Turan Dursun’un İftiraları

Turan Dursun’un İftiraları

Bu yazıda Turan Dursun’un 3 tane İftiarına Cevap verilmiştir.

1-Kuran- Kerimde Irkçılığın bulunduğu

2-Kuran Mekke ve Çevresine İndirilmiştir

3-Peygamberin Türkler hakkındaki yorumları

Materyalistlerin belirgin özelliklerinden biri, savundukları görüşlerin son derece sığ ve basit olması ve bunları savunurken çeşitli göz boyama ve sahtekarlıklara kolayca başvurabilmeleridir. Özellikle din aleyhinde yürütmeye çalıştıkları propaganda, tarih boyunca yalanlar ve çarpıtmalarla dolu olmuştur.
Türkiye’de bu rolü üstlenenlerin başında ise Turan Dursun gelmektedir. Yazdığı İslam ve Kuran aleyhindeki kitaplarla, bu kitaplardaki basit çarpıtmalarla, ciddiyetsiz iddialarla, bozuk mantıklarla, bir kısım cahil veya din aleyhinde önyargılı kimseleri etkilemiştir. Çoğu kez cevap bile vermeyi gerektirmeyecek kadar saçma ve tutarsız iddialar öne süren Turan Dursun, aslında öne sürdüğü iddialar açısından değil de, sahip olduğu bozuk mantık örgüsü nedeniyle ele alınması ve incelenmesi gereken bir isimdir. Yazdıkları, Allah’ın Kuran’da inkarcılar için verdiği “akletmeyen bir kavim” (Haşr Suresi, 14) hükmünün birer teyidi durumundadır.

Turan Dursun’un çeşitli iddiaları arasında dikkat çekici olanlardan biri, Kuran’ı ve dolayısıyla İslam’ı ırkçılıkla itham etmesidir. İslam’ın sadece Araplara vahyedilmiş bir din olduğunu, peygamberimiz Hz. Muhammed’in de Türklere karşı olumsuz hisler beslediğini ileri sürmüştür. Ancak bu iddiasını ne gibi mantıklara ve delillere dayandırdığı incelendiğinde, son derece basit çarpıtmalar, cehalet ve yalanlar ortaya çıkmaktadır.

Bu makalede, Turan Dursun tarafından yazılıp 1990 yılında 2000′e Doğru dergisinde yayınlanan, ve takipçileri tarafından hala internette yayınlanmaya devam eden bir yazıyı ve bu yazıdaki çarpık iddiaları ele alacağız.

1) Kuran’da Irkçılığın Olduğu Ve Yahudilerin Üstün Irk Olarak Belirtildiği İftirası

Turan Dursun, sözkonusu yazısında Kuran’da ırkçı bir yaklaşım olduğunu iddia etmiştir. Hem de bu ırkçılığın “Yahudi ırkçılığı” olduğunu ileri sürmüştür. Kuran’da “En üstün toplum, İsrail toplumu” dendiğini iddia etmiş ve ardından kendince bir “çelişki” vehmetmiştir:

“Bir yanda İslam dünyasındaki “yahudi düşmanlığı”, öbür yanda da, Kur’an’daki “Tanrı”nın “İsrailoğulları”na böyle seslenişi… Bir çelişkidir bu.” (2000′e Doğru 28 Ocak 1990, Yıl 4, Sayı 5)

Oysaki gerçekler incelendiğinde Turan Dursun’un bu iddiasının son derece saçma bir itiraz olduğu açıkça görülmektedir. Turan Dursun’un iddiasına dayanak gibi göstermeye uğraştığı Kuran ayeti şu şekildedir:

Ey İsrailoğulları, size bağışladığım nimetimi ve sizi alemlere üstün kıldığımı hatırlayın. (Bakara Suresi, 47)

