Yecüc ve Mecüc

Yecüc ve Mecüc

Nuh Peygamber’in evlatlarından Yâfes’in soyundan oldukları rivâyet edilen iki kabilenin adı. Bu kişilerin adları Kur’anda iki yerde zikredilmektedir (Kehf/97: “Artık Ye’cüc ve Me’cüc onu (Zülkarneyn’in yaptığı seti ) ne aşabildiler ve nede delip geçebildiler.” Enbiya/96: “Ye’cüc ve Me’cüc’ün seddi yıkıldığı zaman her dere ve tepeden boşanırlar.”) Kur’an’da bu iki kavme, böyle çok özlü bir şekilde temas edilirken tefsirlerde ve sâir kaynaklarda, Ye’cüc Me’cüc’ün nesepleri, boy bos ve şemâilleri, konuştukları dil, yaşadıkları coğrafya, yeme içmedeki aşırılıkları, insanlığın başına açacakları büyük belalar vs. konularında sayısız haberler rivâyet edilmektedir. Ye’cüc Me’cüc kelimelerinin ilk çağrışım alanı onların kıyamet alametlerinden biri olmaları ile ilgilidir.

Kehf suresinde, Zulkarneyn Kıssasında anlatıldığına göre, Ye’cüc Me’cüc etrafında yaşayan kavimlere zulmederek onları rahatsız eden bir kavimdir. Bu kavim neredeyse hiç laf anlamamaktadır. Ondan rahatsız olanlar, Zülkarneyn’den kendilerini Ye’cüc Me’cüc ‘ün şerrinden koruyacak bir set yapmalarını isterler. “Dediler ki: Zülkarneyn! Doğrusu Ye’cüc ve Me’cüc bu ülkede bozgunculuk yapıyorlar. Bizimle onların arasına bir sed yapman için sana bir vergi verelim mi?” (Kehf/94) Bunun üzerine Zülkarneyn, demir getirmelerini ve bu demiri eriterek iki dağ arasına kapayacaklarını söyler. Erimiş demirin üzerine de erimiş bakır dökerler. Böylece Ye’cüc Me’cüc bu setin arkasına hapsedilmiş olur. Bu şerir kavim kıyamete kadar bu setin arkasında kalacak, kıyamete yakın akınlar hâlinde bütün dünyaya yayılarak yeryüzünü fesada boğacaklardır.

Rivâyetlere göre Ye’cüc Me’cüc ,Tufan’dan sonra bir dağın arkasında kalmışlardı. Bir kaynağa göre bu dağın adı Kuran Dağı idi. Tepesinden karın hiç eksik olmadığı bu dağın tepesine hiç kimse çıkamaz, çıksa bile inemezdi. Bir kişi her nasılsa bu dağa çıkmış ve gördüğü manzarayı şöyle târif etmişti: “O dağın ardında büyük yılanlar gördüm, bazı ziyade ateşler var, amma aslını bilemedim, kim, neyi ayıdırlar.” Bunlar korkunç bir süratle üremekteydiler. “Dişisinden bin oğlan doğardı derhal dişisiyle erkeği beraber olurdu Sûretleri âdem sureti gibi, amma boyları bir karış idi. Kulakları yerde sürünürdü. Daima üryan yürürler idi. Taamları simsimidi (susam). Din diyânet bilmezleridi.” Ara sıra ardında yaşadıkları dağdan çıkarlar, etrafta kimi bulurlarsa öldürür ve mallarını da yağma ederlerdi. Han-nâme’ye göre Ye’cüc Me’cüc, Nuh peygamber’in bedduası üzerine Yafes’ten türemişti. Bunların babaları insan, anaları cindi. Yine aynı kaynağın başka bir rivayetinde Ye’cüc Me’cüc, Çin padişahı Melkıya ile kızı Hüsniye’den doğmuşlardı. Bu rivayette, “Ye’cüc Me’cüc’ün on dört günde buluga erdikleri, birbirleriyle birleştikleri, on dört günde, her karında yetmiş çocuk olmak üzere tekrar doğurdukları bin çocuk doğurmayınca ölmedikleri, bundan dolayı çekirgeler ve karıncalar gibi çoğaldıkları” anlatılmaktadır.

