Resulullah’tan Şefaat İstemek Hakkında

Resulullah’tan Şefaat İstemek Hakkında

 Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: Derken gözümün önüne pek büyük bir kalabalık gösterildi. Bana: “Bu senin ümmetindir, onlarla birlikte hesapsız ve azapsız olarak Cennet’e girecek yetmiş bin kişi de vardır.” denilir. Sahâbî: Onlar kimlerdir, Ey Allah’ın Resûlü! diye sorunca, şöyle buyurdu: Bunlar kendilerine rukye yapılmasını istemeyenler, uğursuzluk düşüncesine kapılmayanlar, dağlanmayanlar ve yalnızca Rablerine tevekkül edenlerdir, diye buyurdu.

Bu sefer ‘Ukkâşe b. Mihsan el-Esedî (v. 12/633) ayağa kalkarak:

— Ey Allah’ın Resûlü! Allah’a dua et, beni onlardan kılsın! dedi. Allah Resûlü: Sen onlardansın! buyurdu.

Burada Sahabe dua istiyor. Fakat Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem sen onlardansın sözünü nasıl değerlendirmeli.

Bir başka adam da ayağa kalkarak: “Allah’a dua et de beni onlardan kılsın.” deyince, Allah Resûlü: “Bu hususta ‘Ukkâşe senden önce davrandı” diye buyurdu

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şefâat isteyen Sahabeye şefâat Allah’tan istenir, senin bu isteğin şirktir. Sen şirk işledin, demedi. Allah Resûlü: “Sen onlardansın” diye buyurdu.

Şimdi ne olacak haşa bu istekte bulunan sahabi mi yoksa onun ahirete aid bir isteğine dünyadayken karar veren Resûlullah mı hata etti, yoksa bu konuyu ve kafirler için inen âyetleri anlamayan Selefi görüşü üzere oldu¬ğunu iddia edenler mi hata etti? Elbette ki Selefi görüşü üzere olduğunu iddia edenler hata içinde bu konuda. Enes radıyallahu anh “Ey Allah’ın Resûlü bana kıyamet gününde şefâat eder misin?” deyince, Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem: “Allah izin verirse ederim.”

Enes radıyallahu anh’ın dışında başka sahâbeler de şefâat talep etmişlerdir. Sevad b. Karîb radıyallahu anh, Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem önünde şu şiiri söylemiştir.

Şehadet ediyorum ki Allah’tan başka Rab yoktur.

Ve sen görünmeyen her tehlikeden güven içindesin.

Sen Peygamberlerden Allah’a vesile kılınmaya

En layık olanısın,

Ey şerefli insanların oğlu,

Senden başka hiçbir şefâatçinin şefâatinin geçmediği o günde

Sevad b. Karîb’e de şefâat eyle.

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem onun şefâat talebinde bulunmasına engel olmamış, dolayısıyla dediklerini ikrar etmiştir.

“Allah’ım, beni peygamberinin ve salih kullarının şefâatine nâil et!” diye dua etmeyi caiz görenler: Doğrudan “Şefâat ya Resûlallah” diyerek Peygamberimizden şefâat istemenin şirk olacağını söylemişlerdi. Halbuki yukarıda geçen hadislerde olduğu gibi Enes radıyallahu anh ve Sevad b. Karîb gibi birçok sahâbe bu ve buna benzer Peygamberimizden sallallahu aleyhi ve sellem şefâat taleplerinde bulunmuşlardır. Peygamberimiz hiçbi-rini şirk ile itham etmemiştir.

Resûlullah’ın Vefatından Sonra Kendisinden Şefaat İstemek:

Hazreti Ebu Bekir radıyallahu anh, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in vefât haberini duyar duymaz, hemen geldi, Resûlullah’ı alnından öptü ve: “Babam ve anam sana fedâ olsun ya Rasûlallah! Ölümünde de yaşamındaki kadar güzelsin. Senin ölümünle peygamberlik son bulmuştur. Şânın ve şerefin o kadar büyük ki, üzerinde ağlamaktan münezzehsin.

“Yâ Muhammed, Rabbinin katında bizi unutma; hatırında olalım!” dedi. Sonra dışarı çıkıp Ömer’i susturdu ve: “Ey insanlar, Allah birdir, O’ndan başka ilâh yoktur, Muhammed O’nun kulu ve elçisidir. Allah apaçık ha-kikattir. Muhammed’e kulluk eden varsa, bilsin ki o ölmüştür.

