İnsan yaratıldığı günden itibaren, mücadele içinde bir yaşantıya sahip olması mukadder kılınmıştır. İnsanın karakteri ve yapısında birbirine zıt unsurlar yaratıldı. İnsana çok çeşitli eğilimler verildi; istek ve arzuları oldukça farklı ve değişiktir. Bazı istek ve arzuları, hayvani istekler diye nitelenen ve heva ile hevesten kaynaklanan isteklerdir. Bu tür istek ve arzulardan güdülen hedef, yemek, içmek, görmek ve benzeri hayvani lezzetlerden yararlanıp zevk almaktır. Bu istek ve arzulara mütekabilen, insanı şehevi lezzetler alanından uzaklaştıran ve daha üstün ve yüce bir mevki olan manevi, insani ve nurani yaşama çekip yücelten diğer bir takım güçlü eğilimler bu çok boyutlu varlığın vücudunda yaratılmıştır.

İnsanın iradesi, yeteneği ve gücü sürekli olarak bu birbirine zıt ve farklı yönde hareket eden iki grup istek ve eğilimler doğrultusunda bir çekişme, mücadele ve ıstırap içerisindedir. Basit bir işi yapmak isteyen bir insanı göz önüne alın, bazen olur ki bu iş onun güncel işlerinden olduğu ve adet edindiği için, hiç düşünmeden adetine dayanarak bu işi yapar. Fakat eğer adet edinmemiş olduğu ve şimdiye kadar yapmadığı bir işi yapması kendisinden istenirse, acaba hiç düşünmeden hemen o işe başlayabilir mi? İlk etapta insandaki farklı eğilimler devreye girer. Çünkü yapılması gereken bu iş o eğilimlerden bazılarına muhalif ve bazılarına ise mutabıktır. Kendi kendine düşünür bu işi yapayım mı yapmayayım mı? İyi midir kötü müdür? Nefsi istekleri yap, akıl ise yapma veya akıl yap, nefsi eğilimler yapma demektedir. İki unsur veya eğilimden birisi zafer elde edinceye kadar iç alemindeki mücadelenin devam eder; farklı yönelişli bu iki eğilimden hangisi muzaffer olursa, irade de onun doğrultusunda devreye geçer ve insan da aynı doğrultuda faaliyete başlar. İnsanın yaratılışının ilk gününden itibaren insanın iç aleminde bir taraftan nefsi istek ve arzular ile maddi hayat cephesi ve diğer taraf tanda, manevi ve insani yaşam cephesi arasındaki savaş süre gelmiştir.

Bir başka ifadeyle yaşam mücadele temeline oturtulmuştur. Sürekli olarak karşı karşıya bulunduğumuz bu iç alemdeki mücadeleyi bir kenara bırakıp dış aleme baktığımızda bir insanın istek ve hedeflerinin gerçekleşmesini sağlayan bir çok sorun ve engel bulunduğunu görmekteyiz. Sürekli olarak bu engellerle ve sorunlarla karşı karşıya bulunduğumuz ve alıştığımız için varlıklarını pek hissetmiyoruz. Aksine biraz dikkatlice konuya yaklaşırsak, günlük yaşantımızda bile günde kaç defa bu tür engellerle karşılaşıp mücadele ettiğimizi görürüz. Anlattıklarımız bir kişinin yaşamının durumu etrafındaydı. Bir de muhtelif sınıflar, kavimler ve milletlerin yaşamını göz önüne alıp nelerin olup bittiğine dikkat edelim. Her yerde mücadele ve savaşın hüküm sürdüğünü göreceğiz. Bu sınıf o sınıfla, bu kavim o kavimle, bu millet o milletle ve bu toplum o toplumla. Sınıfsal, ulusal ve uluslar arası kavga ve savaşlar insanoğlunun yaşam tarihine yön vermektedir. Bunun için insan yaşamında mücadelenin kaçınılmaz olduğunu söylüyoruz.

