Cumhuriyet Bilim Teknik dergisinin 24 Kasım 2006 tarihli sayısında, “Memelilerin Evrimine Işık Tutan Minik Kurt” başlıklı bir haber yayınlandı. Haberde Baltık denizinde yaşayan Xenoturbella isimli deniz solucanı üzerinde yapılan bir genetik analiz çalışması konu ediliyordu.

Habere göre, söz konusu solucan ikincil ağızlılar grubuna dahil olduğu için araştırmanın odağındaydı. Bu hayvan grubunda ağız, embriyonik gelişme sürecinde, daha önceki embriyonik yaşam evresindeki hayali “ilkel ağızdan” gelişmek yerine yeniden oluştuğu için bu şekilde isimlendirilmiştir.

CBT yazısı içinde bazı evrimci yorum ve iddialara yer verildiği görülmektedir. Aşağıda, söz konusu ifadeler birer birer ele alınmakta, bunların neden bilimsel kanıta değil, önyargıya dayalı olduğu açıklanmaktadır.

1. “College Üniversitesi’nde Sarah Bourlat yönetiminde çalışan ekip, şimdi aralarındaki akrabalığı daha iyi öğrenebilmek için çeşitli ikincil ağızlıların kalıtım malzemesini ayrıntılı bir şekilde inceleyince, Xenoturbella’nın başlı başına bir soy oluşturduğunu gördüler”.

Yukarıdaki ifadede sözkonusu solucan ile diğer hayvanlar arasındaki akrabalık ilişkisinin daha iyi görülmesi gibi bir ifade yer almaktadır. Ancak sözü edilen bu akrabalık ilişkisi, evrim teorisinin ihtiyaçlarına göre kabul edilen, diğer bir deyişle “varsayılan” “hayali” bir akrabalıktır. Gerçekte, araştırmacıların inceleme yöntemini oluşturan genom analiz çalışmaları, canlı gruplarından DNA örneklerinin evrim teorisinin hayat ağacını reddettiğini, organizma gruplarının birbirlerinden dallanan soylar yerine birbirlerine uzak ve izole gruplar şeklinde bir dağılım gösterdiğini ortaya koymuştur. Michael Denton, Yeni Zelandalı ünlü bir moleküler biyolog ve evrim teorisinin açmazlarını ortaya koyan “Evrim: Kriz içinde bir teori” kitabının yazarıdır. Denton’ın bu gerçeği şu şekilde dile getirmiştir:

“Moleküler düzeyde, her canlı sınıfı, özgün, farklı ve diğerleriyle bağlantısızdır. (vurgu bize aittir.) [Michael Denton, Evolution: A Theory in Crisis, London: Burnett Books, 1985, ss. 290-91 ]

2. “Solucan, derisidikenliler ve yarı sırtiplilere, kordalılardan daha yakın. Analizler ayrıca bu dört soyun ortak atasının Xenoturbella’ya benzediğini gösteriyor”.

Buradaki ifade, Cumhuriyet Bilim Teknik dergisinin Darwinizm’e olan dogmatik bağlılığının açık bir göstergesidir. Çünkü alıntıda adı geçen canlı gruplarının kökeni, gerçekte evrim teorisini kökünden çürüten, kapsamlı bir anti-tezin konusunu oluşturmaktadır. Söz konusu canlı grupları, Kambriyen Dönemi adı verilen jeolojik dönemde, jeolojik ölçekte son derece küçük bir zaman diliminde ve hiçbir evrimsel ata olmaksızın, kusursuz beden yapılarıyla aniden ortaya çıkmışlardır. Sadece 5 milyon yılı kapsayan bu dönem, öylesine şiddetli ve ani bir biyolojik yayılım sergilemektedir ki biyologlar bu olayı Kambriyen Patlaması ya da Biyolojik Big Bang olarak adlandırmışlardır.