Normal bir akla sahip olan herkes anlar ki, bu ayette geçmiş zamandaki bir “üstünlükten” söz edilmektedir. Allah, İsrailoğullarına, onları bir zamanlar nimetlendirdiğini ve üstün kıldığını hatırlatmaktadır. İsrailoğulları’yla ilgili diğer Kuran ayetlerine ve kıssalarına baktığımızda, bu nimetin ve üstünlüğün nasıl olduğunu da açıklıkla görebiliriz. Allah, İsrailoğulları’nın atası olan Hz. İbrahim’den başlayarak, onlara peygamberler göndermiş ve aralarında yaşadıkları putperest kavimlere karşı onları manen üstün kılmıştır. Firavun döneminde Mısır’da baskı ve zulüm görürlerken, onları Hz. Musa vesilesiyle kurtarmış, ardından Hz. Musa’ya Tevrat’ı indirmiş ve İsrailoğulları’nı bu kutsal kitapla doğru yola yöneltip şereflendirmiştir. Hz. Musa’dan sonra da İsrailoğulları’na pek çok peygamber gönderilmiştir. Bunlar, Allah’ın bu kavme olan lütuf ve nimetleridir.

Ancak İsrailoğulları’nın önemli bir bölümü bu nimete layık olamamış, kendilerine gönderilen peygamberlere itaatsizlik etmiş, Allah’ın vahyi olan Tevrat’a başkaldırmış, hatta Tevrat’ı kendi menfaatlerine uygun olarak değiştirip tahrif etmiştir. Böylece Allah’a vermiş oldukları sadakat ahdini bozmuşlardır. Bir ayette İsrailoğulları’nın bu durumu şöyle anlatılır:

Andolsun, Allah İsrailoğullarından kesin söz (misak) almıştı. Onlardan oniki güvenilir- gözetleyici göndermiştik. Ve Allah onlara: “Gerçekten ben sizinle birlikteyim. Eğer namazı kılar, zekatı verir, elçilerime inanır, onları savunup-desteklerseniz ve Allah’a güzel bir borç verirseniz, şüphesiz sizin kötülüklerinizi örter ve sizi gerçekten, altından ırmaklar akan cennetlere sokarım. Bundan sonra sizden kim inkar ederse, cidden dümdüz bir yoldan sapmıştır.”Sözleşmelerini bozmaları nedeniyle, onları lanetledik ve kalplerini kaskatı kıldık. Onlar, kelimeleri konuldukları yerlerden saptırırlar. Kendilerine hatırlatılan şeyden pay almayı unuttular. İçlerinden birazı dışında, onlardan sürekli ihanet görür durursun. Yine de onları affet, aldırış etme. Şüphesiz Allah, iyilik yapanları sever. (Maide Suresi, 12-13)

Görüldüğü gibi, İsrailoğulları’nın Turan Dursun’un iddia ettiği manada, yani tüm bir ırk olarak üstün kılınmaları sözkonusu değildir. Allah, İsrailoğulları’nı bir ırk olarak, yani ahlak ve tavırlarından bağımsız olarak, kalıcı bir şekilde “üstün kılmış” değildir. Allah’ın Hz. İbrahim’e olan vahyini bildiren bir ayet, bu gerçeği vurgulamaktadır:

Hani Rabbi, İbrahim’i birtakım kelimelerle denemişti. O da tam olarak yerine getirmişti. (O zaman Allah İbrahim’e): “Seni şüphesiz insanlara imam kılacağım” dedi. (İbrahim) “Ya soyumdan olanlar?” deyince (Allah:) “Zalimler benim ahdime erişemez” dedi. (Bakara Suresi, 124)

Görüldüğü gibi Allah Hz. İbrahim’in soyundan olanları bir ırk olarak üstün kılmamış, aksine bu ırktan olup da zalim olanların Allah’ın ahdine, yani İsrailoğulları’na verdiği üstünlük ahdine dahil olmayacağını haber vermiştir. Allah’ın Hz. İbrahim’e ve soyuna verdiği üstünlük, ırk manasında bir üstünlük değil, her kim Hz. İbrahim’in yolunu izler, onun ahlak ve inancını takip ederse, onun tarafından devralınacak manevi bir üstünlüktür. Nitekim Allah “doğrusu, insanların İbrahim’e en yakın olanı, ona uyanlar ve bu peygamber ile iman edenlerdir. Allah, mü’minlerin velisidir” buyurarak (Al-i İmran Suresi, 68), çağımızda Hz. İbrahim milletinin Müslümanlar olduğunu bildirmiştir.

