve ahiret gününe imân eden kimse, komşusuna eziyet etmesin. Allaha ve ahiret gününe imân eden misafirine ikramda bulunsun. Allaha ve ahiret gününe imân eden kimse, ya hayır söylesin veya sussun *

[Buhârî – Müslim]

مَا زَالَ جِبْرِيلُ يُوصِينِي بِالْجَارِ حَتَّى ظَنَنْتُ أنَّهُ سَيُوَرِّثُهُ

402- * Cebrâil bana komşu hakkında o kadar çok tavsiyede bulundu ki ben ALLAH Teâlâ komşuyu komşuya mirasçı kılacak zannettim *

[Buhârî – Müslim]

اَلسَّاعِي عَلَى الأرْمَلَةِ وَالْمِسْكِينِ كَالْمُجَاهِدِ فِي سَبِيلِ اللَّهِ

أوِ الْقَائِمِ اللَّيْلَ الصَّائِمِ النَّهَارَ

403- * Dul ve fakirlere yardım eden kimse, ALLAH yolunda cihad eden veya gündüzleri nafile oruç tutup, gecelerini nafile ibadetle
geçiren kimse gibidir *

[Buhârî – Müslim]

كُلُّ ابْنِ آدَمَ خَطَّاءٌ وَخَيْرُ الْخَطَّائِينَ التَّوَّابُونَ

404- * Her insan hata eder.Hata işleyenlerin en hayırlıları tevbe edenlerdir *

[Tirmizî – İbn Mâce]

عَجَبًا لأمْرِ الْمُؤْمِنِ إِنَّ أمْرَهُ كُلَّهُ خَيْرٌ وَلَيْس ذَاكَ لأحَدٍ إِلاَّ لِلْمُؤْمِنِ إِنْ أصَابَتْهُ سَرَّاءُ شَـكَرَ فَـكَانَ خَيْرًا لَهُ وَإِنْ أصَابَتْهُ ضَرَّاءُ صَبَرَ فَـكَانَ خَيْرًا لَهُ

405- * Müminin başka hiç kimsede bulunmayan ilginç bir hali vardır Onun her işi hayırdır. Eğer bir genişliğe nimete kavuşursa şükreder ve bu onun için bir hayır olur. Eğer bir darlığa musibete uğrarsa sabreder ve bu da onun için bir hayır olur *

[Müslim]

مَنْ غَشَّـنَا فَلَيْس مِنَّا

406- * Bizi aldatan bizden değildir *

[Müslim]

لاَ يَدْخُلُ الْجَنَّةَ نَمَّامٌ

407- * Söz taşıyanlar cezalarını çekmeden ya da affedilmedikçe
cennete giremezler. *

[Müslim – Tirmizî]

أعْطُوا الأجِيرَ أجْرَهُ قَبْلَ أنْ يَجِفَّ عَرَقُهُ

408- * İşçiye ücretini, alnının teri kurumadan veriniz *

[İbn Mâce]

مَا مِنْ مُسْلِمٍ يَغْرِسُ غَرْسًا أوْ يَزْرَعُ زَرْعًا فَيَـأكُلُ مِنْهُ

طَيْرٌ أوْ إِنْسَانٌ أوْ بَهِيمَةٌ إِلاَّ كَانَ لَهُ بِهِ صَدَقَةٌ

409- * Bir müslümanın diktiği ağaçtan veya ektiği ekinden insan, hayvan ve kuşların yedikleri şeyler, o müslüman için birer sadakadır *

[Buhârî – Müslim]

إِنَّ فِي الْجَسَدِ مُضْغَةً إِذَا صَلَحَتْ صَلَحَ الْجَسَدُ كُلُّهُ

وَإِذَا فَسَدَتْ فَسَدَ الْجَسَدُ كُلُّهُ ألاَ وَهِيَ الْقَلْبُ

410- * İnsanda bir organ vardır. Eğer o sağlıklı ise bütün vücut sağlıklı olur eğer o bozulursa bütün vücut bozulur. Dikkat edin! O, kalptir *

[Buhârî – Müslim]

اِتَّقُوا اللَّهَ رَبَّـكُمْ وَصَلُّوا خَمْسَـكُمْ وَصُومُوا شَهْرَكُمْ وَأدُّوا زَكَاةَ أمْوَالِكُمْ وَأطِيعُوا ذَاأمْرِكُمْ تَدْخُلُوا جَنَّةَ رَبِّـكُمْ