Hazreti Ebû Bekir’in, Hazreti Peygamber vefat edince, alnını öptük-ten sonra “Allah katında bizleri de an” diyerek ona hitap etmesi, ölüden dua ve şefâat istemenin caiz olduğunu kanıtlayıcı mahiyettedir.

“Şefâat Ya Resûlllah” diyerek Peygamberimizden şefâat isteyen kişi “Ya Resûlellah sana şefâat etme yetkisi verilecek, o zaman beni de unutma” demek istiyor. Hazreti Ebû Bekir’in Allah katında bizleri de an demesi gibi.

Mâlik ed-Dâr anlatıyor: “Hazreti Ömer radıyallahu anh devrinde halk şiddetli bir kıtlığa maruz kalmıştı. Derken bir adam Peygamber’in sallallahu aleyhi ve sellem kabrine gelerek: Ya Resûlullah! Ümmetin için yağmur yağmasını iste! Zira onlar helak oldular! dedi. Bunun üzerine rüyasında adama şöyle denildi: Ömer’e git, ona selâm götür, halkın suya kavuşacağını haber ver ve ona şunu söyle:

“Senin vazifen, iyi muamelede bulunmak, dengeli ve güzel hareket etmek¬tir.” Adam derhal giderek durumu Hazreti Ömer’e bildirdi. Bunun üzerine Ömer radıyallahu anh ağladı ve sonra da: Rabbim! Üstesinden gelemediğim şeyler hariç, çaba sarfetmekten geri durmuyor ve elimden geleni yapıyorum!” dedi.

İbn Hacer, İbn Ebî Şeybe’nin (v. 235/849) rivâyet ettiği bu hadisin is-nadının sahih olduğunu zikretmektedir. Hadis, aynı isnadla Beyhakî (v. 458/1065) ve İbn Asâkir (v. 571/1175) tarafından da rivâyet edilmektedir.

Bu hadisin her iki tarafa göre tahriçi itirazlara verilen cevaplar bu kitabtaki 5. hadiste yapılmıştır. Orada da göreceğiniz gibi Elbanî’nin zayıf-latmak için ravi hakkında yanlış bilgi verme, okyucuyu yanıltıcı beyanları ilmî kaynaklarca tesbit edildiğini görünce, hadisin sahih olduğuna şahit olacaksınız. Yapılan münazaralar sonucunda karşı taraf da hadisin sahih olduğunu kabul etmiştir.

Sahabe “Ya Resûlullah! Allah Celle Celâluhû den ümmetin için yağmur yağmasını iste.” diyerek kabirdeki Resûlullah’a (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) seslenip ümmeti için dua etmesini istemişken.

Bir Müslüman Resulullah’ın kabrine giderek “Ey Allah’ın Resûlü, Allah’a dua et, beni şefaatine nail olanlardan kılsın!” diyebilir.

“Kabrimi bayram yerine çevirmeyiniz. Bana salât-ü selâm getiriniz. Çünkü salât-ü selâm nerede olursanız olun bana ulaşır.” (Ebû Dâvud, sahih senetle rivayet etmiştir.

Bir kimse: Esselatu vesselamü Aleyke ya Resulallah Şefaat ya Resulallah (benim için Allahu tealadan kusurlarımın bağışlanmasını af ve iyiliğe kavuşmamı ister misin? Nitekim senin böyle bir yetkin vardır.” dese ne olur? Allah Celle Celâluhû salâtının ulaşacağını bildiriyor. Salata eklenen o isteğin ulaşmayacağına dair bir deliliniz var mı? Yok!

İbnü’l-Kayyim el-Cevziyye Kitâbu’r-Ruh’u sayfa 108 de

Ebu Ömer b. Abd’ül-Ber der ki: “Rasulluh’tan geldiğine göre, otuz ayetli bir sure, kendisini ezbere bilip okuyan kimse affedilene kadar şefaat eder” buyurmaktadır. Yani Mülk suresi.

İbni Teymiyye’nin talebelerinden İmam Zehebî’nin şu yazısını da ha-tırlayalım: İmam et-Tebarânî ile kendisi gibi hadis imamı olan Ebû Bekr b. Mukrî ve Ebû’ş-Şeyh, Medine’de bulundukları zamanlardan birinde, açlık içinde geçen birkaç günün sonunda Ebû Bekr b. Mukrî, “kabr-i saadet”e giderek, “Ey Ellah’ın Resûlü! Açlık bizi perişan etti!” diye serzenişte bulunur.

