Tekfir Konusunda Âlimlerin Görüşü

Tekfir Konusunda Âlimlerin Görüşü

İmâm Âzam (r.a.) (v. 150/767) diyor ki, bidatçıların kusurlarından biri de, birbirlerine kâfir demeleridir. Ehl-i Sünnet’in güzel tarafı da, hata edince birbirlerini tekfir etmemeleridir.

İmâm Şâfiî (r.a.) (v. 204/819) der ki: Ben Ehl-i hevâ ve bidatten hiçbir şahsın şehadetini reddetmem.

İbn Teymiyye (v. 728/1328): bazı Müslüman âlimleri görüşlerinden dolayı tekfir etmesi ve cumhur ulemaya muhâlif görüşleri neticesinde bir-kaç kez hapse atılmış ve sonuncusunda da orada vefat etmiştir. Buna rağmen tekfir hakkında şunları bildirmektedir:

Hiçbir Müslümanı, işlemiş olduğu bir fiil veya Ehl-i Kıble’nin hak-kında münakaşa ettiği meseleler gibi, herhangi bir meselede, düşmüş olduğu hata yüzünden tekfir etmek câiz değildir.

Selefin birçok meseleyi tartışmasına rağmen, onlardan hiç birisinin, muayyen bir kimseyi ne küfür ve fâsıklıkla, ne de isyanla suçladıklarına şahid olunmaz.

Kişi, işlemiş olduğu yanlış zannedilen bir fiil hakkında, karşıt bir nassı biliyor olabilir. Tevil etmiş olabilir. Tevilinde hata etmiş olsa bile, o kimse tekfir edilemez. Tevil ise fıska manidir. “İctihadın sürüklediği hata, itaatsizlik sayılmaz.”

Hâricî zihniyetinde olanlar nassların zâhirlerine kaskatı sarılıp, âyetlerin ve hadislerin ruhuna nüfuz edemediklerinden “إِنِ الْحُكْمُ إِلا لِلَّهِ / Hüküm ancak Allah’ındır” âyetine dayanarak Sıffın Savaşı’nda hakem usulünü kabullenmesi sebebiyle Hazreti Alî’ye (v. 40/661):

“Ey Ali, Allah’ın kitabı ortada iken, sen insanların hakemliğine gider, onların hükmüne uymaya karar verirsen, seni öldürerek; Allah’ın rızasını kazanırız.” dediler. Dikkat ederseniz, bu yargılarıyla Allah rızasını kazanacaklarını zannediyorlar.

Bu zamanda da Müslümanları tekfir edenler, yaptıklarından dolayı pişman olmuyorlar. Çünkü; tekfirlerinde bir âyete dayanıyorlar ve Allah rızasını kazanacaklarını iddia ediyorlar.

Hâricîler, Hazreti Osman (v. 35/656), Hazreti Ali, Hazreti Talha (v. 36/656), Hazreti Zübeyr (v. 36/656), Hazreti Âişe (v. 58/678), Hazreti İbn Abbâs (v. 68/687) (radıyallahu anhüm) ve onlarla aynı görüşü benimseyen diğer Müslümanların da küfre düştüklerini, ebedi olarak Cehennem’de ka-lacaklarını, öldürülmelerinin mübah olacağını, mallarının da ganimet olarak alınabileceğini iddia ediyorlardı. Bu zamanda da aynı Hâricî mantığıyla Müslümanları tekfir edenler var.

Abdullah b. Ömer (v. 73/692) Hâricîler zümresi için: “Onlar, müşrikler için nâzil olan âyetleri, Müslümanlar için kullanıyorlar,” demiştir.

Hâricîler ve Mu’tezile “Kim Allah (Celle Celâluhû)’ın indirdiği ile hükmetmezse onlar kâfirlerin ta kendileridirler” âyetinin zâhirine göre Allah (Celle Celâluhû)’ın indirdiği hükümleri kalben tasdik eden kişinin, bu hükümleri gereğince amel etmemesinin, kendisini kâfir yapacağını ileri sürmüşlerdir.

Halbuki Ehl-i Sünnet kelamcıları bu âyeti de “Kim Allah (Celle Celâluhû)’ın indirdiği ile hükmetmemeyi helal görürse” Allah’ın indirdiği hükümlerin bâtıl olduğunu iddia edenler, diye tevil etmişlerdir.

Allah-u Teâlâ Hazretleri:

أَفَنَجْعَلُ الْمُسْلِمِينَ كَالْمُجْرِمِينَ مَا لَكُمْ كَيْفَ تَحْكُمُونَ

Biz hiç Müslümanları (Allah’a teslim olmuş kulları), mücrimler (gü-nahkârlar) gibi tutar mıyız? Size ne oluyor, ne biçim hüküm veriyorsunuz?” buyuruyor.

Geçmişte ve günümüzde, birbirlerini tekfir eden Müslüman gruplara baktığımızda, tekfir olunmaları için gereken şartların tamamen yukarıda âlimlerin söylediği şekilde oluştuğunu görmüyoruz. Çünkü;

1- Her iki taraf da, getirdikleri delillerle, dayanakları tükenip bir bir-lerine teslim olmuyorlar.

2- Her iki taraf da, bir âyeti veya hadisi kendilerine göre yorumla-makta ve tevil yollarını devam ettirmekteler.

3– Her iki taraf da, küfrü kasdetmediği gibi, küfrü de tercih etmiyor-lar.

4- Her iki tarafın da niyeti iyi, iki tarafa da gittiğinizde, mantıklı ce-vaplar alıyorsunuz.

Bunlara rağmen, tekfir hastalığına yakalanmış bazı Müslümanlar için, öncelikle İslâm’ın birliği ve güçlenmesinden ziyade, diğer Müslümanlarla yaptığı münazarada haklı çıkma duygusu geçerlidir. Hatta bu iyi niyetten oluşan hırs, kendi âlimlerinin kitaplarını tercüme ederken inandığı, savunduğu fikrin zıttı görüşler gördüğünde, onu gizleyebilmekte. Diğer kitapları araştırırken münazarada kendisini zor duruma düşürecek bir delille karşı-laştığında, bunu hem kendi gibi düşünenlerden, hem de karşı taraftan saklayıp, tekfirde aşırılığa gitmektedir. Bu hastalıklı Müslümana, kendi âlimlerinin kitaplarından, kendi düşüncesini çürütecek deliller sunulduğu zaman, “Benim âlimim de bir insandır. Hata yapabilir. Aslında benim ölçüm Kur’ân ve Sünnet’tir” diyerek kendini haklı çıkarmaya çalışır. Ona, kendi âliminin görüşünde hadis delil getirdiği söylenince de, bu sefer hırçınlaşıp, sertleşip aynı lafları tekrarlamaya başlar.

Bu saydığımız tipteki Müslümanlar çok azdır. Bunlar, ya İslâm düş-manları tarafından, Müslümanlar arasında fitne çıkartmak için görevlendi-rilmiş birileri veya hakikaten iyi niyetli, fakat ölçüyü kaçırmış Müslümanlar olabilir. Bu durum, her iki taraf Müslümanları için geçerlidir.

Bunların tedavisi zordur. Çünkü niyetlerini bilmediğimiz gibi, mü-dahale edecek yaptırım gücümüz de yoktur. Her iki halde, bu kimseleri uyarmak, yaptıklarını takdiri etmeyip, gerekirse cemâatten uzaklaştırmak lazımdır. Çünkü bunlar, cemâat içindeki samimi ve olgun Müslümanları etkilediği gibi, yeni gelen gençlere de tekfir hastalığını bulaştırıp, her Müslümanın özlediği birlik beraberlik duygusunun temeline dinamit koyarlar.

Kaynaklar;

Müslim, el-Birrü ve’s-Sıla: 10, Ebû Dâvud, Edeb: 40, Tirmizî, el-Birrü ve’s-Sıla: 18

Fıkhu’l-Ekber, Aliyyu’l-Kari Şerhi, s: 429, İst, 1579; Bağdadî, el-Fark, s: 119.

Mecmuatü’r-Resail ve’l-Mesail adlı kitabının 5. cildinde, s. 159-201.

İbn Teymiyye, Mecmûu’l-Fetâvâ, 12/180.

Yûsuf 12/40.

Buhârî, İstitabe: 6.

el-Maturidî, et-Tevhid s. 348.

Buraya kadar olan kısım, Dr. Ahmet Saim Kılavuz’un İman Küfür Sınırı adlı eserinden alıntı yapılmıştır.

el-Kalem: 68/35, 36.