Eb’ul-Ferec İbn’il-Cevzi der ki: Adem oğlu yara- dıldığı zaman, kendisine yararlı olan şeyleri elde edebilmesi için, ona Şehvet —arzu— verilmiştir. Kendisine yapılan saldırıları da kolayca önleyebilmesi için ona gazab (Öfke) verilmiştir. Akıl da bir terbiyeci gibi kendisine ihsan edilmiştir ki, yararlı olanı alsın, zararlı olanı bıraksın diye. Şeytan da sırf onu sapıtmak, yoldan çıkarmak, lüzumsuz israflar yaptırmak amaciyle yaratılmıştır.

Öyleyse akıllı olan kişi, ta Adem aleyhisselâmdan buyana insan oğlunun en büyük düşmanı olan, ogün bugün insanoğluna musallat olan bu büyük düşmandan kaçınmak gerekir. Nitekim Cenâb-ı Hak onu tabi olmamız, onun izinden gitmememizi emretmiştir: «Şeytan adımlarına uymayın. Çünkü o, sizin için apaçık bir düşmandır. O ancak size kötülüğü ve fuhşiyatı emreder.» Yine şöyle buyurmuştur: «Şeytan aranıza düşmanlık ve buğzu sokar.»

«Şeytan sizin için bir düşmandır. Öyleyse onu düşman edinin.»

İmâm Ahmed İyaz b. Hammar’dan rivâyet etmiştir: Resûlüllah (S.A.V.) bir gün hutbe okudu ve hutbesinde şöyle buyurdu:

«Rabbim, size bilmediklerinizi öğretmemi emretti. Bugün bana öğrettiklerinden birisi de şudur: Kullarıma verdiğim bütün mallar helâldır. Ben kullarımı tertemiz yarattım.. Şeytanlar gelip onları dinlerinden sapıttı.

Onlara helâl ettiğimi haram etti. Onlara ellerinde hiç bir mesbed olmadığı  halde bana ortak koşmalarını emretti Sonra Allah yeryüzüne nazar eyledi. Şeytanın saptırdığı bütün arab ve acemleri imha etti. Yalnız ki- tab ehlinden kalan kaldı.»

Katadeden nakl etmişlerdir: İblisin «(Kabkab) adında bir Şeytanı vardır. Kırk yıl onu seferber eder.

Çocuk hayat yoluna girince ona:

  • Hadi bakalım, seni bu gibiler için seferber ediyoruz, takıl arkasına ve onu doğru yoldan saptır! der.

İmâm el-Hasan*dan rivâyet edilmiştir: «Allahı bırakıp bir ağaca tapıyorlardı. İnsanlardan akıllı biri, gelip o ağacı kesmek istedi ve «Mutlak Allah için bu ağacı keseceğim.» dedi.

İnsan kılığında şeytan karsısına çıkıverdi ve: «Ne istiyorsun? dedi.

  • Allah’ı bırakarak ibadet ettikleri bu ağacı kesmek istiyorum.
  • Mâdem sen tapmıyorsun, tapanların sana ne zararı vardır?
  • Hayır mutlaka keseceğim.
  • Bu işten vaz geç; sana her gün iki dinar var, sabahleyin yastığının altında bulacaksın anlan.
  • Kim temin edecek bana bunu?
  • Ben. Bunun üzerine adam ağacı kesmekten vaz geçer, ertesi sabah bakar ki yastığının altında iki dinar duruyor.

Öbür sabah ümitle yine yastığının altına baktığında birşey bulamaz.

Bu sefer pürhiddet ağacı kesmeğe koşar. Yolda şeytana rastlar. Şeytan ona:

  • Nereye? öiyc sorar.

Allah’ı bırakıp da ibadet ettikleri o mahud ağacı kesmeğe.

  • Yalan söylüyorsun, sen onu kesemezsin. Deyince şeytan, adam hemen ağaca koşmaya başladı. Fakat yer onu çarptı, imiğine tuttu azkaldı öldürecekti. Şeytan sevinçle onunla şöyle alay etti:

İlk geldiğin Allah içindi, onun için sana bir şey yapamadım. Ve seni iki dinar karşılığında kolayca avlama çarelerini aradım. Bu sefer gelişin iki dinarı kaybetmenin verdiği üzüntüden ötürü olduğu için sana kolayca musallat oldum.

Sözü bu raddeye getirince, kendimizi, Hz. Peygamberin Haşan ile Hüseyn’i sığındırdığı (dua) ile sığındıralım.

Sahiheyn’de varit olmuştur: İbn-i Abbas dedi ki; AUahin Resûlü (S.A.V.) Haşan ile Hüseyni sığındırır ve şöyle derlerdi: (Uiziiküma bi kelimatillahittâmme- ti an külli şeytanın ve Hâııımetin.. Ve min külli aynin lâmmetin.» İbrahim de oğullan İsmail ile İshaki böyle sığındırırdı, diyorlardı.»

Ebû Bekr el-Enbarî der ki: — El-Hâmme — kelimesi, (EI-Hevam) kelimesinin müfredidir.. Her zararı dokunan şeye denir bu.

  • Ellâmme— de, Elmülimme — musibet mânasına gelir. (Hamme) lâfzına uysun ve lisana hafif gelsin diye bu şekilde kullanılmıştır.

Şeytan vesveselerinden Allah’a sığınırız. Rabbim Sana, onların bana gelmelerinden sığınırım. Hamd âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur.

Allah, efendimiz Muhammed, al ve eshabma bol bol salat (rahmet) ve selâm eylesin. Bize Allah yeter; ne güzel vekildir O.