Bu ne rüyadır! Bu rüyadan uyandırın onları. Sizce sabahları saat 9-10’a kadar evinde istirahat eden ve daha sonra eğer gönlü isterse işe giden ve istemese de gitmeyen, gittiğinde de öğle zamanında eve dönen ve öğleden sonradaki zamanında istirahat edip dinlenen bir adam mutlu ve mücadeleden uzak mıdır, hayır öyle değil, böyle zannettiğiniz kişinin iç aleminde mücadele sürüp gitmektedir. Bu tip bir insanın simasına dikkat edin, bir mücadeleci ve savaş adamının simasında ki gibi onun yüzünde sevinç ve neşeden bir iz göremezsiniz. Bu tip bir insan yürüyen ve yiyip içen bir ölüdür. O sevinç ve kıvançtan mahrum bir ölüdür, aynı zamanda alışıp gittiği daimi bir savaş onun iç aleminde cereyan etmektedir. Belki kendisi de bu savaştan gafildir ve çekişme ile mücadeleden uzak ve emanda kaldığını düşünebilir. Ama durum böyle değildir, bu insan sürekli olarak kendisiyle mücadele ve kavga etmektedir şöyle ki: Niye başkalarından geri kaldım, niye hiç bir yerde benim bir iz ve eserim yok, semeresi ve faydası olmayan bu hayat ne işe yarar, niye bende neşe, sevinç şevk ve heyecan yoktur?

Evet mücadelesiz yaşam mümkün değil, her ferd ve toplumun yaşamında mücadele sırrı ve kanunun varlığı kaçınılmazdır. Kader kalemiyle takdir olunan bu doğal kanun karşısında, varolan mücadele yolları ve metotlarından en yararlısı ve iyisini seçmekten başka bir çaremiz yoktur. Mücadele ve çatışmaya girmeliyiz, fakat yapacağımız mücadele yüce ve mukaddes bir hedef uğrunda bir, başarılı, heyecanlı, yararlı ve dinamik mücadele olmalıdır.

Makalede, bu muzaffer mücadelenin koşulları üzerinde duracağız. Mücadelenin muzaffer ve başarılı olması için bazı şartlara riayet etmek gerekir. O şartları ve adabı bilip onlara riayet ederek ilerlemek gerekir. İlk olarak mücadelenin açık, belli somut ve kesin bir hedefinin bulunması gerek, hedefi bulunmayan mücadelenin anlamı yoktur. Her mücadelenin bir hedefi vardır ama bazen oluyor ki hedefler açık değil, müphemdir (belirsizdir).

Nitekim görüyorsunuz ki bir insan ömrünün tümünü mücadelede geçiriyor fakat bir neticeye varamıyor; neden? Çünkü mücadele boyunca, açık somut ve kesin olan bir hedefe doğru değil de, belirsiz ve karanlık bir noktaya yönelerek zikzaklı bir hareket ortaya koymuştur. Bütün çabalarına rağmen bir başarıya ulaşamamıştır. Milletlerin mücadele tarihinde bu tür mücadelelere çokça rastlıyoruz.

Buna göre mücadelenin açık bir hedefinin bulunması gerekir. İkinci nokta ise mücadelenin hedefinin yüce ve değerli olmasıdır. Bazen görüyorsunuz ki mücadelenin hedefi açık, belirgin ve somuttur. Fakat uğrunda mal ve mülkünü harcanmaya değmez. Bazen oluyor da hedef biraz daha değerlidir gerektiğinde uğrunda malın harcamaya değer ama canını vermeye değmez.

Fakat bazen de hedef o kadar yüce ve mukaddes olabilir ki insan kendi canını ve en sevdiği yakınlarının canlarını da bu yolda ihlasla feda etmeye hazır olur.

Tüm insanların uğrunda mücadele etmeleri ve canlarını vermeleri gerek değen mukaddes hedef işte bu hedeftir. Bu yüce hedef ise Allah’ın rızasıdır. Bu mücadelenin ilk şartıdır.

İkinci şart ise şudur: Mücadeleci insan eylem ve çalışma adamı olmalı, rotasını belirlemeli ve sözünde durmalıdır.

Alternatif Video 1