Tanınmış evrimci zoolog Richard Dawkins dahi Kambriyen formlarının hiçbir evrimsel gelişim izi göstermediklerini şu sözlerle kabul etmiştir:

“… Kambriyen katmanları, başlıca omurgasız gruplarını bulduğumuz en eski katmanlardır. Bunlar, ilk olarak ortaya çıktıkları halleriyle, oldukça evrimleşmiş bir şekildeler. Sanki hiçbir evrim tarihine sahip olmadan, o halde, orada meydana gelmiş gibiler. “ [Richard Dawkins, The Blind Watchmaker, London: W. W. Norton 1986, s. 229 ]

Görüldüğü gibi CBT dergisinde sözü edilen canlı grupları arasında ortak ata bulunduğu iddiası bilimin gerçeklerine rağmen ve sadece evrim teorisine körükörüne bağlılıktan ötürü savunulan dogmatik bir iddiadan ibarettir.

3. “ikincil ağızlılarda ve ikinci büyük hayvan grubu olan birincil ağızlılarda (protostomia/yumuşakçalılar, halkalı solucanlar ve eklembacaklılar) da bir beyin geliştiği için Bourlat ve ekibi evrimin beyni iki kez “keşfetmiş” olduğu sonucuna vardılar.”

CBT’nin dogmatizmi bu satırlarda en az bir öncekinde olduğu kadar belirgin şekilde karşımıza çıkmaktadır. Dikkat edilirse birincil ve ikincil ağızlılar gruplarının iki ana hayvan grubunu oluşturduğu, her ikisinde de beyin geliştiğıi için bu organın hayali evrimde iki kez keşfedildiği iddia edilmektedir.

Ve yine dikkat edilirse bu konuda hiçbir bilimsel kanıt ve açıklama öne sürülmemektedir. Neden mi? Çünkü bu yönde tek bir kanıt bile bulunmamaktadır.

Örneğin, beyin gibi kompleks bir organ sinir hücrelerinin mükemmel işbirliğine dayandığı halde nasıl olup da tesadüfi bir süreçte, rastlantısal birikimle bir araya gelmiş ve organize olmuş olabilir? Söz konusu varsayımı destekleyen herhangi bilimsel bir mekanizma var mıdır? İki farklı canlı grubunda beynin iki ayrı yoldan evrimleştiği iddia edildiğine göre imkansızın iki kez gerçekleştiği bir dogma olarak kabul edilmekte, fakat buna dair tek bir delil bile getirilememektedir. Henüz bir canlı soyunda beynin sözde evrimi açıklanmış değilken bu imkansızlığı, bu evrim açmazını ikinci kez öne sürmek evrimcilerin kendilerini çok daha zor duruma düşürmenin yanı sıra bilimsellikle de bağdaşır bir tutum olabilir mi?

Kuşkusuz bu sorular, evrimcilerin cevap veremeyceği sorulardır. Çünkü söz konusu iddia, ellerinde hiçbir bilimsel kanıt ve mekanizma bulunmayan, bu konuda tam anlamıyla köşeye sıkışmış olan evrimcilerin hayalgücü ve dogmatizme sarılarak geliştirdikleri bir masaldan ibarettir. Üzerlerine biraz gidilince söyleyecek hiçbir şeyleri olmaması bu yüzden doğaldır.

Sonuç:

CBT dergisi editör kuruluna, yukarıdaki haberde yaptıkları gibi evrim teorisinin varsayımlarını bilimsel gerçeklermiş gibi okuyucuya aktarmaya son vermeleri, Darwinizm’in bilimin bulgularıyla geçersiz kılınmış bir teori olduğunu kabullenmeleri çağrısında bulunuyoruz.
Dolayısıyla moleküller, aynı fosiller gibi, evrimci biyoloji tarafından uzun zamandır aranan teorik ara geçişlerin olmadığını göstermiştir… Moleküler düzeyde hiçbir organizma bir diğerinin ‘atası’ değildir, diğerinden daha ‘ilkel’ ya da ‘gelişmiş’ de değildir…Eğer bu moleküler kanıtlar bundan bir asır önce var olsaydı… organik evrim düşüncesi hiçbir zaman kabul görmeyebilirdi.”