Allah, insanlar arasındaki ırk, soy, kabile bağlarının bir üstünlük konusu olmadığını da aşağıdaki ayetiyle açıkça bildirmiştir:

Ey insanlar, gerçekten, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi halklar ve kabileler kıldık. Şüphesiz, Allah katında sizin en üstün olanınız, (ırk ya da soyca değil) takvaca en ileride olanınızdır. Şüphesiz Allah, bilendir, haber alandır.” (Hucurat Suresi, 13)

Dolayısıyla Kuran’da ırkçılık olduğunu iddia etmek, ancak bu konuda hiç bir şey bilmeyen ve muhakemesi de zayıf olan insanları kandırabilecek bir iftiradır.

Turan Dursun ve diğer materyalistler, eğer ırkçılığın kaynağının ne olduğunu gerçekten öğrenmek istiyorlarsa, kendi dünya görüşlerinin temelini oluşturan evrim teorisini incelemelidirler. Çünkü, yeryüzündeki ırklar arasında kalıtsal “üstünlükler” bulunduğu, bazılarının “ileri” bazılarının ise “geri” olduğu iddiasının kaynağı, Darwin’in evrim teorisinden başka bir şey değildir.

2) Kuran’ın Sadece Araplar Ve Mekke Çevresindekiler İçin Gönderildiği İftirası

Turan Dursun’un bir diğer iddiası, Kuran-ı Kerim’in sadece Araplara yönelik bir kitap olarak vahyedildiği, diğer milletlerin Kuran’dan sorumlu olmadığı şeklindedir. Bunu, şu sözleriyle ileri sürmektedir:

“Kur’an’ın bütünü içinde, Muhammed’in “kavm”ından, yani “toplum”undan “Tanrı vahiyleri”ni, bu “toplum”a iletmek zorunda olduğundan, bunu yaptığından söz edilir. Muhammed’in “toplum”u, “Arap toplumu”dur. Öyleyse “muhattap” da bu toplumdur. Kur’an, kendi deyimiyle “Arapça”, seslendiği kesim de, “Araplar”. Ama “Araplar”ın da tümü değil; yalnızca “bir kesimi”. Korkutma yalnız “Mekke ve çevresi”ne. Ayetler çok açık. “Kur’an”la yapılan “uyarı”ların, “korkutma”ların, “Mekke” (Ümmü’l-Kura) ve “çevresi”ne yönelik olduğu, En’am suresinin 92., Şura suresinin 7. ayetinde, kuşkuya yer bırakmayacak bir açıklıkla anlatıyor.” (Turan Dursun, 2000′e Doğru, 28 Ocak 1990, Yıl 4, Sayı 5)

Turan Dursun’un bu iddiasına delil olarak kullanmaya çalıştığı ve bu amaçla çarpıtarak yorumlamaya kalktığı ayetin meali şu şekildedir:

İşte bu (Kur’an), önündekileri doğrulayıcı ve şehirler anası ile çevresindekileri uyarman için indirdiğimiz kutlu Kitaptır. Ahirete iman edenler buna inanırlar. (Enam Suresi, 92)

Turan Dursun’un “Mekke” anlamında yorumladığı kelimenin ayetteki asıl ifadesi “ümmü’l kura”dır. Bu kelimenin sözlük karşılığı ise “köylerin, kasabaların, kentlerin anası” demektir. Yani bu kelimeyle sadece Mekke değil, bütün ana şehirler, kasaba ve köyler ifade edilmiş olur. Mekke de bir şehir merkezidir, fakat “ümmü’l Kura” Mekke ile sınırlı olmayıp, tüm zamanların tüm merkezi şehirlerini kapsamaktadır. Dolayısıyla, “Kuran sadece Mekke çevresindekilere yöneliktir” diye bir iddiada bulunmak, sadece bu iddia sahibinin cehalet veya samimiyetsizliğini gösterir.