411- * Rabbinize karşı gelmekten sakının, beş vakit namazınızı kılın, Ramazan orucunuzu tutun, mallarınızın zekatını verin, yöneticilerinize itaat edin. Böylelikle Rabbinizin cennetine girersiniz *

[Tirmizî]

لاَ ضَرَرَ وَلاَ ضِرَارَ

412-* Zarara zararla karşılık vermek yoktur *

[İbn Mâce – Muvatta]

لاَ يُؤْمِنُ أحَدُكُمْ حَتَّى يُحِبَّ لأخِيهِ مَا يُحِبُّ لِنَفْسِهِ

413-* Hiçbiriniz kendisi için istediğini mümin kardeşi için istemedikçe iman etmiş olamaz *

[Buhârî – Müslim]

اَلْمُسْلِمُ أخُو الْمُسْلِمِ لاَ يَظْلِمُهُ وَلاَ يُسْلِمُهُ مَنْ كَانَ فِي حَاجَةِ أخِيهِ كَانَ اللَّهُ فِي حَاجَتِهِ وَمَنْ فَرَّجَ عَنْ مُسْلِمٍ كُرْبَةً فَرَّجَ اللَّهُ عَنْهُ بِهَا كُرْبَةً مِنْ كُرَبِ يَوْمِ الْقِيَامَةِ وَمَنْ سَتَرَ مُسْلِمًا سَتَرَهُ اللَّهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ

414-* Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu düşmanına teslim etmez. Kim, mümin kardeşinin bir ihtiyacını giderirse ALLAH da onun bir ihtiyacını giderir. Kim müslümanı bir sıkıntıdan kurtarırsa, bu sebeple ALLAH da onu kıyamet günü sıkıntılarının birinden kurtarır. Kim bir müslümanın kusurunu örterse, ALLAH da Kıyamet günü onun kusurunu örter *

[Buhârî – Müslim ]

لاَ تَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ حَتَّى تُؤْمِنُوا وَلاَ تُؤْمِنُوا حَتَّى تَحَابُّوا

415-* İman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olamazsınız *

[Müslim – Tirmizî ].

اَلْمُسْلِمُ مَنْ سَلِمَ النَّاسُ مِنْ لِسَانِهِ وَيَدِهِ

416-* Müslüman, insanların elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir. *

[Tirmizî – Nesâî ]

لاَ تَبَاغَضُوا وَلاَ تَحَاسَدُوا وَلاَ تَدَابَرُوا وَكُونُوا عِبَادَ اللَّهِ إخْوَانًا

وَلاَ يَحِلُّ لِمُسْلِمٍ أنْ يَهْجُرَ أخَاهُ فَوْقَ ثَلاَثِةِ اَيَّامٍ

417-* Birbirinize buğuz etmeyin, birbirinize haset etmeyin, birbirinize arka çevirmeyin ey ALLAHın kulları, kardeş olun. Bir müslümana, üç günden fazla din kardeşi ile dargın durması helal olmaz. *

[Buhârî]

إنَّ الصِّدْقَ يَهْدِي إلَى الْبِرِّ وَ إنَّ الْبِرَّ يَهْدِي إلَى الْجَنَّةِ وَإنَّ الرَّجُلَ لَيَصْدُقُ حَتَّى يُكْتَبَ عِنْدَ اللَّهِ صِدِّيقًا وَ إنَّ الْكَذِبَ يَهْدِي إلَى الْفُجُورِ وَ إنَّ الْفُجُورَ يَهْدِي إلَى النَّارِ وَ إنَّ الرَّجُلَ لَيَـكْذِبُ حَتَّى يُكْتَبَ عِنْدَ اللَّهِ كَذَّابًا

418-* Hiç şüphe yok ki doğruluk iyiliğe götürür. İyilik de cennete götürür. Kişi doğru söyleye söyleye ALLAH katında sıddîk doğru sözlü diye yazılır. Yalancılık kötüye götürür. Kötülük de cehenneme götürür. Kişi yalan söyleye söyleye ALLAH katında kezzâb çok yalancı diye yazılır *

[Buhârî – Müslim]

لاَ تُمَارِ أخَاكَ وَلاَ تُمَازِحْهُ وَلاَ تَعِدْهُ مَوْعِدَةً فَتُخْلِفَهُ

419-* Mümin kardeşinle münakaşa etme, onun hoşuna gitmeyecek şakalar yapma ve ona yerine getirmeyeceğin bir söz verme *

[Tirmizî]

تَبَسُّمُكَ فِي وَجْهِ أخِيكَ لَكَ صَدَقَةٌ وَأمْرُكَ بِالْمَعْرُوفِ وَ نَهْيُكَ عَنِ الْمُنْكَرِ صَدَقَةٌ وَإِرْشَادُكَ الرَّجُلَ فِي أرْضِ الضَّلاَلِ لَكَ صَدَقَةٌ وَإِمَاطَتُكَ الْحَجَرَ وَالشَّوْكَ وَالْعَظْمَ عَنِ الطَّرِيقِ لَكَ صَدَقَةٌ

420-* Mümin kardeşine tebessüm etmen sadakadır. İyiliği emredip kötülükten sakındırman sadakadır. Yolunu kaybeden kimseye yol göstermen sadakadır. Yoldan taş, diken, kemik gibi şeyleri kaldırıp atman da senin için sadakadır *

[Tirmizî]

إِنَّ اللَّهَ لاَ يَنْظُرُ إِلَى صُوَرِكُمْ وَأمْوَالِكُمْ وَلـكِنْ يَنْظُرُ إِلَى قُلُوبِكُمْ وَأعْمَالِكُمْ

421-* ALLAH sizin ne dış görünüşünüze ne de mallarınıza bakar. Ama o sizin kalplerinize ve işlerinize bakar *

[Müslim – Ahmed b. Hanbel]

رِضَى الرَّبِّ في رِضَى الْـوَالِدِ وَسَخَطُ الرَّبِّ في سَخَطِ الْـوَالِدِ

422-* ALLAHın rızası, anne ve babanın rızasındadır.
ALLAHın öfkesi de anne babanın öfkesindedir *

[Tirmizî].

ثَلاَثُ دَعَوَاتٍ يُسْتَجَابُ لَهُنَّ لاَ شَكَّ فِيهِنَّ

دَعْوَةُ الْمَظْلُومِ، وَدَعْوَةُ الْمُسَافِرِ ، وَدَعْوَةُ الْوَالِدِ لِوَلَدِهِ

423-* Üç dua vardır ki, bunlar şüphesiz kabul edilir
Mazlumun duası, misafirin duası ve babanın evladına duası *

[İbn Mâce]

اَلدِّينُ النَّصِيحَةُ قُلْنَا لِمَنْ يَا رَسُولَ اللَّهِ ؟ قَالَ لِلَّهِ وَلِكِتَابِهِ وَلِرَسُولِهِ وَلأئِمَّةِ الْمُسْلِمِينَ وَعَامَّتِهِمْ

424-* ALLAH Rasûlü Din nasihattır samimiyettir buyurdu. Kime Yâ Rasûl? diye sorduk. O da Allaha, Kitabına, Peygamberine, Müslümanların yöneticilerine ve bütün müslümanlara diye cevap verdi *

[Müslim, İmân]

اَلإِسْلاَمُ حُسْنُ الْخُلُقِ

425-* İslâm, güzel ahlâktır *

[Kenzül Ummâl]

مَنْ لاَ يَرْحَمِ النَّاسَ لاَ يَرْحَمْهُ اللَّهُ

426-* İnsanlara merhamet etmeyene ALLAH merhamet etmez *

[Müslim – Tirmizî]

يَسِّرُوا وَلاَ تُعَسِّرُوا وَبَشِّرُوا وَلاَ تُنَفِّرُوا

427-* Kolaylaştırınız, güçleştirmeyiniz, müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz *

[Buhârî – Müslim]

إنَّ مِمَّا أدْرَكَ النَّاسُ مِنْ كَلاَمِ النُّبُوَّةِ

إذَا لَمْ تَسْتَحِ فَاصْنَعْ مَا شِئْتَ

428-* İnsanların Peygamberlerden öğrendikleri sözlerden biri de Utanmadıktan sonra dilediğini yap! Sözüdür *

[Buhârî – EbuDâvûd]

اَلدَّالُّ عَلىَ الْخَيْرِ كَفَاعِلِهِ

429-* Hayra vesile olan, hayrı yapan gibidir *

[ Tirmizî ]