Başka bir kaynağın rivayetlerine göre Ye’cüc Me’cüc, İsa’nın Deccal’i öldürmesinden sonra ortaya çıkacaktır. “Kısa boylu, küçük gözlü, kulakları sarkmış, çıkıp dünyaya yayılacaklar. Seddi bozacaklar. Buldukları insanı ve hayvanı püryan ederler. Nekadar tatlı su varsa önce gelen içer, sonra gelen acı su içerler. Daha sonra gelen balçık yalayacaklar. Dünya yüzü onlarla dolacaklar, kuş konacak yer bulamayıp onların başlarına konacaklar. Okadar kıtlık olacak ki bir koyun başı bin altuna mezad olacak.” Ölümleri ise şöyle olacak: Bu asi taifeyi Hak Teala kahredecek. Allah, boyunları deve boyunları gibi kuşlar göndererek, Ye’cüc Me’cüc’ün leşlerini deryaya döktürecek, yeryüzü onların pisliklerinden arınacak. Türklerin mitolojik tarihinden bahseden Han-nâme’de Oğuz Han’ın Ye’cüc Me’cüc kavmiyle savaştığı, bu kavmin Karnülbakar Dağından geldiği söylenmektedir. Bu savaşla ilgili ayrıntılar verilirken Ye’cüc Me’cüc’ün özelliklerinde de bahsedilmektedir. Hannâme’ye göre Ye’cüc Me’cüc’ün kulakları okadar büyüktür ki savaşta kulaklarına sarındıkları için onlara bir türlü kılıç ve ok işlemiyor, “bütün çer-çöp, ot, ağaç, dal, yaprak yiyorlar; pınarların suyunu içiyorlar, ne ot kalıyor, ne su; taştan başka nesne kalmıyor yeryüzünde.”
Eski kaynaklardaki bilgilere bakılırsa, Ye’cüc Me’cüc Nuh’un oğlu Yafes’in evlatlarındandı. Bu bilgilere göre –Tüğrkler de Yafes’in evladından olduğuna göre –Türkler’le Ye’cüc Me’cüc Kavmi amcaoğlu olmaktadırlar.

Ye’cüc Me’cüc Kavmi’nin kimler olduğu ve Zülkarneyn’in yaptırtdığı seti nasıl yıkacakları hususunda pekçok rivayet varit olmuştur. Böyle bir kavmin gelerek hıristiyan dünyasını altüst edeceği inancıyla yaşayan Hıristiyanlara göre Ye’cüc Me’cüc, Orta Asya’dan kopup gelecek Türklerdi. Bahattin Ögel, hıristiyanların bu tür inançlarını yansıtan,bir Süryani Efsanesi’ni kitabında özetlemektedir. Kimilerine göre Ye’cüc Me’cüc, kısa boylu ve yeryüzünün en kalabalık nüfusuna sahip olan Çinliler’di. Bazıları ise bu kavmin, 12. ve 13. yy.’larda Asya ve Anadolu’yu kasıp kavuran Moğollar olduğunu söylemişlerdi.

Büyük İskender’in Ye’cüc Me’cüc Kavmi’ni engellemek için yapmış olduğu setin yeri de tartışmalı konulardan biridir. Han-nâme’ye göre burası Karnül Bakar Dağıdır. Katip Çelebi’ye göre “meçhul olan şima mıntıkaları” Evliya Çelebi’ye bakılırsa “Moskof diyarına yakın bir yer,” islami ananeye göre Kafkas Dağlarında bir yer, İran mitolojisine göre Demir kapı’ydı. Kaşkarlı Mahmut ise çizmiş olduğu haritada dünyanın doğusunu Arz-ı Ye’cüc Me’cüc olarak işaretlemekte ve işaretlemiş olduğu yerin hemen önüne de Sedd-i İskender olarak göstermektedir. Dolayısyla Kaşgarlı Mahmut’a göre Ye’cüc Me’cüc Çinliler, iskender’in yapmış olduğu set ise Çin Setti’dir.