Medine’de oturanlardan birisi aynı günün akşamı kapılarını çalar ve “Bizi Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e şikâyet etmişsiniz. Rüyama geldi ve size yardım etmemi emir buyurdu” diyerek elindeki yiye-cek dolu sepeti kendilerine verir.

Selefi görüşü üzere olduğunu idda edenler şöyle diyorlardı:

Ölmüş peygamberden de bir şey istemek şirktir. Seleften hiçbir kimse vefatlarından sonra peygamberler ve sâlihlerden dua, şefâat ve istiğfar talep etmemiştir, diyorlardı. Yukarda gösterdimiz delillerde de görüleceği gibi, Selefi görüşü üzere oldu¬ğunu iddia edenlerin şirk dedikleri, şirk olarak yorumladıkları, anladıklarını Sahabeler istemiş, vesile kılmış. Şimdi ne olacak? Sahabeler şirk mi işlemiş oldu?! Elbetteki hayır. Konuyu yanlış yorumlayan, yanlış hüküm veren Selefi görüşü üzere olduğunu iddia edenlerin görüşlerinin yanlış olduğu açıkca anlaşılır.

İTİRAZ:

“Şefaat Ya rasulullah” dediğinizde; Peygamberimize dua ederek “Bana şefaat eyle” demiş olduğunuzun farkında bile değilsiniz. Halbuki dua yanlız Allah’a c.c. yapılır. Eğer direkt olarak Allah’tan başkasından dua ile istekte bulunulursa bu şirk olur.

Ya Muhammed, Yetiş ya Abdulkadir Geylani gibi seslenmeler, istekler gibi.

Bu isterse Peygambere olsun. Hadîste ise الدُّعَاءُ هُوَ الْعِبَادَةُ/duâ ibâdetin ta kendisidir buyruluyor. Şefaat ya resülallah demekte sadece ibâdet etmektedir. Çünkü mâdem ki ibâdet sadece Allah Celle Celâlühû’ya olur ve Ondan başkasına ibâdet etmek şirk olur.

CEVAP:

İbn Teymiyye’nin talebesi Hafız b. Kesîr’in naklettiğine göre, Yemâme vakasında Müslümanların şiârı “Ya Muhammed!” sözleriydi.

Ya Muhammedâhu! Buradaki “ya” nida harfi olup, “ey” demektir. Muhammed kelimesi münâdâdır. Yani kendisine seslenilen kişidir. Münâdâdan sonra gelen elife, elifi istiğase/medet isteme elifi derler. Dolayısıyla bu kelimeden çıkan mana: “Ey Muhammed imdadıma yetiş, bize yardım et!” olur.

Heysem bin Haneş Radıyallâhu Anh Haberi

Heysem’in şöyle dediği rivâyet edildi:

Abdullah ibnü Ömer radıyallâhu anhümâ’nın yanındaydık. Ayağı uyuş-muştu. Birisi O’na, en sevdiğin insanı zikret dedi. O da Yâ Muhammed!… dedi. Sanki bağdan çözülmüştü.

Bu rivâyeti, İmâm Buhârî de, el-Edebu’l-Müfred’inde, Ebû Nüaym, Süfyân, Ebû İshâk ve Abdurrahmân İbn-i Sa’d yoluyla rivâyet etmiştir.

Mühim olan husûs bunun Buhârî ve Hâfız İbnü’s-Sünnî tarafından İs-lâmî bir edeb olarak kabûl edilmesi ve kitâblarına alınmasıdır. Hattâ İbnü Teymiyye bile şirk görülmeyip el-Kelimu’t-Tayyib isimli (Güzel kelime) isimli kitabında nerelerde sünnete uygun, nasıl duâ edeceğimizi göstermek için yazdığı esere almasıdır. Ğâib bir kulu çağırarak istiğase ve tevessül eden şu imâmlardan han¬gisini şirkle suçlayacaksınız?!

İbn Abbâs radıyallahu anh’dan rivâyet edilen bir hadis-i şerifte, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Şüphesiz ki Allahu Teâlâ’nın, hafaza meleklerinin dışında yeryüzünde melekleri vardır ki, ağaç yapraklarından düşenleri yazarlar.

Sizin birinize, çöl arazisinde bir aksaklık isabet ederse, “Ey Allah’ın kulları! (Bana) yardım edin!” diye seslensin.”

Namaz kılan kişi her iki rekâtta bir defa Tahiyyat duasını okur.

Yani günde 40 rekât namaz kılan kişi 20’den fazla et-Tahiyyat okur. Günde 20’den fazla السلام عليك أيها النبي “Ey Peygamber sana selam ol-sun”, diyor. Yani Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem’e nida etmektedir. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem vefat etmiş olmasına rağ-men, kendisine nida edilmektedir.

Eğer Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in vefatından sonra ya da kendi gıyabında O’na nida etmek şirk olsaydı, insanı dinden çıkarsaydı, namaz kılan insanın günde 20’den fazla dinden çıkması gerekirdi.

Resulullah sallallahu aleyhi ve selem’in vefatından sonra yukarıda gectiği üzere ya Muhammed diye seslenip yardım uman sahabe, tabiinin bu tür istekleri şirk olmalıydı. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve selem) Allah ( Celle Celâluhû ) ya değil boşluğa gayıpa Ey Allah’ın kulları! (Bana) yardım edin!” diye seslensin.” Diyerek yardım istememizi söylemesi şirk türü bir tavsiye olması gerekirdi. Hâlbuki sahabe ve Resulullah için bunları hâşâ söylemek bir yana düşünmek bile mümkün değil.

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve selem) sahabe ve tabiin in bu istekleri şirk olmayacağına göre, o zaman ayetleri ve hadisleri yanlış yorumlayan, anlayan Selefi görüşü üzere olduğunu idda edenlerin hatalı olduğu anlaşıl-maktadır.

İTİRAZ:

İstiğase/meded ve yardım isteme bir tür duâdır. Hadîsde ise الدُّعَاءُ هُوَ الْعِبَادَةُ/duâ ibâdetin ta kendisidir buyruluyor. Bir Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem veya bir velî ile istiğase eden, o istiğase ile ona sadece ibâdet et-mektedir. Çünkü mâdem ki ibâdet sadece Allah celle celâlühû’ya olur ve ondan başkasına ibâdet etmek şirk olur, Allah celle celâlühû’dan başkası ile istiğase eden de müşrik olur.

CEVAP:

Duâ İbâdetin Tâ Kendisidir Hadîsini Tahlîli

Bir: Hadîsteki َ;هُو=/َ(hüve)zamiri, zamir-i fasl’dır ki bu, yalnızca müsnedi müsnedün ileyh üzerine kasretmeyi ifâde eder. Yani, “ibâdettir” Müsned’i (isnâd edilen, dayandırılan hükmü) “duâ” müsnedün ileyhine (kendisine hüküm isnâd edilen, dayandırılana) kasredilir/onunla sınırlandırılır.

İki: Haberin ma’rife getirilmesi de aynı hükmü ifâde eder. El-Miftah sâhibi Sekkâkî böyle söylemiştir. Âlimlerin çoğunluğu da bu görüştedir. Yani bu takdîrde ma’nâ, ibâdet duâdan ibârettir, başka bir şey değildir, demek olur.Meselâ: اَللهُ هُوَ الرَّزَاقُ=/”Allahu Hüve’r-Rezzâku” sözümüz, Rezzâk olan Allah celle celâ lühû’dur, başkası değildir, demek olur. Buna göre; الدُّعَاءُ هُوَ الْعِبَادَةُ=/”ed-duâu hüve’l-ibâdetü” hadîsi ibâdetin duâdan ibâret olduğunu gösteriyor (yani duânın bir türüdür.) Böylece hadîsten kas-tedilen İbâdet duâdan başka bir şey olmadığı demek olur ki, bundan, ibâdetin duâ ile sınırlı olduğu anlaşılır; ama her duânın ibâdet olduğu anlaşılmaz.

Daha açığı, her ibâdet duâdan başka birşey değildir, ama, her duâ da ibâdet demek değildir. Bu nokta anlaşıldıysa,

Üç: Şefaati duâ demektir diyenler için hadîsde (Mü’minleri şirkle suçlamak için) hiçbir delîl yoktur. Zîrâ şefaatin ’nin birçeşit duâ/çağırmaolması takdîrinde ibâdet olması gerekmez. Nitekim açık olan da budur. Çünkü duâ/çağırma bazen ibâdet olmayabilir.

Dört: Nitekim İmâm Süyûtî Mu’terekü’l-Akrânında, duâ’nın, ibâdet, yardım istemek, suâl (istemek), söz, nidâ (ses-lenme) ve isimlendirmek, ismiyle çağırma ma’nâlarına geldiğini âyetlerle îzâh ediyor:

Bir İbâdet “Allahın dışında sana fayda ve zarar vermeyecek şeylere duâ/ibâdet etme.”

İki İstiâne/yardım İstemek. ;اُدْعُوا=/ud’û “Şâhidlerinizi (yardıma) çağırın.” Herhâlde Allah Teâlâ şâhidlerinize ibâdet edin demiyordur. Allah akıl versin.

Üç Suâl/istek.;اُدْعُونِي=/Ud’ûnî)“Benden isteyin, size icâbet ede-yim.” أَسْتَجِبْ لَكُمْ=/Estecib lekü/Ka bûl edeyim ifâdesinden anlaşılan tekâbul karînesiyle anlaşılıyor ki, ud’ûnî lafzı benden isteyin demektir.

Dört Kavl/söz. ;دَعْوٰيهُمْ=/Da’vâhum/“Oradaki duâları/sözleri, ‘Allah’ım! Seni tesbîh ederiz’dir”

Beş Nidâ/seslenme. ;يَدْعُوكُمْ=/yed’ûküm/“(Allah’ın) size sesleneceği günde..”

Her hâlde, -hâşâ- Allah’ın size ibâdet edeceği günde.. demiyordur.. Allah ilim ve idrâk versin…

Altı Tesmiye/isimlendirme /ismiyle çağırmak.;دُعَاءَالرَّسُولِ=/Düâe’r-Resûli/“Ara nızda Resûl’e, duâyı/hitâbda bulunmayı/O’nu ismiyle çağırmayı, bibirinize yaptığınız hitâb gibi yapmayın.”

Her hâlde, Allah, Resûl’e yaptığınız ibâdeti, kiminizin kiminize olan ibâdeti gibi yapmayın dememiştir. Allah îmân ve hidâyet versin…

Ebû’l-Bekâ da Külliyyât’ında benzer şeyleri söylüyor: Râğıb El-İsfehâni, el-Müfredat’ında duânın, nidâ(çağırma), isimlendirme, is-teme, birşeye yönelmeye teşvik, rıf’at, tenvîh ve taleb ma’nâlarına geldiğini söylüyor. Keşşaf sâhibi Zemahşerî’nin kanaatine göre, haberin ma’rife olması Müsned’in (burada ibâdetin) Müsnedün ileyh’e (burada da duâya) kasrını ifâde ettiği gibi bazen de Müsnedün ileyhin Müsned’e kasrını ifâde eder. Buna göre, Eğer bu hadîste Müsnedün ileyhi (ibâdeti) Müsned’e (duâya) kasr edersek (onunla sınırlı tutarsak), bunların istiğase ibâdettir zırva hükümlerine bu hadîsi delîl gösterebilmeleri için ;الدُّعاَءُ=/ed-duâu lafzındaki ;ال=/elif lâm’ın cins veya istiğrak (bütün duâları içine alacak duâ) ma’nâsında olması lâzım gelir.

Hâlbuki buradaki;ال=/elif lâm cins veya istiğrak ma’nâsında değildir. Bunun böyle olduğunun bürhânlarının birincisi de imâmların getirdiği yuka-rıdaki âyetlerdir. Ayrıca, bir aklî burhan daha vardır ki, o da şudur: Şâyet buradaki ;ال=/elif lâmın cins veya istiğrak ma’nâsı ifâde ettiğini söylersek, yani her bir duâ ibâdettir dersek, Ey Falancı bana şunu ver sözü de bir duâ/çağırma ihtiva ettiğinden ibâdet, dolayısıyla da şirk olacaktı.

Eğer, ey falanca! Bana şunu ver’deki çağırmayı (duâyı) ibâdetin dı-şında bırakıyorlarsa, bu ال = elif lâm’in cins veya istiğrak ma’nâsında olmadığını söylüyorlar ki, bu takdirde, hadîste onlar için bir delîl kalmıyor.

