Rahman

Rahman

er-Rahmân | ya Rahmân

Rahman : Esirgeyen, bütün canlılara nimet veren

Cenab-ı Hak buyuruyor:
Senden önce gönderdiğimiz elçilerimizden sor: Biz, Rahmanın dışında tapılacak birtakım ilahlar kıldıkmı?” (Zuhruf, 45)

Bu sıfat dünyada hem müminlere ve hem de kafirlere şamildir. Çünkü Allah dünyada mümine ve kafire rızık veriyor, hiç birisini ayırt etmiyor.

Rızıkları, ihtiyaçları ve her türlü iyilikleri ihsan husunda rahmetini mahlukatından hiç esirgemeyen anlamında olan Rahman, Rahim isminden daha geniş kapsamlı bir mana ifade eder.

Rahmân, Yüce Allah’ın hem ismi hem de sıfatıdır. Bu isim, Allah lafzına bağlı olarak zikredildiğinde sıfat anlamındadır. Ancak Kur’an’da bu şekilde değil, özel isim olarak kullanılmıştır. Bu isim sadece Allah’a has özel isimlerden olduğu için daha çok bir isme bağlı olarak değil; yalnız zikredilmesi hoş karşılanmıştır. Rahman’ın bu şekilde kullanılması O’nun Rahman sıfatına ters gelmez. Çünkü Allah ismi de uluhiyet sıfatına delalet ettiği halde hiç bir zaman başka sına ait bir sıfat olarak zikredilmemiştir.

Kur’an’ın ilk ayeti olan Besmeledeki Rahman ve Rahim sıfatları arasındaki fark, Allah teala, Dünyanın Rahmanı ve Ahiretin Rahimidir cümlesinde veciz bir şekilde dile getirilmektedir. Rahman vasfı gereği Cenab-ı Hakk, dünyada bütün canlılara, mümin-kafir ayırımı yapmaksızın bütün insanlara, şefkat ve merhametle davranmayı kendi nefsine farz kılmıştır.

Yüce Allah bir kudsi hadiste şöyle buyurur: “Rahmetim gazabımı geçmiştir.”

Tenbih : Kul, önce Allah’ın gafil kullarına merhamet edip onları olanca güçleriyle onları Allah yoluna vaaz ve nasihat etmek suretiyle çevirmeye çalışmalıdırlar. Bu konuda şiddet yolundan ziyade yumuşaklık ve şefkat yollarını tercih etmelidir. Asilere de merhamet gözü ile bakmalı, eziyet ve zulüm nazarı ile bakmamalıdır.

Müminin başlıca gayesi, insanlardan ortaya çıkan her mâsiyet sanki kendi nefsinden ortaya çıkıyormuş gibi, o masiyeti onlardan bertaraf etmeye olanca gücüyle çalışmalı ve bu suretle onları Allah’ın gazabına uğramaktan kurtarmak olmalıdır.

İhlasla “Yâ Rahman” diye bir müslüman bu isme devam etse, kalbi yumuşar, zalimlerden emin olur, maddi ve manevi nimetlere nâil olur.


MA’SİYYET (Mâsiyet): İtâatsizlik, isyân. Günâh olan işler, Allahü teâlânın beğenmediği şeyler; Allahü teâlânın emrettiği şeyi yapmamak veya yasak ettiğini yapmak, haramlar. Allahü teâlânın yasak ettiği şeyler, günahlar.

Ma’siyet, insanı küfre sürükler.

Nefse sükûnet ve kalbe ferahlık veren iş, iyi iştir. Nefsi azdıran, kalbe heyecan veren iş ma’siyettir.

İyiler de, kötüler de, iyilik yapar. Fakat yalnız iyiler, ma’siyetten sakınır. (İmâm-ı Rabbânî)

Ma’siyet yapınca, hemen tövbe etmelidir. Gizli işlenen günâhın tövbesi gizli, açık işlenen günâhın tövbesi de açık olur. (Ma’sûm-i Fârûkî)

Ma’siyete tövbe etmemek, bu günâhı yapmaktan daha kötüdür. (Ca’fer bin Sinân)

İnsanın günâhından korkması, tâat; korkmaması ise, ma’siyettir. En büyük günâh, bir ma’siyetin ma’siyet olduğunu bilmemektir. Bundan daha kötüsü, ma’siyet olan bir şeyi, tâat, Allahü teâlânın beğendiği şey olarak bilmektir. Onun için dînî bilgileri lâzım olduğu kadar mutlaka öğrenmelidir. (Ahmed bin Âsım Antâkî)


 

 

Diğer Bölüm…

Ezelde bütün yaratılmışlar hakkında hayır ve rahmet irâde buyuran, sevdiğini, sevmediğini ayırdetmiyerektekmil mahlukatını sayısız nimetlere müstağrak kılan.

Bu ism-i şerif rahmetten sıfat manası ifade ederse de, ism-i has olarak kullanılmış ve Lafza-i Celal gibi Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’nden başkasına söylenmemiştir. Rabbimizin (CC) “Rahmân” ismi Kur’an-ı Kerim’de 57 defa tekrarlanmıştır.