لاَ يُلْدَغُ اْلمُؤْمِنُ مِنْ جُحْرٍ مَرَّتَيْنِ

430-* Mümin, bir delikten iki defa sokulmaz.Mümin, iki defa aynı yanılgıya düşmez *

[Buhârî – Müslim]

اِتَّقِ اللَّهَ حَـيْثُمَا كُنْتَ وَأتْبِـعِ السَّـيِّـئَةَ الْحَسَنَةَ تَمْحُهَا

وَخَالِقِ النَّاسَ بِخُلُقٍ حَسَنٍ

431-* Nerede olursan ol Allaha karşı gelmekten sakın yaptığın kötülüğün arkasından bir iyilik yap ki bu onu yok etsin. İnsanlara karşı güzel ahlakın gereğine göre davran *

[Tirmizî]

إنَّ اللَّهَ تَعَالى يُحِبُّ إذَا عَمِلَ أحَدُكُمْ عَمَلاً أنْ يُتْقِنَهُ

432-* ALLAH, sizden birinizin yaptığı işi, ameli ve görevi sağlam ve iyi yapmasından hoşnut olur *

[Taberânî – Mucemül Evsat – Beyhakî]

اَلإِيمَانُ بِضْعٌ وَسَبْعُونَ شُعْبَةً أفْضَلُهَا قَوْلُ لاَ إِلهَ إِلاَّاللَّهُ وَأدْنَاهَا إِمَاطَةُ اْلأذَى عَنِ الطَّرِيقِ وَالْحَيَاءُ شُعْبَةٌ مِنَ اْلإِيـمَانِ

433-* İman, yetmiş küsur derecedir. En üstünü Lâ ilâhe ill Allahtan başka ilah yoktur sözüdür, en düşük derecesi de rahatsız edici bir şeyi yoldan kaldırmaktır. Haya da imandandır *

[Buhârî – Müslim]

مَنْ رَأَى مِنْكُمْ مُنْكَرًا فَلْيُغَيِّرْهُ بِيَدِهِ فَإِنْ لَمْ يَسْتَطِـعْ فَبِلِسَانِهِ فَإِنْ لَمْ يَسْتَطِـعْ فَبِقَلْبِهِ وَذَلِكَ أضْعَفُ اْلإِيـمَانِ

434-* Kim kötü ve çirkin bir iş görürse onu eliyle düzeltsin eğer buna gücü yetmiyorsa diliyle düzeltsin buna da gücü yetmezse, kalben karşı koysun. Bu da imanın en zayıf derecesidir *

[Müslim – Ebû Dâvûd]

عَيْنَانِ لاَ تَمَسُّهُمَا النَّارُ عَيْنٌ بَـكَتْ مِنْ خَشْيَةِ اللَّهِ وَعَيْنٌ

بَاتَتْ تَحْرُسُ فِي سَبِيلِ اللَّهِ

435-* İki göz vardır ki, cehennem ateşi onlara dokunmaz ALLAH korkusundan ağlayan göz, bir de gecesini ALLAH yolunda, nöbet tutarak geçiren göz *

[Tirmizî ]

436-İbn Huzeyme senediyle hz. Aişe (r.anha)’nin şöyle ediğini nakletti:
“Peygamber (s.a.v.) benimle beraber yatıyordu, onu aradım ve secde halinde, ayak topuklarını birbirine bitiştirmiş, parmak uçları kıbleye dönük bir şekilde buldum.”

(Beyhakî, 2/116; İbn Huzeyme sahihin’de (654) rivayet edilmiştir)

437- İbnu Hucr (r.anh) şöyle dedi:
“Nebi (s.a.v.) secde ettiği zaman el parmaklarını bitiştirirdi.”
(İbnu Huzeyme, 642; Beyhaki, 2/112)

438-Bera İbnu Azib (r.anh)’dan, şöyle dedi:
“Rasulullah (s.a.v.) secde ettiği zaman ellerini yere koyar, el ve parmaklarını kıbleye doğru çevirirdi.”
(İbnu Huzeyme, 643; Beyhaki, 2/113 sahih bir senedle rivayet etmişlerdir.)

دَخَنُهَا مِنْ تَحْتِ قَدَمَيْ رَجُلٍ مِنْ أَهْلِ بَيْتِي يَزْعُمُ أَنَّهُ مِنِّي وَلَيْسَ مِنِّي وَإِنَّمَا أَوْلِيَائِي الْمُتَّقُونَ

438-“Bu fitnenin dumanı yahut ala bula fitnesinin dumanı Ehl-i Beytimden olan bir adamın iki ayakları altından çıkar. Gerçekten kendisi benden olduğunu söyler. Lakin o(cibilliyet ve ahlak olarak) benden değildir. Ancak benim dostlarım takva sahipleridir” Bu Hüseyin bin Ali’den başkası değil. Kendini Hicaz emiri olarak ilan etti.

ما ملأ آدميّ وِعاءً شَراً مِنْ بَطْنِهِ بِحَسْبِ ابْنِ آدَمٍ أكَلاتٌ يُقِمْنَ صُلْبهُ و إنْ كانَ لا محالَ لهُ فَثُلُثٌ لطعامه و ثلث لشرابه و ثلث لنفسه

439-Ademoğ­lu karnından daha kötü bir kap doldulmuş değildir. Ademoğluna sirtini dik tutacak bir kac lokma yeter. Eger mutlaka (bu siniri asmasi) gerekiyorsa , (midesinin) üçte birini yemeğine, üçte birini içeceğine, üçte birini de nefesine ayırsın.”(Beyhâki,Şuabul İman ; Fethul Bari,Mukaddime ; Taberâni)

440- İbn Ebi Şeybe (8197); Huşeym – Ebu Harun – Ebu Said isnadıyla rivayet ediyor:

حدثنا أبوبكر قال حدثنا هشيم عن أبي هارون عن أبي سعيد أن النبي صلى الله عليه و سلم كان إذا سافر فرسخا قصر الصلاة

“Nebî sallallahu aleyhi ve sellem bir fersah (5,5 km) yolculuk yaptığı zaman namazı kısaltırdı”

Çok zayıf. Bu isnadda Ebu Harun (el-Abdi) metruktür.

441- İbn Ebi Şeybe (8198) Huşeym – Cuveybir – Dahhak – en-Nezzal (b. Sabre) isnadıyla rivayet ediyor:

حدثنا هشيم قال أخبرنا جويبر عن الضحاك عن البراء أن عليا خرج إلى النخلة فصلى بها الظهر والعصر ركعتين ثم رجع من يومه فقال أردت أن أعلمكم سنة نبيكم

“Ali radıyallahu anh en-Nahle’ye (Kufe yakınlarındadır) çıktı. Orada öğle ve ikindi namazlarını ikişer rekat olarak kıldı. Sonra aynı gün geri döndü ve dedi ki: “Size nebiniz sallallahu aleyhi ve sellemin sünnetini öğretmek istedim.”

Çok zayıf. Bu isnadda Cuveybir b. Said el-Ezdi metruktür. Dahhak b. Muzahim’de zayıflık vardır. Nahle adlı yerin aslı en-Nuhayle’dir. Mu’cemu’l-Buldan’da burasının Kufe’ye bir fersah ve bir mil mesafede yani yaklaşık 8-9 km uzaklıkta olduğu zikredilmektedir.

442- İbn Ebi Şeybe (8199) – İbn Uyeyne – İbrahim b. Meysere – Enes radıyallahu anh isnadıyla rivayet ediyor:

صلى رسول الله صلى الله عليه و سلم بالمدينة الظهر أربعا وبذي الحليفة ركعتين يعني العصر

“Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Medine’de öğle namazını dört rekat kıldı. Zulhuleyfe’de (8 km) ise ikindi namazını iki rekât kıldı.”

Bu isnad sahihtir.

443- İbn Ebi Şeybe (8200) – Vekî – Sufyan – Muhammed b. El-Munkedir ve İbrahim b. Meysere – Enes radıyallahu anh isnadıyla rivayet ediyor:

صليت مع النبي صلى الله عليه و سلم الظهر بالمدينة أربعا وبذي الحليفة العصر ركعتين

“Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem ile beraber öğle namazını Medine’de dört rekat olarak, ikindi namazını ise Zilhuleyfe’de iki rekat olarak kıldım.”

Bu isnad sahihtir.

444- İbn Ebi Şeybe (8201) – Vekî – Zekeriyya – Amir isnadıyla:

حدثنا وكيع قال حدثنا زكريا عن عامر قال كان النبي صلى الله عليه و سلم إذا خرج مسافرا قصر الصلاة من ذي الحليفة

“Nebî sallallahu aleyhi ve sellem yolculuğa çıktığı zaman zilhuleyfe’de namazı kısaltırdı.”

Bu isnad mürseldir. Amir eş-Şa’bî tabiidir.

445- İbn Ebi Şeybe (8202) – Abbad b. El-Avvam – Umer b. Amir – Hammad – İbrahim (en-Nehai) isnadıyla rivayet ediyor:

حدثنا عباد بن العوام عن عمر بن عامر عن حماد عن إبراهيم عن حماد أن حذيفة كان يصلي ركعتين فيما بين الكوفة والمدائن

“Huzeyfe radıyallahu anh Kufe ile Medâin arasında namazı iki rekât olarak kılardı”

Zayıf. Bu isnad munkatı’dır. İbrahim en-Nehai Huzeyfe radıyallahu anh’den işitmemiştir. Ömer b. Amir saduk olup, hakkında ihtilaf edilmiştir.

446- İbn Ebi Şeybe (8203) – Ali b. Mushir – eş-Şeybani – İkrime – İbn Abbas radıyallahu anhuma isnadıyla:

حدثنا علي بن مسهر عن الشيباني عن عكرمة عن بن عباس قال يقصر الصلاة في مسيرة يوم وليلة

“Namaz bir gün bir gecelik yolda kısaltılır.”

İsnadı sahihtir. İbn Abbas radıyallahu anhuma’nın şahsi re’yini ifade etmektedir. Buna muhalif başka sahabe re’yleri varid olduğundan hüccet değildir.

447- İbn Ebi Şeybe (8204) – Ali b. Mushir – eş-Şeybani – Muhammed b. Zeyd b. Huleyde – İbn Ömer radıyallahu anhuma isnadıyla rivayet ediyor:

حدثنا علي بن مسهر عن الشيباني عن محمد بن زيد بن خليدة عن بن عمر قال يقصر الصلاة في مسيرة ثلاثة أميال

“Namaz üç millik (5.5 km) mesafede kısaltılır”

Sahih.

448- İbn Ebi Şeybe (8205) – Hafs – el-Hasen b. Ubeydullah – İbrahim isnadıyla:

حدثنا حفص عن الحسن بن عبيد الله عن إبراهيم أن مسروقا كان يقصر الصلاة إلى واسط

“Mesruk, Vasıt’a gittiğinde namazı kısaltırdı”

Sahih ligayrihi. Hafs b. Gıyas’ın hafızası değişikliğe uğramıştır. Ancak başka rivayet yollarıyla Mesruk’un Vasıt’ta namazı kısalttığı sabit olmuştur.

449- İbn Ebi Şeybe (8206) – Veki – Sufyan – Mansur – Ebu Vail isnadıyla

حدثنا وكيع قال ثنا سفيان عن منصور عن أبي وائل قال خرجت مع مسروق إلى السلسلة فقصر الصلاة وأقام بها سنين يقصر الصلاة وقصر حين رجع حتى دخل

“Mesruk ile beraber Silsile’ye gittik. Namazı kısaltarak kıldı. Orada iki sene kaldı ve namazları kısalttı. Dönerken de şehre girinceye kadar namazı kısalttı.”

İsnadı sahihtir. Bu rivayet hem seferilik mesafesi hem de müddeti bakımından delildir.

450- İbn Ebi Şeybe (8207) – Gunder – Şu’be – Yahya b. Yezid el-Hunnai isnadıyla:

حدثنا غندر عن شعبة عن يحيى بن يزيد الهنائي قال سألت أنس بن مالك عن قصر الصلاة فقال كان رسول الله صلى الله عليه و سلم إذا خرج مسيرة ثلاثة أميال أو ثلاثة فراسخ شعبة الشاك صلى ركعتين

“Enes b. Malik radıyallahu anh’e namazı kısaltmak hakkında sordum. Dedi ki: “Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem üç mil veya üç fersah (Şu’be şekke düştü) yola çıktığı zaman namazı kısaltırdı.”

Sahih. İsnadında Yahya b. Yezid el-Hunnai makbul bir ravidir. Rivayet sahih ligayrihidir. Muslim Sahih’inde tahric etmiştir.