Bu seti yaptıran kişinin kimliğiyle ilgili de çok değişik rivayetler nakledilmektedir. Kur’an’a göre bu kişi Zülkarneyn’dir. Han-name’ye göre Karneyn-i Ekber lakaplı Hürmüs Han (Zülkarneyn’in babasıdır.) İran Mitoloji’sine göre Nûşirevan, islami, efsanevi rivayetlere göre İskender, bu seti yapan kişiler olarak gösterilmektedir.

Ye’cüc ve Me’cüc Divan şiirinde, bir kötülük sembolü olarak kullanılmıştır. Bu iki kavmin yukarıda anlatılan maceralarına atıflarda bulunan şairler, bu maceraların çeşitli anektodlarıyla çok değişik kıyaslamalara gitmişler ve genellikle aşklarından mütevvelit hikayelerinden bahsederken, sevgilinin cevr’u cefasını Ye’cüc ve Me’cüc ‘ün zülüm ve şiddetleriyle kıyaslanmışlardır.

Zülkarneyn; Allah’ın kendisine dünyada imkân sağlayarak uzak yerlere gidebilmesi için “sebeb” isimli vasıtayı verdiği şahıstır. O, kendisine verilen ‘sebeb’le üç ayrı seyahate çıkmıştır:
“Güneş’in battığı yere”
“Güneş’in doğduğu yere”
“İki sedd / südd arasına” (İki bulut/nebula)
Gittiği bu üç yerde bazı kavimlerle karşılaşmış; üçüncü seyahatinde vardığı yerdeki kavmin isteği üzerine, onları Ye’cüc Me’cüc’den korumak için bir set inşâ etmiştir.
Yaptığı seyahatler sırasında, Güneş’in doğduğu yerden ayrılıp iki sedd / südd arasına, cinlerin Ye’cüc Me’cüc’ün ve diğer insanların bulunduğu yeryüzünün ortasına yöneldi; doğu tarafında Türk bölgesinde bir yola ulaştı. Salih insanlardan olan bir topluluk O’na dedi ki:

“Ey Zülkarneyn! Şu iki dağın arasında Allah’ın malukatından bir topluluk var. Onlardan çoğu insanlar gibi ama, dört ayaklı hayvanlara benzerler. Ot yerler; evcil ve yabani hayvanları, yırtıcı hayvanların avladığı gibi avlarlar. Yeryüzünde Allah’ın yarattığı her canlının, yılanların ve akreplerin artıklarını yerler. Onlarla beraber olduğumuzdan bu yana bize uğramadıkları sene yoktur. Biz onların akıncılarının şu iki dağın arasından bize saldırmalarını bekleriz, gözetleriz. Onlarla bizim aramızda sedd yapman için sana vergi verelim mi?”

Zülkarneyn dedi ki:”rabbimin beni içine yerleştirdiği şey (bana verdiği imkan) sizin vereceğiniz şeyden daha hayırlıdır. Bana bedensel güçle yardım edin de, sizin onlar arasına kat kat engel yapayım. Bana kayalar, demirler ve bakırlar getirin ben de onların memleketlerini tanıyayım, ilimlerini bileyim, dağlarının arasını ölçeyim.”

Sonra onlara ulaşana kadar gitti; Memleketlerinin ortasına vardı. Onların hepsini aynı ölçüde, kadınlarını ve erkeklerini aynı boyda buldu. Orta boylu insanın yarısı kadardılar. Yaklaşık 85cm’dir. Bizim tırnaklarımızın yerinde onların pençeleri vardı. Azı ve köpek dişleri yırtıcı hayvanların dişleri gibiydi. Bir şey yedikleri zaman yaşlı katırın veya kuvvetli atın kıtır kıtır yemesi gibi ses çıkardıkları duyulurdu. Vücutlarının her yanı kıllarla kaplı olduğundan sıcak ve soğuktan zarar görmezlerdi. Her birinin büyük iki kulağı vardı. Kulakları sırtlarını ve karınlarını örtüyordu. İstirahat ederken birini üzerlerine örterler, diğerini altlarına sererlerdi. Onların bütün kadın ve erkekleri ölecekleri zamanı bilirlerdi. Çünkü erkekleri bin çocuk yapmadan, kadınları bin çocuk doğurmadan ölmezlerdi. Bin çocuk yapınca da ölürlerdi. Vakti gelince, bizim bereketli yağmur dilediğimiz gibi yağmur dilerlerdi.

