Resûl-i Ekrem’in Sünneti

Resûl-i Ekrem’in Sünneti

Bu fasılda; sahabe, tabiîn ve diğer İslâm âlimlerinin Peygamber Efendimiz’in sünnetine tâbi olma ve onun yolunca gitme konusundaki görüşleri ele alıncaktır.

Halici ibni Esîd ailesinden biri, Abdullah ibni Ömer radıyallahu anhümâya:

“Ey Ebû Abdirrahmân! Kur’ân-ı Kerîm’de korku namazını ve seferde olmadığımız zaman nasıl namaz kılacağımız hakkında âyet buluyoruz da, sefer namazını kısaltarak kılacağımıza dâir âyet bulamıyoruz.” dedi. Bunun üzerine İbni Ömer ona:

“Bak yeğenim!” dedi. “Biz din konusunda bir şey bilmezken, Allah Teâlâ bize Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemi peygamber olarak gönderdi. Peygamberimiz’i neyi, nasıl yaparken görmüşsek, biz onu öylece yaparız.”(1)

Ashâb-ı kirâmdan Ya’lâ bin Ümeyye diyor ki: “Hz.

Ömer’e, Allah Teâlâ Kuranda ‘Yolculuğa çıktığınız zaman, kâfirlerin size saldıracağından korkarsanız, namazlarınızı kısaltmanızda bir günah yoktur’(2) buyuruyor.

Şimdi insanlar güven içindedir. Öyleyse seferde namazı niçin kısaltarak kılıyoruz?” diye sordum. Ömer bana şu cevabı verdi: “Senin merak ettiğini vaktiyle ben de merak ettim ve bunu Resûlullah sallallahu aleyhi ve selleme sordum. Bana şöyle buyurdu: “Bu, Allah’ın size verdiği bir sadakadır. Onun için de Allah’ın sadakasını kabul ediniz.”(3) Allah’ın sadakasını kabul etmemek olmaz. İşte bu sebeple dört rekatlı farzları ikişer rekat olarak kılmamak, Ebû Hanîfe hazretlerinin dediği gibi mekrûhtur.

Halîfe Ömer ibni Abdilazîz (4) (v. 101/719) şöyle demiştir:

“Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ile ondan sonraki yöneticiler birtakım sünnetler ve güzel âdetler ortaya koydular. Onların ortaya koyduğu bu sünnetleri ve güzel âdetleri uygulamak Allah’ın Kitâb’nı tasdik,Allah’a itâat ve O’nun dinini desteklemek demektir. Hiçbir kitap, bu sünnetleri ve güzel âdetleri herhangi bir şekilde değiştirmeye hakkı yoktur. Onlara aykırı davrananların görüşleri kesinlikle benimsenemez. Resülullah’ın ve Hulefâ-i Râşidîn’in sünnetlerine uyanlar doğru yoldadır. Bu sünnetlere tutunanlar, hedeflerine ulaşır. Bu sünnetlere aykın davranan ve mü’minlerin yolundan başka bir yol tutanları Allah bu kötü tercihleriyle başbaşa bırakır ve onları Cehennem’e sokar, Cehennem varılacak ne kötü bir yerdir!”(4)

Ömer ibni Abdilazîz’in bu değerli sözündeki bazı ifâledeleri biraz açalım: Önce “Hulefâ-i Râşidîn’in sünneti”nden söz etmektedir. Hulefâ-i Râşidîn in sünneti, onların Kur an ve hadisin rûhuna uygun uygulamaları demektir. Hz. Ömer’in topluca terâvih namazı kılma âdetini başlatması, Hz. Osmân’ın Mushaf yazılmasını emredip, yazılan Kur’ân-ı Kerîm nüshalarını bazı şehirlere göndermesi gibi uygulamalar onların sünnetleri ve güzel âdetleridir.

Halîfe hazretleri, Resûlullah’ın ortaya koyduğu sünnetleri ve güzel âdetleri uygulamanın Allah’ın Kitâb’ını tasdik etmek, Allah’a itâat etmek ve O’nun dinini desteklemek olduğunu söylemektedir. Allah Teâlâ: “Peygamber size neyi emrettiyse ona uyun.”(5) buyurduğuna göre, Peygamber’in emrettiğini yapmak, Allah’ın kitâbını tasdik etmektir. Çünkü Allah Teâlâ: “Peygambere itâat eden, Allaha itâat etmiş olur.”(6) buyurmaktadır. Raşid halîfeler ise Resûlullah’tan görüp duyduklarını uygular, Allahın Kitâbına, Peygamber’in sünnetine ayrı bir şey yapmazlardı.

Ömer ibni Abdülazîz, Resûlullah’ın ve onun Râşid îfelerinin sünnetlerine aykırı davrananların, müminlerin yolundan ayrılmış olacağını söylerken şu ayet-i kerîmeye işaret etmektedir: “Doğru yol kendilerine besbelli olduktan sonra Peygamber’e karşı çıkan ve muminlerin yolundan başka bir yol tutan kimseyi bu kötü tercihiyle başbaşa bırakır ve Cehenneme sokarız.Cehennem ise varılacak ne kötü bir yerdir!”(7)

Tabiîn âlimlerinden Hasan-ı Basrî şöyle demiştir: “Sünnete uygun az amel, sünnete uymayan çok amelden hayırlıdır.” (8)

Tabiîn muhaddislerinden îbni Şihâb ez-Zührî (v. 124/742), ilim ehlinden bazı şahsiyetlerin “Sünnete sanlmak kurtuluş vesilesidir.” dediğini rivayet etmiştir.(9)

KAYNAKLAR:

1. Mâlik, Muvatta, Kasru’s-salât fi’s-sefer 7; Nesâî, Taksîru’s-salât (giriş); İbni Mâce, İkâmet 73, nr. 1066.

2. Nisâ 4/101.

3. Müslim, Müsâfirîn 4, nr. 686; Ebû Dâvûd, Salâtü’s-sefer 1, nr, 1199.

4. Abdullah ibni Ahmed ibni Hanbel, es-Sünne (Kahtânî), I, 357.

5. Abdürrezzâk, el-Musannef (A‘zamî), XI, 291 (Ma’mer ibni Râşid, el-Câmi’, XI, 291, nr. 20568). Elbânî, bu sözün Hasan-ı Basrî’ye ait olduğuna dâir rivayetin sahîh; ancak onun Resûl-i Ekrem’in hadisi olduğuna dâir rivâyetin ise zayıf olduğunu söylemektedir (Elbânî, Silsiletü’l-ehâdîsi’z-za’îfe ve’l-mevzua, VIII, 393-394, nr. 3917 ).

6. Dârimî, Mukaddime 16, nr. 97.

7. Nisâ 4/115.

8. Abdürrezzâk, el-Musannef (A‘zamî), XI, 291 (Ma’mer ibni Râşid, el-Câmi’, XI, 291, nr. 20568). Elbânî, bu sözün Hasan-ı Basrî’ye ait olduğuna dâir rivayetin sahîh; ancak onun Resûl-i Ekrem’in hadisi olduğuna dâir rivâyetin ise zayıf olduğunu söylemektedir (Elbânî, Silsiletü’l-ehâdîsi’z-za’îfe ve’l-mevzua, VIII, 393-394, nr. 3917 ).

9. Dârimî, Mukaddime 16, nr. 97.