Şu hâlde hadîsteki ;ال=/elif lâm ahd/bilinirlik, belirlilik ma’nâ-sı için-dir. Yanibilinen belli bir duâ/çağırma, ibâdettir. Böylece, hadîste anlatılan duâ, bilinen belli bir duâ olmuş oluyorki, o da, Allah celle celâluhû’ya ya-pılan duâdır. Yani, Allah Celle Celâluhû’ya (veya ilâhlık pâyesi verilenlere) yapılan duâ ibâdet-lerin en büyüklerindendir demek olur. Bu Hacc, Ara-fat(ta vakfe yapmak)dır hadîsi gibidir. Yani, vakfe hacda en büyük rükündür demeye benzer. Hadîste geçen (ve ibâdet olduğu söylenen) duâ’nın, her duâ değil de Allah celle celâluhû’ya yapılan duâ olduğunu birçok luğatçı da tahkik etmişlerdir.

İbnü Rüşd ve el-Karâfî Şerhu’t-Tenkîh’te açıkca şöyle söylemişlerdir: Suâl, talebin kısımlarındandır. Bu, aşağıdakinin yukarıdakinden istemesidir. Bu suâl (istek), Allah celle celâluhû’dan olunca, duâ diye isimlendirilir. Allah celle celâlühû’dan başkasından olan isteklere duâ denmez. (Ama Allah Celle Celâluhû’dan başkasına yapılan bazı ibâdetlere, duâdır denilebilir.)

KAYNAKLAR;

Buhârî (no: 5705); Müslim (no: 220/375) İbn Abbâs radıyallahu anh’dan.

Tirmizî bu hadisi “Sünen” de “kıyametin özellikleri” kitabının “sırat hakkında varit olanlar” babında zikretmiştir ve “hasen” kabul etmiştir.

el-Beyhakî Delâilü’n-Nübüvve’de, İbn Abdilberr “el-İstiâb’ta nakletmişler. İbn Hacer de Sahih Buhârî Şerhi, “Fethu’l-Bârî” VII, 18’de Hazreti Ömer’in Müslüman olması başlığı altında zikretmiştir

İbn Hişâm, es-Sire, IV, 335; Taberî, Târih, III, 197,198.

İbn Ebî Şeybe, el-Musannef, VII, 482-483; İbn Abdilber, el-İstiab, II, 464; Halilî, el-İrşad, I, 313-314; el-Beyhakî, Delâil, VII, 47.

İbn Hacer, Fethu’l-Bari, II, 495.

İbn Asakir, Tarihu Medineti Dımaşk (tercemetü Ömer b. el-Hattâb), LIII, 294.

Ebû Davud “Kitabu’l-Menasik” 2042; Ahmed b. Hanbel ve Nesri, İhsan Özkes, İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyazu’s-Sâlihîn Tercüme

Ahmed B. Hanbel, Sünen’ül-Erbea müellifler: İbni Hibban ve Hakim rivayet etmiştir. Sahihü’l-cami’de (2087)Hadis hasen kabul edilmektedir. bkz. İbni Kesir Tefsir’i, c.4, s. 395. İbnü’l-Kayyim el-Cevziyye, Kitâbu’r-Ruh, s. 108. İz Yayıncılık.1993

ez-Zehebî, Siyeru A’lâmi’n-Nübelâ, XVI, 400-401.

el-Bidâye ve’n-Nihâye, VI, 324.

İbnu’s-Sünnî, Hadîsi İbnu Teymiyye, el-Kelimu’t-Tayyib isimli kitabına almıştır: 131

Benzer bir rivâyeti İbnü’s-Sünnî’nin Amelü’l-Yevm vel-Leyle’sinin Ta’lîki:55, Abdulkadir el-Arnavut, El-Kelimu’t-Tayyib Ta’lîk’ı:131

İbn Hacer, Muhtasaru Zevâidi’l-Bezzâr, (no: 2128), II, 420.

Süyûtî, Mu’terekü’l-Akrân, 2/175

Yûnus: 106

Bakara: 23

Ğâfir: 60

Yûnus: 10

İsrâ: 52

Nûr: 63

Yûnus:106

Bakara: 23

Ğâfir: 60

Yûnus: 10

İsrâ: 52

Nûr: 63

Ebû’l-Bekâ, Külliyât: 447

Râğıb El-İsfehâni, el-Müfredât: 169-170