Allah’ın (CC) pek merhametli, çok rahmet sahibi olması anlamlarına gelen bir sıfat ismidir. Sıfat ismi olmakla beraber, bu ismin Allah’tan (CC) başkasına verilmesi uygun görülmez. “Çok rahmet sahibi, gayet merhametli ve sonsuz rahmeti bulunan” diye tefsir edilip açıklanabilirse de, yalnız yüce Allah’ın (CC) özel bir ismi olduğundan dolayı tam anlamıyla tercüme edilemez. Dilimizde onun tam karşılığı olan bir kelime yoktur. “Esirgeyici” olarak tercüme edilmesi de doğru değildir. Dolayısıyla bu anlam Rahmân (CC) isminin tercümesi olamaz. “Acıyan” diye tercüme edilmesi de onun tam anlamını vermekten uzaktır. Çünkü kuru bir acıma merhamet değildir. Bilindiği gibi, merhamet acıyı giderip yerine sevinç ve iyiliği getirmektir. Bu itibarla merhametli sözcüğünden anladığımız anlamı, diğerlerinden anlayamayız. Rahmân (CC), “pek merhametli” şeklinde eksik olarak tefsir edilebilirse de tercüme edilemez. Yüce Allah’ın (CC) rahmeti, sadece bir iyilik duygusundan ibâret değildir. O’nun (CC) rahmeti, insanlara iyilik dilemesi ve sayılamayacak kadar nimetler vermesidir. O halde “Rahmân” (CC) ismini böylece bilmek ve anlamak gerekir. Her gün karşılaştığımız ve içinde bulunduğumuz nimetler, aslında bize Rahmân’ın (CC) en güzel açıklamasıdır.

Rahmet veya merhametin manası, kalb yufkalığıdır. Sevdiklerimizden veya tanıdıklarımızdan birinin veya her hangi bir mahlukun sıkıntı ve ızdırap içine düşmüş olduğunu öğrenince içimizde bir üzüntü duyar ve onun haline acırız. İşte merhamet, kalbimizde böyle bir teessür ile başlar, bu teessürün tazyiki ile o zavallıyı sıkıntıdan kurtardığımız zaman, sona erer. Sade acımak kafi değildir. Acıyı giderip ferahlık vermeye muktedir olmak da lazımdır. Filanca merhametlidir demek, acınacak hadiseler karşısında müteessir olur, kederlenir demektir. Eğer o acıyı gidermeğe gücü yoksa, sade kederlenmekle kalır, başkaca bir yardım yapmak elinden gelmez. Bu hal ile noksan bir merhamettir. Amma falanca merhametlidir, düşkünlere el uzatır, onlara yardım etmekten, iyilik yapmaktan zevk alır, demek, merhamet ma’nasının tam bir ifadesidir. Şu halde merhamet, iyilik yapmağı istemek ve yeri gelince yapabilmek… Asıl makbul olan ve herkesin sevdiği ve övdüğü meziyet budur. Bu ifadeye göre merhametde bir teessür ve infial vardır.

Halbuki Allah-ü Teala (CC) Hz.leri infial ve tegayyürden münezzehdir. Çünkü bu haller mahluk şanıdır. Onun için er-Rahmân İsm-i Şerifi “İrade-i hayr” manası ile tefsir edilmiştir. İrade bir infial değil, belki bir işi yapmak veya yapmamak şıklarından birini tercih etmek demektir.
İrade-i Hayr ne demektir? Ezelde henüz mahlukat yaradılmamışken Allah-ü Teala (CC) Hz.leri yaratacağı bu mahlukat hakkında önünden sonuna kadar, rahmet veya gazabından her hangi biri ile muamele yapmağa müsavi surette kadir bulunduğu ve bunlardan her hangi birinin tercihinde “Niçin onu tercih ettin?” diye O’na (CC) bir sual açacak üstün bir kuvvet bulunmadığı halde, bizzat kendisi -lütuf ve ihsan yolu ile- bütün mahlukatı hakkında rahmeti tercih ve iltizam edip, onu kendi zat-ı mukaddesine bil ihtiyar vacib kıldı. Rahmeti, ahlak edindi. Bundan dolayı Allah-ü Teala (CC) Hz.leri tarafından mahlukata ilk tecelli eden hüküm ve tesir rahmetten ibaret olmuştur.

Rahmetin zıddı olan gadab, baştan ve birinci olarak ahlak-ı İlahi’nin muktezası değildir. Belki halkın isyanı ve verilen nimetleri kendi istekleri ile kötüye kullanmaları neticesi olarak, ikinci derecede tecellî eden rabbani bir hikmettir. Öyle ya, asilere karşı gadabın hükmü olan mücazat olmasa idi, sonunda taatle isyanın, imanla küfrün, küfran ile şükranın bir farkı olmamak lazım gelirdi. