850 Hadis Tercümesi

850 Hadis Tercümesi

مَنْ قَالَ لا إِلَهَ إِلا اللَّهُ وَمَدَّهَا هُدِمَتْ لَهُ أَرْبَعَةُ آلافِ ذَنْبٍ مِنَ الْكَبَائِرِ

1-Her kim harflerinin hakkını vererek ve çekerek “La ilahe İllallah” derse, büyük günahlarından 4000 günahı silinir.(Aliyyul Muttakî,Kenz’ul Ummâl,no:202)

Hadisin senedi -içinde yalancı bir ravinin yer almasından türü- zayıftır.

Nâfi’den rivâyet olunduğuna göre şöyle demiştir;

(( كَانَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ إِذَا جَلَسَ فِي الصَّلَاةِ وَضَعَ يَدَيْهِ عَلَى رُكْبَتَيْهِ وَأَشَارَ بِإِصْبَعِهِ وَأَتْبَعَهَا بَصَرَهُ، ثُمَّ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: لَهِيَ أَشَدُّ عَلَى الشَّيْطَانِ مِنَ الْحَدِيدِ يَعْنِي السَّبَّابَةَ.)) [ رواه أحمد وحسنه الألباني في صفة صلاة النبي صلى الله عليه وسلم ]

2-“Abdullah b. Ömer -Allah ondan ve babasından râzı olsun- namazda (teşehhüd için) oturduğu zaman ellerini dizlerinin üzerine koyar, (şehâdet) parmağı ile de işâret ederek bakışlarını ona (parmağına) dikerdi.

Sonra şöyle dedi:

Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdu ki:

‘Bu (parmak işareti), şeytana demir kamçıdan daha şiddetlidir’.”(Ahmed; hadis no: 5964 ; İbn Asakir,Tarihul Dimeşk ; Müşketul Mesâbih ; Bezzar,no:563 ; Mecmauz Zevaid, 3/339 ; )

(Elbânî, “Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in Namaz Kılış Şekli”, s: 159’da adlı kitabında hadisin hasen olduğunu belirtmiştir.Hadisin ravsii olan Kesir ibni Zeydi Ahmed ibn Hanbel ve İbn Hibban güvenilir kabul ederken başkası zayıf görmüş ve hakkında tenkit vardır.)

3-Hz.Ali(ra), şöyle dedi: ” ” قَالَ عَلِيٌّ : أَلَا وَإِنِّي وَهَنْتُ يَوْمَ قُتِلَ عُثْمَانُ  -Elâ ve İnnî hentu yevme gutile Osmân- Doğrusu Osman´ın öldürüldüğü gün gevşek davrandım. Eğer ona yardım etmiş olsaydım, zayıf düşmezdim.”(El Bidaye Ve’n Nihaye,İbn Kesir ; Mecmauz Zevaid,no:12066 )

قال علي: وإنما أنا وهنت يوم قتل عثمان، ولو أني نصرته لما وهنت قالها ثلاثا
4-Hz.Ali şöyle dedi ; Doğrusu Osman´ın öldürüldüğü gün gevşek davrandım. Eğer ona yardım etmiş olsaydım, zayıf düşmezdim.(El Bidaye Ven Nihaye)

عَنْ عَمَّارِ بْنِ أَبِي عَمَّارٍ ، أَنَّ حَمْزَةَ بْنَ عَبْدِ الْمُطَّلِبِ ، قَالَ : ” يَا رَسُولَ اللَّهِ أَرِنِي جِبْرِيلَ عَلَيْهِ السَّلامُ فِي صُورَتِهِ ، فَقَالَ : إِنَّكَ لا تَسْتَطِيعُ أَنْ تَرَاهُ ، قَالَ : بَلَى ، فَأَرِنِيهُ ، قَالَ : فَاقْعُدْ ، فَقَعَدَ ، فَنَزَلَ جِبْرِيلُ عَلَيْهِ السَّلامُ عَلَى خَشَبَةٍ كَانَتْ فِي الْكَعْبَةِ يُلْقِي الْمُشْرِكُونَ عَلَيْهَا ثِيَابَهُمْ إِذَا طَافُوا ، فَقَالَ النَّبِيُّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : ارْفَعْ طَرْفَكَ فَانْظُرْ ، فَرَفَعَ طَرْفَهُ ، فَرَأَى قَدَمَيْهِ مِثْلَ الزَّبَرْجَدِ كَالزَّرْعِ الأَخْضَرِ ، فَخَرَّ مَغْشِيًّا عَلَيْهِ

5-Ammar ibni Ebi Ammar anlatıyor ; Hz.Hamza(ra) Resulullah(sav)’e ؛ِyle dedi ; Ya Resulallah,Bana Cibrîl(as)’ın (hakiki) sûretini gösterir misin? Resulullah(sav) şöyle dedi ; Şüphesiz onu görmeye gücün yetmez(dayanamazsın). Hz.Hamza(ra) şöِyle dedi ; Belâ (Evet) Onu gِrmeye dayanırım.Efendimiz(sav) bunun üzerine şöyle dedi ; Feg’ud (Öyleyse Otur) . Hz.Hamza(ra) oturdu.Cebrail(as) mü؛riklerin Kabe’yi tavaf edecekleri zaman elbiselerini üzerine koymayı adet haline getirdikleri kütüğün üzerine indi.Nebi bu sırada Hz.Hamzaya şöyle dedi ; ”Başını kaldır ve bak.” Hz.Hamza başını kaldırıp (baktı.) Cebrail (a.s) ‘in zebercedden yeşil cevhere benzeyen ayaklarını görünce dayanamayıp arka üstü yere düşerek bayıldı.(Beyhâki,Delâilü’n Nübüvve,3015 ; İbn Sa’d,Tabakâtul Kubrâ,2660)

وَعَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ سَمُرَةَ قَالَ : خَرَجَ رَسُولُ اللَّهِ – صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ – فَقَالَ : ” إِنِّي رَأَيْتُ الْبَارِحَةَ عَجَبًا ، رَأَيْتُ رَجُلًا مِنْ أُمَّتِي قَدِ احْتَوَشَتْهُ مَلَائِكَةٌ ، فَجَاءَهُ وُضُوءُهُ فَاسْتَنْقَذَهُ مِنْ ذَلِكَ . وَرَأَيْتُ رَجُلًا مِنْ أُمَّتِي قَدْ سُلِّطَ عَلَيْهِ عَذَابُ الْقَبْرِ ، فَجَاءَتْهُ صِلَاتُهُ فَاسْتَنْقَذَتْهُ مِنْ ذَلِكَ . وَرَأَيْتُ رَجُلًا مِنْ أُمَّتِي قَدِ احْتَوَشَتْهُ الشَّيَاطِينُ ، فَجَاءَهُ ذِكْرُ اللَّهِ فَخَلَّصَهُ مِنْهُمْ . وَرَأَيْتُ رَجُلًا مِنْ أُمَّتِي يَلْهَثُ مِنَ الْعَطَشِ ، فَجَاءَهُ صِيَامُ رَمَضَانَ فَسَقَاهُ . وَرَأَيْتُ رَجُلًا مِنْ أُمَّتِي مِنْ بَيْنِ يَدَيْهِ ظُلْمَةٌ وَمِنْ خَلْفِهِ ظُلْمَةٌ ، وَعَنْ يَمِينِهِ ظُلْمَةٌ ، وَعَنْ شِمَالِهِ ظُلْمَةٌ ، وَمِنْ فَوْقِهِ ظُلْمَةٌ ، وَمِنْ تَحْتِهِ ظُلْمَةٌ ، فَجَاءَهُ حَجُّهُ ، وَعُمْرَتُهُ ، فَاسْتَخْرَجَاهُ مِنَ الظُّلْمَةِ . وَرَأَيْتُ رَجُلًا مِنْ أُمَّتِي جَاءَهُ مَلَكُ الْمَوْتِ لِيَقْبِضَ رُوحَهُ ، فَجَاءَتْهُ صِلَةُ الرَّحِمِ ، فَقَالَتْ : إِنَّ هَذَا كَانَ وَاصِلًا لِرَحِمِهِ فَكَلَّمَهُمْ ، وَكَلَّمُوهُ وَصَارَ مَعَهُمْ . وَرَأَيْتُ رَجُلًا مِنْ أُمَّتِي يَتَّقِي وَهَجَ النَّارِ عَنْ وَجْهِهِ ، فَجَاءَتْهُ صَدَقَتُهُ ، فَصَارَتْ ظِلًّا عَلَى رَأْسِهِ وَسِتْرًا عَنْ وَجْهِهِ . وَرَأَيْتُ رَجُلًا مِنْ أُمَّتِي جَاءَتْهُ زَبَانِيَةُ الْعَذَابِ ، فَجَاءَهُ أَمْرُهُ بِالْمَعْرُوفِ وَنَهْيُهُ عَنِ الْمُنْكَرِ ، فَاسْتَنْقَذَهُ مِنْ ذَلِكَ . وَرَأَيْتُ رَجُلًا مِنْ أُمَّتِي هَوَى فِي النَّارِ ، فَجَاءَتْهُ دُمُوعُهُ الَّتِي بَكَى مِنْ خَشْيَةِ اللَّهِ فَأَخْرَجَتْهُ مِنَ النَّارِ . وَرَأَيْتُ رَجُلًا مِنْ أُمَّتِي قَدْ هَوَتْ صَحِيفَتُهُ إِلَى شِمَالِهِ ، فَجَاءَهُ خَوْفُهُ مِنَ اللَّهِ فَأَخَذَ صَحِيفَتَهُ فِي يَمِينِهِ . وَرَأَيْتُ رَجُلًا مِنْ أُمَّتِي قَدْ خَفَّ مِيزَانُهُ ، فَجَاءَهُ إِقْرَاضُهُ فَثَقُلَ مِيزَانُهُ . وَرَأَيْتُ رَجُلًا مِنْ أُمَّتِي يُرْعِدُ كَمَا تُرْعِدُ الزَّعْفَةُ ، فَجَاءَهُ حُسْنُ ظَنِّهِ بِاللَّهِ فَسَكَّنَ رِعْدَتَهُ . وَرَأَيْتُ رَجُلًا مِنْ أُمَّتِي يَزْحَفُ عَلَى الصِّرَاطِ مَرَّةً وَيَجْثُو مَرَّةً وَيَتَعَلَّقُ مَرَّةً ، فَجَاءَتْهُ صَلَاتُهُ عَلَيَّ فَأَخَذَتْ بِيَدِهِ فَأَقَامَتْهُ عَلَى الصِّرَاطِ حَتَّى جَاوَزَ . وَرَأَيْتُ رَجُلًا مِنْ أُمَّتِي انْتَهَى إِلَى أَبْوَابِ الْجَنَّةِ [ ص: 180 ] فَغُلِّقَتِ الْأَبْوَابُ دُونَهُ ، فَجَاءَتْهُ شَهَادَةُ أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ فَأَخَذَتْ بِيَدِهِ فَأَدْخَلَتْهُ الْجَنَّةَ ” . رَوَاهُ الطَّبَرَانِيُّ بِإِسْنَادَيْنِ ، فِي أَحَدِهِمَا سُلَيْمَانُ بْنُ أَحْمَدَ الْوَاسِطِيُّ ، وَفِي الْآخَرِ خَالِدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ الْمَخْزُومِيُّ ، وَكِلَاهُمَا ضَعِيفٌ .

6- “Ben dün ak؛am rüyada hayret verici bir şey gördüm.

Ümetimden bir adam gِrdüm ki, azap melekleri etrafını sarmıştı. O anda almış olduğu abdest geldi ve onu kurtardı.

Ümmetimden bir adam gördüm ki, kendisi için kabir azabı hazırlanmıştı. Namazı geldi ve onu kurtardı.

Ümmetimden bir adam gördüm ki, Şeytanlar etrafını kuşatmıştı. Yaptığı zikirler geldi ve onu kurtardı.

Ümmetimden bir adam gördüm ki, susuzluktan dili dışarıya sarkmış soluyordu. Tuttuğu Ramazan orucu geldi ve ona su ikram etti.

Ümmetimden bir adam gördüm ki, önü karanlık, arkası karanlık, solu karanlık, üstü karanlık, altı karanlıktı. Yaptığı hac ve umresi geldi, onu bu karanlıklardan kurtardı.

Ümmetimden bir adam gördüm ki, ölüm meleği ruhunu almak için gelmişti. Anne ve babasına yaptığı iyilikler geldi, meleğin o anda ruhunu, almasına engel oldu.

Ümmetimden bir adam gördüm ki, mü’minlerle konuştuğu halde onlar kendisiyle konuşmuyorlardı. Akrabalarıyla olan iyi ilişkileri geldi ve onlara hitaben, “Bu akrabalarına iyilik ederdi” dedi. Bunun üzerine onlar da o zatla konuştular. O da onlara karıştı.

Ümmetimden bir adam gördüm ki, peygamberler halka halka olmu؛lardı. Hangi halkanın yanına varsa kovuluyordu. O anda cünüplükten gusletmesi geldi, ellerinden tutarak yanıma oturttu.

Ümmetimden bir adam gördüm ki, cehennemin hararetini elleriyle yüzünden uzaklaştırmaya çalışıyordu. O anda verdiği sadakalar geldi, üzerine gölge, yüzüne karşı perde oldu.

Ümmetimden bir adam gördüm ki, cehennem uçurumundan düşmüştü. Dünyada iken Allah korkusundan döktüğü gözyaşları geldi ve onu ateşten kurtardı.

Ümmetimden bir adam gördüm ki, amel defteri sol tarafından verilmişti. Allah korkusu geldi ve amel defterini alıp sağ eline verdi.

Ümmetimden bir adam gördüm ki, terazisinin iyilik kefesi hafif gelmişti. Küçük yaşta ölen çocukları geldi ve terazisini ağırlaştırdı.

Ümmetimden bir adam gördüm ki, cehennemin tam kıyısında bekliyordu. Allah korkusundan kalbinin ürpermesi geldi, bu halden kurtardı.

Ümmetimden bir adam gördüm ki, ya؛ hurma dallarının sallanması gibi titriyordu. Allah’a olan hüsnüzannı geldi ve titremesini dindirdi.

Ümmetimden bir adam gördüm ki, Sırat Köprüsünde sürünerek ve emekleyerek yol almaya çalıyordu. Bana getirdiği salâvatlar geldi, elinden tutarak ayağa kaldırdı. Bِylece Sıratı geçti.

Ümmetimden bir adam gördüm ki, cennet kapılarına kadar geldi, fakat kapılar yüzüne kapandı. Getirdiği kelime-i şehadetler geldi, elinden tutarak cennete girdirdi.” (bk. Mecmau’z-Zevaid, 11746 ; Taberani ve Bezzar rivayet etmiştir.Taberani iki ayrı isnadla rivaye etmi؛ olup senetlerden birinde yer alan Süleyman b.Ahmed El-Vasiti ile diğerinde yer alan Halid b.Abdirrahman El-Mahzumi zayıftır.)

غَزَالَةَ ، قَالَتْ : كَانَ عِمْرَانُ بْنُ حُصَيْنٍ ” يَأْمُرُنَا أَنْ نَكْنُسَ الدَّارَ ، وَنَسْمَعُ السَّلامَ عَلَيْكُمْ وَلا نَرَى أَحَدًا ” ، قَالَ أَبُو عِيسَى : يَعْنِي هَذَا تَسْلِيمُ الْمَلائِكَةِ .

7-Ğazâle anlatıyor ; İmran ibni Hüseyn evi temizlememizi bize emretti.Bunun üzerine görmediğimiz bir kişiden bize selam verdiğini işittik.Hadisin râvilerinden Ebû İsa diyor ki ; (Selam verenler) Meleklerin verdiği Selamdır.(Beyhâki,Delâilün Nübüvve,3014)

مَا مِنَ الصَّلَوَاتِ صَلَاةٌ أَفْضَلُ مِنْ صَلَاةِ الْفَجْرِ يَوْمَ الْجُمُعَةِ فِي الْجَمَاعَةِ وَمَا أَحْسَبُ مَنْ شَهِدَهَا مِنْكُمْ إِلَّا مَغْفُورًا لَهُ

8-Namazlar arasında Cuma günü cemaatle kılınan sabah namazından faziletlisi yoktur.Sanmam ki, sizden biriniz ona katılsında bağışlanmasın.(Mecmauz Zevaid,3/423 ; Bezzâr ,Taberâni,Mu’cemul Evsat,Mu’cemul Kebirde , Ubeydullah b.Zahr kanalıyla Ali b. Yedidden rivayet etmiştir ikiside zayıftır.Ancak Ebu Nuaym Hilyede sahih bir senetle rivayet ettiği İbn Ömer hadisi bunun şahididir.)

عَنِ الوليد بن عبد الرحمن ، أَنَّ ابْنَ عُمَرَ ، قَالَ لحمران بن أبان : ” مَا مَنَعَكَ أَنْ تُصَلِّيَ فِي جَمَاعَةٍ ؟ قَالَ : قَدْ صَلَّيْتُ يَوْمَ الْجُمُعَةِ فِي جَمَاعَةٍ الصُّبْحَ ، قَالَ : أَوَمَا بَلَغَكَ أَنَّ النَّبِيَّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ : ” أَفْضَلُ الصَّلَوَاتِ عِنْدَ اللَّهِ صَلَاةُ الصُّبْحِ يَوْمَ الْجُمُعَةِ فِي جَمَاعَةٍ ” تَفَرَّدَ بِهِ خالد مَرْفُوعًا ، وَرَوَاهُ غندر مَوْقُوفًا

9-Velid b. Abdurrahman’dan şöyle rivayet olunmuştur: İbn Ömer Humran b. Eban’a; “Cemaatle namaz kılmanı engelleyen şey nedir?” diye sordu. O da; “Ben cuma günü sabah namazını cemaatle kıldım” dedi. İbn Ömer de; yoksa Rasulüllah (s.a.v.)’in “Allah katında en faziletli namaz cuma günü cemaatle kılınan sabah namazıdır.” dediğinin haberi sana ulaştı mı? dedi.   (Beyhaki, Şuabu’l-İman, 7/55; Ebu Neuyam, el-hilye, 7/207 ; Albânî, Sahihâ 1566 )

جاء في العلل للدارقطني :” 3127 – وسُئِل عَن حَديث الوليد بن عبد الرحمن ، عن ابن عُمَر : قال رسول الله صَلَّى الله عَلَيه وسَلم : أفضل الصلوات عند الله صلاة الصبح يوم الجمعة في جماعة.

11-(Darekutni de rivayet etmiş ravisinde bulunan Ya’la ibni Ata ihtilaflıdır demiştir.Hişam dediki ; Ya’la ibni Ata’dan mevkuf olarak nakledilmiştir.O sahihtir.)

وجاء في العلل المتناهية لابن الجوزي :” 785- رَوَى الوَلِيدُ بن عَبدِ الرَّحمَن، عَن ابنِ عُمر، عَن النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قال: أَفضَلُ الصَّلَواتِ عِندَ الله عَزَّ وجَلَّ صَلاةُ الصُّبحِ يَومَ الجُمُعَةِ فِي جَماعَةٍ.

12-(İbn Cevzide nakletmiştir.Hişam dediki ; Ya’la ibni Ata’dan mevkuf olarak nakledilmiştir.O sahihtir.)

وقال البزار في مسنده
عَنِ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، قَالَ: «إِنَّ أَفْضَلَ الصَّلَوَاتِ صَلَاةُ الصُّبْحِ يَوْمَ الْجُمُعَةِ فِي جَمَاعَةٍ، وَمَا أَحْسَبُ شَهِدَهَا مِنْكُمْ إِلَّا مَغْفُورًا لَهُ

13-(Bezzarda rivayet etmiş.’Bu isnadla Ubeyde ibni Cerrahtan nakledilenden başka bilmiyoruz’ demiştir.)

مَا مِنَ الصَّلَوَاتِ صَلَاةٌ أَفْضَلَ مِنْ صَلَاةِ الْفَجْرِ يَوْمَ الْجُمُعَةِ فِي الْجَمَاعَةِ ، وَمَا أَحْسَبُ مَنْ شَهِدَهَا مِنْكُمْ إِلَّا مَغْفُورًا لَهُ

14-(Taberâni Kebirde nakletmiştir. İki rivayet nakletmi؛tir. Yukarıdaki subh yerine Fecr lafzıyla nakletmiştir.Diğerini subh lafzıyla..)

وَشَرُّ نِسَائِكُمُ الْمُتَبَرِّجَاتُ الْمُتَخَيِّلاَتُ وَهُنَّ الْمُنَافِقَاتُ لاَ يَدْخُلُ الْجَنَّةَ مِنْهُنَّ إِلاَّ مِثْلُ الْغُرَابِ الأَعْصَمِ

15-“Kadınların şerlisi kendini beğenip kibirlenen ve (açılıp saçılarak) teberrüc yapanlardır. Onlar münafıktırlar. Bu yüzden kadınlardan cennete girecek olanlar ayağı sekili karga gibi azdır.

Sahih. Beyhaki (7/82)

أَنّ النَّبِيَّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ، قَالَ : ” الْمُخْتَلِعَاتُ وَالْمُتَبَرِّجَاتُ هُنَّ الْمُنَافِقَاتُ ” ، غَرِيبٌ مِنْ حَدِيثِ الأَعْمَشِ ، وَالثَّوْرِيِّ ، تَفَرَّدَ بِهِ وَكِيعٌ .

16-(Sebepsiz olarak) Boşanmak isteyen kadınlar ve açılıp saçılan kadınlar münafıklardır.

Hasen. Ebu Nuaym(8/375-6)

Ebu Hureyre radıyallahu anh’den: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

صِنْفَانِ مِنْ أَهْلِ النَّارِ لَمْ أَرَهُمَا، قَوْمٌ مَعَهُمْ سِيَاطٌ كَأَذْنَابِ الْبَقَرِ يَضْرِبُونَ بِهَا النَّاسَ، وَنِسَاءٌ كَاسِيَاتٌ عَارِيَاتٌ مُمِيلَاتٌ مَائِلَاتٌ، رُءُوسُهُنَّ كَأَسْنِمَةِ الْبُخْتِ الْمَائِلَةِ، لَا يَدْخُلْنَ الْجَنَّةَ، وَلَا يَجِدْنَ رِيحَهَا، وَإِنَّ رِيحَهَا لَيُوجَدُ مِنْ مَسِيرَةِ كَذَا وَكَذَا

17-“İki sınıf insan vardır ki, onlar cehennem ehlidirler; Bunlardan biri ellerinde sığırkuyruğu gibi kamçılar olup insanları dِvecekler. Diğeri; vücutlarını belli edecek elbise giyen, bu elbiselerle erkekleri meylettirmek için kırıtarak yürüyen, saçlarını deve hörgücü gibi başlarında toplayan kadınlardır ki; bunlar cennete giremeyecek ve çok uzak mesafelerden bile hissedilen cennetin kokusunu dahi duyamayacaklardır.

Sahih. Malik (Libas,7) Müslim (2128)

سَمِعْنَا عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عَمْرٍو ، يَقُولُ : سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ : ” سَيَكُونُ فِي آخِرِ أُمَّتِي رِجَالٌ يَرْكَبُونَ عَلَى سُرُوجٍ كَأَشْبَاهِ الرِّجَالِ ، يَنْزِلُونَ عَلَى أَبْوَابِ الْمَسَاجِدِ ، نِسَاؤُهُمْ كَاسِيَاتٌ عَارِيَاتٌ ، عَلَى رُءُوسِهِنَّ كَأَسْنِمَةِ الْبُخْتِ الْعِجَافِ ، الْعَنُوهُنَّ ، فَإِنَّهُنَّ مَلْعُونَاتٌ ، لَوْ كَانَ وَرَاءَكُمْ أُمَّةٌ مِنَ الأُمَمِ خَدَمَهُنَّ نِسَاؤُكُمْ ، كَمَا خَدَمَكُمْ نِسَاءُ الأُمَمِ قَبْلَكُمْ ”

18-Ahir zamanda ümmetimden, deve semerine benzer bineklere binen adamlar olacak, mescit kap‎larında inecekler. Onların kadınları örtülü çıplaktır. Saçlar‎ deve hörgücü gibi kabar‎ıktır.Onlara lânet edin, çünkü onlar lanetlidir. Eğer sizden sonra başka ümmetler gelmiş olsaydı sizin kadınlarınız onların kadınlarına hizmetçi olurdu, aynı‎ sizden önceki ümmetlerin kadınlarının size hizmet ettiği gibi.

Sahih li gayrihi. Ahmed Müsned (2/223 Hadis no: 7083) İbn Hibban (13/64) Hakim (4/483)

19-Hakim’deki rivayette ise şöyledir: “Bu ümmetin sonunda lüks döşeklere binen adamlar olurda mescitlerinin kapılarında inerler. Onların kadınları örtülü çıplaktırlar.”

عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو ، قَالَ : ” إِنَّا لَنَجِدُ فِي كِتَابِ اللَّهِ الْمُنَزَّلِ صِنْفَيْنِ فِي النَّارِ : قَوْمٌ يَكُونُونَ فِي آخِرِ الزَّمَانِ مَعَهُمْ سِيَاطٌ كَأَنَّهَا أَذْنَابُ الْبَقَرِ ، يَضْرِبُونَ بِهَا النَّاسَ عَلَى غَيْرِ جُرْمٍ ، لَا يُدْخِلُونَ بُطُونَهُمْ إِلَّا خَبِيثًا , وَنِسَاءٌ كَاسِيَاتٌ عَارِيَّاتٌ ، مَائِلَاتٌ مُمِيلَاتٌ ، لَا يَدْخُلْنَ الْجَنَّةَ وَلَا يَجِدْنَ رِيحَهَا ” .

20-Abdullah b. Amr radıyallahu anhuma şöyle demiştir:Muhakkak ki Allah’ın indirdiği kitapta iki sınıfın ateşte olduğunu buluruz: Bunlardan birisi: Ahir zamanda, yanlarında bulunan sığırkuyrukları gibi kamçılarla insanları suçsuz yere döven, karınlarına ancak pis (haram kazanç) sokan bir topluluktur. Diğeri ise; Giyinmiş fakat çıplak olan, meyleden ve meylettiren kadınlardır. Bunlar cennete giremeyecekleri gibi, kokusunu dahi alamayacaklar.”

Sahih mevkuf. İbn Ebi Şeybe (7/530)

عَنْ كَعْبِ الأَحْبَارِ ، قَالَ : ” يَأْتِي عَلَى النَّاسِ زَمَانٌ فِيهِ نِسَاءٌ كَاسِيَاتٌ عَارِيَاتٌ حَالِيَاتٌ عَطِرَاتٌ تَفِلاتٌ ، لَهُنَّ عُقُصٌ مِثْلُ أَسْنِمَةِ الْبُخْتِ ، مَائِلاتٌ مُقَتَّبَاتٌ هَارِبَاتٌ إِلَى النَّارِ ” .

21-Ka’b el-Ahbar rahimehullah şöyle demiştir: “İnsanlar üzerine bir zaman gelecek, kadınların bazıları giyinik olmalarına rağmen çıplaktırlar. Süslenip kokular sürünmelerine rağmen kokuları olmayacaktır. Deve hörgücü gibi topuzları vardır. Deve yükü gibi salınacaklar. Cehenneme doğru koşacaklar.

Maktu. Haraitî, İ’tilâlu’l-Kulûb (206)

22- Ahmed b. Hanbel’de: سَيَكُونُ فِي آخِرِ أُمَّتِي رِجَالٌ يَرْكَبُونَ عَلَى سُرُوجٍ، كَأَشْبَاهِ الرِّحَالِ، يَنْزِلُونَ عَلَى أَبْوَابِ الْمَسْجِد ـÜmmetimin sonunda/ahir zamanda bazı erkekler devenin semeresine benzer eğerlere binip mescit kapılarında inerler.

23- Taberani’de (el-Kebir, 13/63): يَكُونُ فِي أُمَّتِي رِجَالٌ يُرْكِبُونَ نِسَاؤُهُمْ عَلَى سُرُوجٍ كَأَشْبَاهِ الرِّجَالِ İleride ümmetimden -kadınlarının erkekler gibi eğerlere bindiği- bazı erkekler olacaktır). Böyle tercüme ettik ama, bu tercüme de yanlıştır. Çünkü, Nisauhum kelimesinin fiili YERKEBUNE olamaz; fakat başka da olamaz. Doğrusu “NİSAUHUM” kelimesi fazladan oraya girmiştir.
İkincisi: son kelime “er-rical”in doğrusu “er-rihal”dir. Nokta yanlıştır.

24- Hakim’de(4/436): “سَيَكُونُ فِي آخِرِ هَذِهِ الْأُمَّةِ رِجَالٌ يَرْكَبُونَ عَلَى الْمَيَاثِرِ حَتَّى يَأْتُوا أَبْوَابَ مَسَاجِدِهِم Bu Ümmetin sonunda/ahir zamanda bazı erkekler eğerlere/semerlere binip mescitlerin kapısına gelirler..

عَنْ أَبِي شَقْرَةَ ، قَالَ : قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : ” إِذَا رَأَيْتُمُ اللاتِي ألْقَيْنَ عَلَى رُءُوسِهِنَّ مِثْلَ أَسْنِمَةِ الْبَقَرِ فَأَعْلِمُوهُنَّ أَنَّهُ لا يُقْبَلُ لَهُنَّ صَلاةٌ ” .

25-Ebu Şakra radıyallahu anh’den; Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: Başlarını deve (bir rivayette sığır) hörgücü gibi yapan kadınları gördüğünüzde onlara hiçbir namazlarının kabul olmayacağını bildiriniz.

Zayıf. Ebu Nuaym Marife (6860)  İbn Hibban es-Sikat (9/185)

مَنْ كَانَتْ لَهُ ابْنَةٌ فَأَدَّبَهَا وَأَحْسَنَ أَدَبَهَا وَعَلَّمَهَا فَأَحْسَنَ تَعْلِيمِهَا وَأَوْسَعَ عَلَيْهَا مِنْ نِعْمَةِ اللَّهِ الَّتِي أَوْسَعَ عَلَيْهِ

26-Bir insanın bir kız çocuğu olur da ona güzel bir terbiye ve talim verir ve Allah’ın verdiği nimetleri ondan esirgemezse, bu onun ile cehennem ateşi arasında bir engel ve perde olur.(Hadis,Kenz-ül Ummal, Hadis: 45391)

مَنْ أَحَبَّ أَنْ تُسِرَّهُ صَحِيفَتُهُ فَلْيُكْثِرْ فِيهَا مِن الْاِسْتِغْفَارِ

27-“Kim amel defteriyle mutlu olmak isterse, oraya çok istiğfar yazdırsın.” (Kenzü’l-ummâl, 1/475, hadis no: 2065)

أَكْرِمُوا الْخُبْزَ ، فَإِنَّ اللَّهَ سَخَّرَ لَهُ بَرَكَاتِ السَّمَوَاتِ وَالأَرْضِ وَالْحَدِيدِ وَالْبَقَرِ وَابْنِ آدَمَ

28-Ekmeğe saygı gösterin. Çünkü Allah onu değerli kılmıştır. Kim ekmeğe değer verirse, Allah da ona değer verir.(Taberâni,Mu’cemul Kebîr ; Heysemi Mecmauz Zevaidde şöyle demiştir ; Bu hadiste bulunan Halef ibn Yahya zayıftır.)

إِنَّ ِلِله تِسْعَةً وَتِسْعِينَ اسْمًا، مِائَةً إِلَّا وَاحِدًا، مَنْ أَحْصَاهَا دَخَلَ الْـجَنَّةَ. ))   [ رواه البخاري ومسلم

29-Şüphesiz Allah’ın doksan dokuz ismi vardır. Yüzden bir eksiktir. Kim, bu isimlerin hakkını yerine getirir ve ve gereğine göre amel ederse, cennete girer.” (Buhârî; hadis no: 2736. Müslim; hadis no: 2677).

Baz‎ rivayetlerde Ahsâhâ(sayarsa) kelimesi yerine ‘Hafizahâ’ (ezberlerse) vardır

Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- de Ali’ye -Allah ondan râz‎ olsun şöyle buyurmu‏tur:

(( يَا عَلِيُّ! لا تُتْبِعِ النَّظْرَةَ النَّظْرَةَ؛ فَإِنَّ لَكَ الأُولَى، وَلَيْسَتْ لَكَ الآخِرَةُ.)) [رواه أحمد وأبو داود والترمذي والدارمي وحسنه الألباني في صحيح الجامع]
30-“Ey Ali! Bir bakışın peşinden tekrar bakma (birinci bakışına ikinci bakışını ekleme)!Çünkü birinci bakış, senin hakkındır (kasıtlı olmadığı için birinci bakışında sana bir şey yoktur.) İkinci bakış ise, senin hakkın değildir (kendi isteğinle olduğu için ikinci bakışında sana günah vardır.)” (Ahmed, Ebu Dâvud, Tirmizî ve Dârimî rivâyet etmişler, Elbânî de ‘Sahîhu’l-Câmi’; hadis no: 7953’de hadisin hasen olduğunu belirtmiştir.)

Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- bu konuda şöyle buyurmuştur:

(( مَنْ يَسْتَعْفِفْ يُعِفَّهُ اللهُ، وَمَنْ يَسْتَغْنِ يُغْنِهِ اللهُ، وَمَنْ يَتَصَبَّرْ يُصَبِّرْهُ اللهُ، وَمَا أُعْطِيَ أَحَدٌ عَطَاءً خَيْرًا وَأَوْسَعَ مِنْ الصَّبْرِ.)) [رواه البخاري]
31-“Kim, iffetli olmak isterse, Allah onu iffetli kılar. Kim, insanlardan istemekten (dilenmekt en) vazgeçerse, Allah onu(n kalbini) zengin kılar. Kim, Allah’tan sabırda muvaffak kılmasını isterse, Allah da ona sabrı kolay kılar. Hiç kimseye, sabırdan daha hayırlı ve daha geniş bir nimet verilmemiştir.” (Buhârî; hadis no: 1469).

Abdullah b. Ömer’den -Allah ondan râzı olsun- rivâyet olunduğuna göre şöyle demiştir:

((نَهَى النَّبِيُّ ع عَنِ الْوَحْدَةِ أَنْ يَبِيتَ الرَّجُلُ وَحْدَهُ، أَوْ يُسَافِرَ وَحْدَهُ. )) [ رواه أحمد ]
32-“Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- bir kimsenin tek başına gecelemesini veya tek başına yolculuğa çıkmasını yasakladı.” (İmam Ahmed Musnedi; c: 2, s: 91. Elbânî: “Silsiletu’l-Ehâdîsi’s-Sahiha”; hadis no: 60)

Abdullah b. Mes’ud -Allah ondan râzı olsun- şöِyle demiştir:

(( كُنَّا مَعَ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ شَبَابًا لَا نَجِدُ شَيْئًا، فَقَالَ لَنَا رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: يَا مَعْشَرَ الشَّبَابِ! مَنِ اسْتَطَاعَ الْبَاءَةَ فَلْيَتَزَوَّجْ؛ فَإِنَّهُ أَغَضُّ لِلْبَصَرِ، وَأَحْصَنُ لِلْفَرْجِ، وَمَنْ لَمْ يَسْتَطِعْ فَعَلَيْهِ بِالصَّوْمِ؛ فَإِنَّهُ لَهُ وِجَاءٌ.)) [رواه البخاري]
33-“Biz, (evlenmek için) hiçbir şey bulamayan gençler idik. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bize şöyle buyurdu:
– Ey gençler topluluğu! Evlenme imkânına sahip olan ve buna gücü yeten evlensin. Çünkü evlilik, (harama bakmaktan) gözü sakındırır ve (harama düşmekten) iffeti korur. Evlenmeye gücü yetmeyen ise oruç tutsun. Çünkü oruç, (harama düşmekten) bir himâyedir.” (Buhârî; hadis no: 6066).

ألا لعنة الله والملائكة والناس أجمعين على من انتقص شيئا من حقي، وعلى من أبى عترتي، وعلى من استخف بولايتي، وعلى من ذبح لغير القبلة، وعلى من انتفى من ولده، وعلى من برئ من مواليه، وعلى من سرق من منار الأرض وحدودها، وعلى من أحدث في الإسلام حدثا أو آوى محدثا، وعلى ناكح البهيمة، وعلى ناكح يده، وعلى من أتى الذكران من العالمين، وعلى من تحصر ولا حصور بعد يحيى بن زكريا، وعلى رجل تأنث وعلى امرأة تذكرت، وعلى من أتى امرأة وابنتها، وعلى من جمع الأختين إلا قد سلف، وعلى مغور الماء المنتاب، وعلى المتغوط في ظل النزال، وعلى من آذانا في سبلنا، وعلى الجارين أذبالا،  وعلى الماشين اختيالا وعلى الناطقين أشفارا بالخنى، وعلى الشابين فضالا، وعلى المعقوس نعالا.

% (الباوردي – عن بشر بن عطية، وضعف).

34-Resulullah (s.a.a) şöِyle buyurmuştur: “Bilin ki Allah’ın, meleklerin ve tüm insanların laneti, hakkımızdan bir şey çiğneyen kimsenin üzerine olsun…………… Hakeza hayvanlarla cinsel ilişki kuran ve kendi kendini tatmin eden (mastürpasyon yapan) ve homoseksüellik yapan kimsenin üzerine olsun.(Hadis zayıf olarak belirtilmiştir.) [ Kenz’ul-Ummal, 44057]

وَكَانَ عَطَاؤُهُ فِي كُلِّ سَنَةٍ مِائَةَ أَلْفٍ ، فَحَبِسَهَا عَنْهُ مُعَاوِيَةُ فِي إِحْدَى السِّنِينَ فَأَضَاقَ إِضَاقَةً شَدِيدَةً ، قَالَ : فَدَعَوْتُ بِدَوَاةٍ لأَكْتُبَ إِلَى مُعَاوِيَةَ لأُذَكِّرَهُ نَفْسِي , ثُمَّ أَمْسَكْتُ فَرَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فِي الْمَنَامِ ، فَقَالَ : كَيْفَ أَنْتَ يَا حَسَنُ ؟ فَقُلْتُ : بِخَيْرٍ يَا أَبَةْ ، وَشَكَوْتُ إِلَيْهِ تَأَخُّرَ الْمَالِ عَنِّي ، فَقَالَ : أَدَعَوْتَ بِدَوَاةٍ لِتَكْتُبَ إِلَى مَخْلُوقٍ مِثْلِكَ تُذَكِّرُهُ ذَلِكَ ؟ قُلْتُ : نَعَمْ يَا رَسُولَ اللَّهِ ، فَكَيْفَ أصْنَعُ ؟ قَالَ : قُلِ : اللَّهُمَّ اقْذِفْ فِي قَلْبِي رَجَاكَ ، وَاقْطَعْ رَجَائِي عَنْ مَنْ سِوَاكَ حَتَّى لا أَرْجُو أَحَدًا غَيْرَكَ ، اللَّهُمَّ وَمَا ضَعَفَتْ عَنْهُ قُوَّتِي ، وَقَصَرَ عَنْهُ عَمَلِي ، وَلَمْ تَنْتَهِ إِلَيْهِ رَغْبَتِي ، وَلَمْ تَبْلُغْهُ مَسْأَلَتِي ، وَلَمْ يَجْرِ عَلَى لِسَانِي مِمَّا أَعْطَيْتَ أَحَدًا مِنَ الأَوَّلِينَ وَالآخِرِينَ مِنَ الْيَقِينِ ، فَخُصِّنِي بِهِ يَا رَبَّ الْعَالَمِينَ , قَالَ : فَوَاللَّهِ مَا أَلْحَحْتُ بِهِ أُسْبُوعَا حَتَّى بَعَثَ إِلَيَّ مُعَاوِيَةُ بأَلْفَ أَلْفِ وَخَمْسِمِائَةِ أَلْفٍ ، فَقُلْتُ : الْحَمْدُ للَّهِ الَّذِي لا يَنْسَى مَنْ ذَكَرَهُ ، وَلا يُخَيِّبُ مَنْ دَعَاهُ ، فَرَأَيْتُ النَّبِيَّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فِي الْمَنَامِ ، فَقَالَ : يَا حَسَنُ , كَيْفَ أَنْتَ ؟ فَقُلْتُ : بِخَيْرٍ يَا رَسُولِ اللَّهِ ، وَحَدَّثْتُهُ حَدِيثِي ، فَقَالَ : يَا بُنَيَّ , هَكَذَا مَنْ رَجَا الْخَالِقَ ، وَلَمْ يَرْجِ الْمَخْلُوقَ . .

35-Mu’âviye (r.a.) her sene Hz. Hasen (r.a.)’a yüz bin dirhem gönderirdi. Bir sene göndereceği miktârı‎ göndermeyince Hz. Hasen (r.a.) için maddî bir sıkıntı hâsıl oldu.

Daha sonrasını‎ kendisi şöyle anlatmıştır:

“Mu’âviye (r.a.)’a durumumu hatırlatmak için bir mektup yazmayı düşün­üm, ama vazgeçtim. Rüyâmda dedem Rasûlüllâh (salellâh-ü aleyh-i ve sellem)’i gördüm.

O bana: — “Ey Hasen! Nasılsın?” buyurunca,

Ben: — “İyiyim dedeciğim, ama malım ge­cikti” diye şikâyette bulundum.

Bunun üzerine Rasûlüllâh (salellâh-ü aleyh-i ve sellem) bana: — “Bu sıkıntın için kendin gibi bir beşere mi haber verecektin?!” buyurunca,

Ben: — “Evet yâ Rasûlüllâh (salellâh-ü aleyh-i ve sellem) Ya nasıl yapaydım?” diye sordum.

O zaman Rasûlüllâh (salellâh-ü aleyh-i ve sellem) bana şu duâyı okumamı emretti:

“أَللّٰهُمَّ اقْذِفْ ف۪ي قَلْب۪ي رَجَآءَكَ وَاقْطَعْ رَجَائ۪ي عَمَّنْ سِوَاكَ حَتّٰى لَا أَرْجُٓو أَحَدًا غَيْرَكَ، أَللّٰهُمَّ وَمَا ضَعُفَتْ عَنْهُ قُوَّت۪ي، وَقَصُرَ عَنْهُ عَمَل۪ي، وَلَمْ تَنْتَهِ إِلَيْهِ رَغْبَت۪ي، وَلَمْ تَبْلُغْهُ مَسْأَلَت۪ي، وَلَمْ يَجْرِ عَلٰى لِسَان۪ي، مِمَّا أَعْطَيْتَ أَحَدًا مِنَ الْاَوَّل۪ينَ وَالْاٰخِر۪ينَ مِنَ الْيَق۪ينِ، فَخُصَّن۪ي بِه۪ يَآ أَرْحَمَ الرَّاحِم۪ينَ.” (والصلاة والسلام على سيدنا محمد ﷺ )

36-“Ey Allah-ım! Kalbime senden ümitli olma hissini at, senden gayri her şeyden umûdu­mu kes ki, senin dışında kimseden bir şey beklemeyeyim.

Ey Allah-ım! Öncekilerden ve sonrakilerden her kime yakînden (şüphesiz îmândan) neler verdiysen de benim ona gücüm ulaşmıyorsa, amelim eksik kalıyorsa, isteğim ka­vuşmuyorsa, duâm yetişmiyorsa, öyle bir şey istemek dilime gelmiyorsa, sen o kuvvetli îmân ile beni seçkin kıl. Ey acıyanların en merhametlisi (kabûl et)!”

Ben de bunu bir hafta ısrârla okudum. Tam o sırada Mu’âviye (r.a.) bana bir milyon beş yüz bin dirhem (mûtâd miktarın on beş katı büyük bir meblâğ) gönderdi

Ben de: — “Kendisini zikredeni unutmayan ve kendisine duâ edeni boş çevirmeyen Allâh-ü Te’âlâ’ya hamdolsun” dedim.