Gerçekte üstteki ayette Turan Dursun seviyesindeki kişilerin hiç kavrayamayacakları bir hikmet açıklanmakta, İslam’ın bir tebliğ yöntemi olarak önce merkezi şehirlere, ardından bunların çevresine yayılmasına işaret edilmektedir.

Dikkat edilirse Turan Dursun, bir önceki başlık altında (ırkçılık iddiasında) karşılaştığımız çarpıtma yöntemini burada bir kez daha kullanmaktadır. Bir ayeti ele almış, içinde geçen bir kavramı kasten yanlış yorumlamış, dahası bu konuyu açıklayan, tefsir eden diğer Kuran ayetlerini kasten görmezlikten gelerek basit bir çarpıtma yapmıştır.

Nitekim bu konuyla ilgili diğer ayetlere baktığımızda, Turan Dursun’un ne kadar büyük bir çarpıtma yaptığı tüm açıklığıyla ortaya çıkar. Hz. Muhammed’in tüm insanlığa gönderilmiş bir peygamber olduğu ve Kuran hükümlerinden kıyamete kadar tüm insanların sorumlu tutulduğu pek çok ayette vurgulanmıştır. Aşağıdaki iki ayet, konuyu açıklığa kavuşturmaktadır:

Biz seni ancak bütün insanlığa bir müjde verici ve uyarıcı olarak gönderdik. Ancak insanların çoğu bilmiyorlar. (Sebe Suresi, 28)

De ki: Ey insanlar, ben Allah’ın sizin hepinize gönderdiği bir elçisi (peygamberi)yim. Ki göklerin ve yerin mülkü yalnızca O’nundur. (A’raf Suresi, 158)

Görüldüğü gibi İslam peygamberi Hz. Muhammed, tüm insanlar için bir uyarıp korkutucudur. Tüm insanlar da Kuran’a uymakla sorumludur.

Turan Dursun’un iddiasının ikinci kısmı ise, Kuran’ın sadece Arapça bilenlere gönderildiği şeklindedir. Oysa Kuran’ın Arapça olması, bu kitaptan sorumlu olanların sadece Araplar olduğu anlamına gelmez. Yeryüzünde pek çok farklı dil konuşulmaktadır ve insanlara vahyedilecek bir kitabın doğal olarak bu dillerin birisinde olması gerekmektedir. İslam peygamberi Hz. Muhammed Arap olduğu ve etrafındaki insanlar da Arapça konuştuğu için, Kuran da Arapça olarak vahyedilmiştir. Ancak Kuran’ın anlamı her milletin kendi dilinde rahatlıkla tefsir edilebilir, açıklanabilir ve hükümleri anlaşılabilir. Nitekim öyle de olmuştur. Kuran’ın Arapça olması, diğer milletlerin İslam dinini öğrenmelerini ve uygulamalarını hiç bir şekilde engellememiştir.

3) Peygamberimizin Türkler Hakkında İthamlarda Bulunduğu İftirası

Turan Dursun’un milliyet konusundaki üçüncü asılsız iddiası, peygamberimiz Hz. Muhammed’in Türklere düşman olduğu yönündedir. Bu iddiasına delil olarak bazı sahih (doğru) olmayan, “mevzu” (yani peygambere atfedilerek sonradan uydurulan) hadisleri göstermeye çalışmıştır. Turan Dursun’un aktardığı hadisler şu şekildedir:

“Müslümanlar, Türklerle öldürüşmedikçe, kıyamet kopmayacaktır. Yüzleri kalkan gibi, üst üste binmiş(kalın) derili olan bu toplumlar…. kıl giyerler.”
“Siz (müslümanlar), küçük gözlü, basık burunlu, yüzleri kalkan gibi, derisi üst üste binmiş olan toplumla öldürüşmedikçe kıyamet kopmayacaktır.”