Yağmur yağdığı zaman toprak yeşerir, onlar yerler ve bakılınca fark edilecek kadar semirirler. Kadınları erkeklere koşarlar, onlarla birleşirler, münasebetten bitkin düştükleri görülürdü. Köpekler gibi ulurlar, hayvanlar gibi çiftleşirlerdi.

Zülkarneyn, bütün bunları gördükten sonra iki dağın arasına döndü, iki dağın arasını ölçtü. O, Türk diyarındaydı. İki dağın arasının 100 fersah olduğunu gördü. İşe başlamaya karar verince, suyu bulana kadar temel kazdı. Temelin genişliğini 50 fersah olarak yaptı. Onun dolgusu kaya, toprağı akıcı bakırdı. Sonra akıcı bakırı kayaların üzerine döktü. Sanki bir dağın yer altındaki temeli gibiydi. Sonra temelleri demir bloklarla ve akıcı bakır ile yükseltti. Onun açıklıklarını sarı bakır ile kapattı. Seddin inşâsını tamamlayınca insanların ve cinlerin yanına döndü.

Görebildiğimiz kadarıyla Tevrat’ta, Kur’an’daki Zülkarneyn ayetleri ile muhteva bakımından benzeşen bir tek bölüm bulunmaktadır. Bu bölüm de Hezekiel bölümüdür. Kur’an’da anlatılan Ye’cüc-Me’cüc kavmi ve bu kavmin kıyamete yakın kıyamete yakın dünyayı harap edeceği hususu benzer şekilde bu bölümde yer alır. Bir başka ifade ile, Kur’ân’da Ye’cüc-Me’cüc ile karşılaşılan kişi Zülkarneyn, Tevrat’ta ise Hezekiel’dir.

Tevrat’a göre; Allahu Te’ala Hezekiel Peygamber’i uyarması için Gog (Ye’cüc) kavmine göndermiştir. Gog kavmi bulundukları yerden kıyamete yakın bir vakitte çıkacak, dünyadaki her şeye saldıracaktır. Tevrat’ta bu hususa uzun uzadıya temas edilmektedir. Gog kavminin yeryüzüne gelişleri Gog’a hitaben şöyle anlatılır:

“…ve kuvvetli bir ordu olarak şimalin sonlarında, kendi yerinden geleceksin; ve diyarı örtmek için bir bulut gibi kavmin İsrail’e karşı çıkacaksın; son günlerde vâki olacaksın ki, milletlerin gözü önünde sen de takdis olunacağım zaman ey Gog, onlar beni tanısınlar diye, seni kendi diyarıma karşı getireceğim.

Zülkarneyn’in Kimliği

Zülkarneyn muhtemelen ilk çağlarda yaşamış, peygamber olma ihtimali kuvvetli göklere seyahat etmesini sağlayan “sebeb” isimli vasıtayı elde etmesi için kendisine Allah tarafından imkânlar sağlanmış, yaşadığı hâdiseler bugünkü ilimle bile kavranamayacak salih bir kuldur. Elbette ki gerçeği ancak Allah bilir.

Sonuç:

Zülkarneyn’in “sebeb” vasıtası ile göklere seyahat ettiği ve başka dünyalardaki akıllı canlılarla görüştüğünü düşünecek olursak Allah, insan ve kâinat üçlüsüne bakış açımızın değişeceği muhakkaktır.
Zülkarneyn âyetlerinde ilk göze çarpan husus; Ye’cüc-Me’cüc Kavmi’nden ve bu kavmin nerede olduğundan bahsedilmiş olmasıdır. Ye’cüc-Me’cüc kavramı, Enbiya Sûresi 96. Âyetin ışığında şüpheye mahal bırakmayacak şekilde anlaşıldığı üzere, kıyamete yakın, insanlara saldıracak olan kavmin adıdır. Şu halde Zülkarneyn Ayetleri kıyamete yakın insanlara saldıracak olan bu kavmin nereden geleceğinin temel mantığını bize kazandırmakta, inananları böyle bir saldırıya hazırlamaktadır. Âyetlerden anlaşıldığı üzere de; bu kavim, iki nebula arasında bulunan bir gezegenden dünyaya geşlecektir.

