Muhammed b. Sa’d der ki: Müşriklerden Bedir’de hazır bulunanlar Mekke’ye dönünce Ebû Süfyan’m getirdiği kafileyi, Dar’un-Nedve’de mevkuf bir vaziyette buldular.

Bunun üzerine Kııreyş eşrafı Ebû Süfyan’a gidip: Bu mallarla, Muhammed’e karşı bir ordu hazırla. Biz buna razıyız, dediler. Bu teklife ilk cevab veren Ebû Süfyan oldu:

«İlk olarak ben bunu kabul ediyorum!» Ebu Süf- yanın teklifi kabul etmesinden sonra, Abd-i Menaf oğulları da kabul ettiler. Mallarını sattılar, altına tahvil ettiler Bin deve elli bin Dinar tuttu. Kafile ehline sermayelerini verdiler. Kârı ortaya çıkardılar. Umumi yetle ticaretlerinde bir dinar bir dinar kazanırdı.

İbn-i Ishak diyor ki, bana anlattıklarına göre, şu âyet onların hakkında nazil olmuştur:

«Şüphesiz küfr edenler (Yok mu?) Mallarını Allah yolundan ayırmak için harcarlar.»

Sonra Kureyş  Hz. Peygamber (S.A.V.) ile harp yapmak için toplandı. Kinane kabilelerinden, Tulıâmc ehlinden de kandırabildiklerini kendilerine çektiler. Abbas, bu haberi derhal Allahın Resûlüne (S.A.V.) bir mektubla ulaştırdı. Resûlüllah Sallallahu Aleyhi Ves- sellem de bu mektubun mealini Er-Râbi oğlu Sa’da bildirdi.. Sonra Resûlüllah (S.A.V.) bin kadar Sahabe ile yola çıktı.

Medine ile Uhut arasında bir Sevtlik mesafeye gelince, Abdullah b. Ubey insanların üçde biri ile Re- sûlüllahın Saffmdan ayrıldı. Böylece Allahın Resûlü (S.A.V.) 700 kişi ile harbe katılmak zorunda kaldı. Oysa karşı taraf üç bin piyade, ikiyüz süvari ile hazırlanmıştı harbe. Müslümanlar arasında hiç bir süvari yoktu.

El-Vakidî’ye göre, Uhud günü Resûlüllah (S.A.V.) in atından ve bir de Ebi, Bürde’nin atından başka hiç bir at yoktu.

İbni Ishak anlatıyor: Allah’ın Resûlü (S.A.V.) buyurdular:

  • Bu kılıncın hakkını kim verecek? Bir çok adamlar ileri atıldılar, fakat Peygamber o kılmcı onlara vermedi. Sonra Ebû Decâne Şimak bin Harb ileri atılarak:
  • Nedir onun hakkı? Ya Resûlallah? diye sordu.
  • Kırılıncaya kadar onunla vurmak! diye mukabele etti, Allahın Resûlü (S.A.V.).
  • Onun hakkını vereceğim! dedi. Bunun üzerine kılmcı Ebû Decâne’ye teslim etti.

Ebu Decâne son derece cesur ve harb oyunlarını bilen bir zattı.

Hatta onun o halini görünce Allahın Resûlü Uhud günü hariç- – diğer günlerde, Bu Allahın gazabını mücib bir davranıştır, derlerdi.

İbni Hişam der ki: Zübeyr b. el-Avvâm dedi ki, o gün kılmcı almak istediğimde bana verilmedi, Ebu Decâne’ye verildi. İçimden bakalım Ebu Decâne ne yapacak dedim ve onu takip ettim. Baktım kırmızı başlığını çıkardı ve başına iyice sardı.

Hatta Ansar dediler ki, bakını Ebû Desâne ölüm saçan başlığım  çıkarmış başına sarıyor.

Başına onu sardığı zaman, rastladığı veya karşılaştığı düşmanı kolayca öldürebiliyordu. Herkesin ağzında ve kafasında yer eden kanaat bu idi.

Ibn-i İshak anlatıyor, yine: ^ Allah’ın Resûlünün yanında harb eden, Musab b. Ümeyr idi. Bir ara şehit düştü. Onu İbn-i Kum’e Elleysî  idi. Allah’ın Resûlü o olduğunu sanmıştı. Hemen Kureyşin yarıma koşup Mü- hammedl öldürdüm, diye bağırdı.

Öte yandan Mus’abın öldürüldüğünü gören Hz. Peygamber, sancağı Hz. Alî’ye (R.A.) teslim etti.

İbn-i Sa’d der ki: Mus’ab şehit düşünce, sancağı Mus’ab’m kılığına giren bir Melek kapıverdi.

Şüphesiz Melekler Hezimete şahid olmuşlardı. Mus’ab şehit olunca bir ses duyuldu: «Muhammed öldürülmüştür.»

İbn-i Şa’d anlatıyor: Sancak sahibleri öldürülünce, Müşrikler hezimete uğradılar. Hanımları feryad etmeğe başladı. Müslümanlar silâhlarını bırakarak onların ardından gittiler.

Okçuların başı Abdullah b. Cübeyr on kişiden az insanla yerinden ayrılmadı. Diğerleri askerin ardından gitmşilerdi. Bunu gören düşman tarafından Halid bin Velid (O zaman daha müslüman olmamıştı..) Hamle etti..

Ebı Cehil*in oğlu İkrime de onu takip etti. Geri kalan okçulara hücum ettiler ve öldürdüler. Okçu başı Abdullah b. Cübeyr’i de öldürdüler.» diye bağırıyordu.

Allahın Resûlü  yerinden hiç ayrılmamıştı, durmadan ok atıyorlardı. Hatta oku bitince, taş atmaya başladılar.. Yanında eshabından 14 kişi sabit kalmıştı.. Bunların yedisi mühacirindendi. —Ebû Bekir de vardı onların arasında.—

Yedisi de Ensardandı. Peygamberi koruyorlardı.

Bulıari’nin rivayetine göre, Hz. Peygamber (S.A.- V.) ile ancak on iki kişi kalmıştı.

Ebû Talha der ki: O gün belâ ve tamhis günü idi. Allah müslümanlardan kimilerine şehitlik ikram etmişti de düşmanlar Resûlüllah’a (S.A.V.) olanca güçleri ile saldırmışlardı.

İbn-i İshak Humeyd Et tankı ile Enes b. Mâlik’- den nakl ediyor:

«Uhud günü Hz. Peygamber (S.A.V.)’iri mübârek dişi şehit olmuştu. Yüzü yarılmış kanlar akıyordu. Kanları mübarek yüzünden silerken bir yandan da:

((Peygamberlerin yüzünü kana boyuya kavm nasıl iflâh olur? Halbuki O, onları  Rablerine davet ediyor.» buyuruyorlardı. Bunun üzerine Allah şu âyeti indirdi: «(Kullarımın) iş (in)den hiç  bir şey sana ait değildir. (Allah)ya onların tevbesini kabul eder, yahut onları, kendileri zalim oldukları için, azablaııdırır.»  (Ali İm- rân: 128)

İbn-i İshak diyor ki, Resûliillah (S.A.V.) bağıran sesi duyunca: «İşte bu İzb el-Akebe’nin ta kendisidir. (Yani Şeytandır.), buyurdu.

Es-Süheyli der ki, şeytanın bağırdığı yere (Cebel-i Ayneyn) denilmiştir. Bu sebebledir ki, Osman’a «Ay neyn günü kaçtın, değil mi?» diye hitab edilmiştir.

Cize yanındaki bir beldenin ismi (Ayneyn) olarak geçer. Şair Huleyd b. Ayneyn bu isimle maruftur.

İbn-i Hişam der ki: Resûlüllah (S.A.V.) yaralanınca, Ebû Âmir’in kazdığı çukura düştü; Ali b. Ebı Tâlib elinden tutup çıkardı; Talha da ona yardım etti. Ayağa dikilince, Ebû Saîd el-Hudri’nin babası Mâlik b. Sinan el-Hudri, mübarek yüzünden kanları —dinene kadar — sildi.

Ebû Bekr Es-Sıddîk’dan rivayet edilmiştir: Ebû Ubeyde b. el-Cerrah Resûlüllah’ın yüzüne isabet eden

iki halkadan birini çıkardığı zaman bir dişi düştü, diğerini de çekip çıkardığında bir dişi daha düşüverdi.

İbn-i İshak anlatıyor: Hz. Peygamber’in sağ olduğunu ilk fark eden Ka’b b. Mâlik olmuştur. O şöyle dedi: Miğferin aitından mübârek gözlerinin parladığını gördüm ve avazımın çıktığı kadar yüksek bir sesle : (Ey müslümânlar topluluğu! Müjde! işte Resûlül- lah (S.A.V.) buradadır!) diye bağırdım.

Allah’ın Resûlü  (S.A.V.) susmama işaret buyurdular. Müslümanlar bu haberi duyunca yanına üşüştüler. Allah’ın Resûlü onlarla birlikte yola doğru ilerledi. Beraberinde, Ebû Bekr, Ömer, Ali, Talha, Zübeyr ve el-Haris b. Es-Summa da vardı. (Allah cümlesinden razı olsun.)

Yolun ağzına gelince, Hz. Ali gidip matrasma su doldurup Resûlüllaha (S.A.V.) ‘içirmek için getirdi. Lâkin Allah’ın Resûlü suyun koktuğunu his edince, içmediler, sadece yüzündeki kam yıkadı ve başına döktü. Ve buyurdu:

«Alîah, Resûlünün yüzünü kanatanlara karşı son derece gazaba geldi.»

Gafere’nin mevlâsı Ömer der ki: Allah’ın Resûlü (S.A.V.) uhud günü, yaralı olduğu için oturarak namaz kıldı. Arkasındaki müslümanlar da oturdukları yerde namaz kıldılar.

Ebû Süfyan arkadaşları ile birlikte oradan ayrılırken şöyle seslendi:

«Gelecek yıl Bedirde buluşacağız!» Allah’ın Resûlü (S.A.V.) Ebû Süfyamn adamlarından birine:

«— Sizinle bizim arasındaki buluşma veri ORASIDIR!»

Uhud harbi, üçüncü  hicrî yılının Şevval ayında vuku’bulmuştur. Bedir Savaşlarının üçüncüsü olan

(Küçük Bedir Savaşı) Hicrî dördüncü yılında vukuu- bulmuştur. (Yâni Ebû Süfyan’m gelecek sene karşılaşacağız, dediği harp o tarihte vaki olmuştur.)

Bedirde üç harb olmuştur:

  1. – İkinci hicri yılının Rebiul-evvel ajanda (Gaz- zetu Talebi Kerez b. Cabir) adında bilinen harb.
  2. — İkinci Hicrî yılının Ramazan ayında vaki olan büyük harb.
  3. — Yukarıda nakl ettiğimiz küçük harb. Bunu. Hanefî mezhebine mensup şeyhimiz Kb’ul-Hasan el- Mavdini (Muhteserrussiret) inde nakl etmiştir.