Turan Dursun’un aktardığı bu hadislerin, peygamberimiz tarafından söylenmemiş, vefatından çok sonra bir takım art niyetli kimseler tarafından uydurulup ona atfedilmiş sözler olduğu bilinen bir gerçektir. “Mevzu hadisler” olarak bilinen bu gibi hadisler, başlı başına bir inceleme alanıdır. Bu konuda pek çok İslam alimi eserler yazmış, mevzu hadislerin genel özelliklerini tespit etmişlerdir. Bu konuda kabul edilen bir prensibe göre, bir milleti sırf milli kimliğinden dolayı yeren veya öven hadislerin hepsi uydurmadır. Bu şekilde pek çok uydurma hadis vardır. Turan Dursun’un aktardığı gibi Türkleri yeren ve kötüleyenler olduğu gibi, Türkleri dünyanın en üstün milleti gibi tanıtan uydurma hadisler de bulunmaktadır. Aynı şekilde Arapları da abartılı derecede öven veya yeren uydurma hadisler olduğu malumdur. Tüm bunlar, milli bir taassup içindeki kimseler tarafından uydurulmuş ve peygamberimize atfedilmiş uydurma sözlerdir.

Bu sözlerin uydurma olduğunun en büyük ispatı ise, Kuran’a aykırı olmalarıdır. Allah, başta da belirttiğimiz gibi, milletler, kavimler veya kabileler arasındaki farkların önemli olmadığını, önemli olanın takva (Allah korkusu ve bundan kaynaklanan ahlak) olduğunu Kuran’da açıklamıştır. Allah’ın hükmü bu iken elbette peygamberimizin farklı bir düşünce içinde olması düşünülemez. Aksine peygamberimiz, Kuran’ı en iyi şekilde anlayan, uygulayan, hayata geçiren ve Kuran’ın hiç bir hüküm ve ilkesinden taviz vermemiş kutlu bir insandır.

Sonuç

Turan Dursun’un burada ele aldığımız ve cevaplandırdığımız iddiaları, bu kişinin Kuran ve İslam aleyhindeki iftiralarının ne kadar cahil, akılsız ve samimiyetsiz bir yaklaşımın ürünü olduğunu da göstermektedir. Basit kelime oyunlarıyla, bir ayetin anlamını Kuran’ın genelinden koparıp çarpıtarak ileri sürdüğü iddialara, küçük kurnazlıklar ve göz boyamalar hakimdir. Kullandığı üslup, adeta “çocuk kandırma yöntemi” gibidir.

Turan Dursun’un İslam ve Türk milleti hakkındaki iddiaları, bu “çocuk kandırma yöntemi”nin bir örneğidir. Kuran’ı ve peygamberimizi sadece Araplara hitap eden ve Türkleri kötüleyen kaynaklar gibi göstererek, kendince Türk milletini İslam’dan soğutacağını zannetmiştir. Oysa Kuran’ı bilen ve muhakemesi düzgün işleyen bir insanın bu gülünç kışkırtmalara asla itibar etmeyeceği, aksine bunları öne süren kişilerin zeka ve kültür düzeyini gülünç bulacağı aşikardır.

Gerçekte sadece Turan Dursun’un değil, onunla aynı çizgideki Kuran ve İslam düşmanı ateistlerin tüm iddiaları; Kuran’ın Allah’ın Hak Kitabı olduğunu, içinde hiç bir çelişki ve uyumsuzluk bulunmadığını, Kuran’a karşı çıkanların ise sadece iftiralar ve yalanlar öne sürebildiklerini gösteren önemli bir “iman hakikati”dir. Allah inkarcıların içine düştükleri bu acze, Kuran’da şöyle dikkat çeker:

Sana nasıl örnekler vererek saptıklarına bir bak, artık onların bir yola güçleri yetmemektedir. (İsra Suresi, 48)