Sonra tekrâr Rasûlüllâh Rasûlüllâh (salellâh-ü aleyh-i ve sellem) rüyâmda gördüm;

Bana: — “Ya Ha­sen! Nasılsın?” buyurdu.

Ben de: — “Hayırlar içindeyim” deyince, bana şu sözüyle karşılık buyurdu:

— “İşte yaratıktan istemeyip yaratandan isteyenin hâli böyle böyledir” diye cevab buyurdu.

(İbn Asâkir,Tarihul Dime‏k ; Echûrî, Meşâriku’l-Envâr, Mümin eş-Şeblencî, Nûru’l-Ebsâr fî Menâkıbı Âl-i Beyti’l-Muhtâr, sh:288)

Bu duan‎n son kısmında Ya Rabbel Alemin ifadesi yerine diğer rivayette Ya Erhamerrahimin de kullanılmıştır.

Rasülüllah Efendimiz buyuruyorlarki:

مَنْ زَارَنِي بِالْمَدِينَةِ مُحْتَسِباً كُنْتُ لَهُ شَهِيدًا وَشَفِيعاً يَوْمَ الْقِياَمَةِ.

37-Manası: Kim (Allah’ın rızasını) umarak Medîne’de beni ziyâret ederse (mutî) olana kıyâmet günü şâhit, (âsi olana) şefâatçı olurum. (Feyz-ül Kadir c.6, s.140)

مَنْ زَارَنِي بَعْدَ مَوْتِي فَكَأَنَّماَ زَارَنِي فيِ حَياَتِي.

38-Manası: Kim beni vefâtımdan sonra ziyâret ederse, beni hayatımda iken ziyâret etmiş gibidir. (Neyl- ül Eftar c.5, s.95)

مَنْ زَارَ قَبْرِي وَجَبَتْ لَهُ شَفاَعَتِي

39-Manası: Kabrimi ziyâret edene şefâatim vâcip olur. (Keşf-ül Hafa c.2, s.250)

صَلاَةٌ فِي مَسْجِدِي هَذَا أفْضَلُ مِنْ ألْفِ صَلاَةٍ فِيمَا سِواَهُ إلاَّ الْمَسْجِدَ الْحَرَامَ.

40-Manası: Şu benim mescidimde kılınan bir namaz, Mescid-i Haram müstesnâ olmak üzere, başka mescidlerde kılınan bin namazdan daha faziletlidir. (Müslim c.4,s.214)

مَنْ صَلَّى فيِ مَسْجِدِي أرْبَعِينَ صَلاَةً لاَ تَفُوتُهُ صَلاَةٌ كُتِبَتْ لَهُ بَرَاءَةٌ مِنَ النَّارِ
وَبَرَاءَةٌ مِنَ الْعَذَابِ وَبَرِأَ مِنَ النِّفاَقِ.
41-Manası: Kim benim mescidimde kırk vakit namaz kılar, hiçbir namazı geçirmez ise, ateşten ve azaptan birer berâet yazılır. Ve nifaktan uzak olur. (Et-terğîb ve-tterhîb c.2,s.214)

ماَ بَيْنَ قَبْرِي وَمِنْبَرِي رَوْضَةٌ مِنْ رِياَضِ الْجَنَّةِ وَمِنْبَرِي عَلَى حَوْضِي.

42-Manası: Benim kabrimle minberim arası, cennet bahçelerinden bir bahçedir. Minberim havzımın üzerindedir.
(Sahih-i Buhârî 1888)

Mescid-i Şerifin önceleri minberi yoktu. Peygamber efendimiz ayakta zahmet çekiyordu. Sonra bir hurma kütüğü bulunarak hutbe okunan yere dikildi. Rasülullah bu hurma kütüğüne dayanarak hutbe îrâd ediyordu. Daha sonra üç basamaklı bir minber yapıldı ve Peygamber Efendimiz hutbe için bu minbere çıktılar.
إنَّ مِنْبَرِي عَلَى تَرَعَةٍ مِنْ تَرَعِ الْجَنَّةِ .

43-Manası: Benim minberim cennet kapılarından bir kapı üzerindedir. (Müsned-i Ahmed c.5,s.339)

Peygamber Efendimiz buyuruyorlarki:

اَلْمَدِينَةُ قُبَّةُ الْإسْلاَمِ وَدَارُ الْإيمَانِ وَأرْضُ الْهِجْرَةِ وَمَثْوَى الْحَلاَلِ وَالْحَرَامِ .

44-Manası: Medine, İslâm’ın kubbesi, îmân’ın yurdu, hicret mahalli, helâl ve haramın açıklandığı makamdır. (Terğîb 2/228)

مَنِ اسْتَطاَعَ أنْ يَمُوتَ بِالْمَدِينَةِ فَلْيَمُتْ بِهاَ فَإنِّي أشْفَعُ لِمَنْ يَمُوتُ بِهاَ .

45-Manası: Kimin Medine’de ölmeye gücü yeterse orada vefât etsin, muhakkak ben, burada vefât edenlere şefâat edeceğim. (Terğîb 2/223)

إنَّ أُحُدًا جَبَلٌ يُحِبُّنَا وَنُحِبُّهُ

46-Manası: Uhud bir dağdır. O bizi sever, biz de onu severiz.
(Etterğib ve’t terhib c.2 s.230)

أُحُدٌ رُكْنٌ مِنْ أرْكاَنِ الْجَنَّةِ .

47-Manası: Uhud cennet köşelerinden bir köşedir. (Etterğib ve’t terhib c.2 s. 223)

RUKUDA OKUNACAK DUALAR
” سُبْحَانَ رَبِّىَ الْعَظِيمِ”
48-Yüce Rabbimi bütün eksik sıfatlardan uzak tutar‎m (üç defa)[1]

” سُبْحَانَكَ اللَّهُمَّ رَبَّنَا وبِحَمْدِكَ اللَّهُمَّ اغْفِرْ لِى”
49-Rabbimiz olan Allah’ım! Seni hamd ederek bütün eksik sıfatlardan uzak tutarım Allah’ım beni bağışla[2]

“سُبُّوحٌ قُدُّوسٌ رَبُّ المََئِكةِ وَالرُّوحِ”
50-(O) Çokça tesbih edilen mukaddes olandı‎r .Meleklerin ve ruhun Rabbidir[3]