Kur’an’da geçmediği halde, hadislerde defâlarca kıyamete yakın geleceği ve ilahlık iddiasında bulunacağı bildirilen Deccâl’in Ye’cüc-Me’cüc’den hemen önce çıkacağının bildirilmesi, Deccâl’in de aynı şekilde uzaydan geleceğini ihsas ettirmektedir. Ayrıca, Kehf Sûresi’nin Deccâl’a karşı silah olduğu konusundaki hadislerde dikkate alınacak olursa, bu husus daha da kuvvetlenmektedir.
Bunlardan başka, Zülkarneyn Âyetleri -anladığımız şekliyle- bazı bilgileri de bize vermektedir:

1- Zülkarneyn’in ilk seyahatini yaptığı Solar Apeks doğrultusunda bir kara delik bulunmaktadır. Güneşimiz de bu deliğe yönelmiştir.

2- İkinci seyahatini yaptığı Antapeks Doğrultusun’da bir çift-yıldız sisteminin gezegenlerinin birinde, akıllı canlılar yaşamaktadırlar. Başka bir ifade ile, akıllı canlıların yaşadığı bu çift-yıldız sistemi, Güneş’imizin Samanyolu’ndaki yörüngesinde geldiği yönde, güneşimizi aynı yörünge üzerinde takip eden bir çift-yıldız sistemi olmalıdır.

3- Üçüncü seyahatini yaptığı iki nebula arasında bulunan iki gezegende, iki ayrı akıllı canlı türü yaşamaktadır.
Bu fikirlerin, bazılarınca, sadece hayal ürünü olarak değerlendirilmesi mümkündür. Ancak şunu unutmamak gerekir ki; Allah kendine kulluk edecek nefs ve ruh sahibi bir varlık olarak insandan başka canlılar yaratmaktan âciz değildir. Uçsuz bucaksız gökyüzünde, sayısız güneş sistemlerinde, düşünen, varlığın özünü ve onu var edeni bilmeye görevli başka canlıların olması, en güzel şekilde yaratılmış olan insanın değerini düşürmeyeceği gibi; onu yaratanın şanının yüceliğini gösteren binlerce alâmete, bir işaret, bir iz, bir nişâne daha ilave etse gerek.

KAYNAKÇA

1- Meydan Larousse 11. Cilt Sabah Yayınları İSTANBUL
2- Dinler Tarihi Ansiklopedisi 2. ve 3. Cilt
Sabah Dış Ticaret ve Pazarlama A.Ş. Ansiklopedi Yayınları
Medya Ofset 1999-İSTANBUL
3- İslam Ansiklopedisi
İsmail ÖZCAN Milliyet Yayınları 1991- İSTANBUL
4- Kütüb-i Sitte Muhtasarı Tercüme ve Şerhi 4. Cilt
Prof. Dr. İbrahim CANAN Akçay Yayınları 1988-ANKARA
5- Amentü Şerhi Numan Kurtuluş
Kurtuluş Kitapevi 1980-ANKARA
6- İslamda İnanç İbadet ve Günlük yaşayış Ansiklopedisi 4. Cilt
Prof. Dr. İbrahim DÖNMEZ
Marmara Ünv. İlahiyat Fakültesi Yayınları 1997-İstanbul
7- İslami Terimler Sözlüğü Dr. Hasan AKAY
İşaret Yayınları 1991-İSTANBU
8- İslam Ansiklopedisi 6. Cilt
M.E.B. Yayınları
Milli Eğitim Basımevi 1967-İstanbul
9- Kur’an’da Uzaya Seyahati Anlatılan İnsan ZÜLKARNEYN İskender TÜRE Karizma Yayınları 2000-İSTANBUL
10- Divan Şiirinde Mitolojik Unsurlar
Dursun Ali TÖKEL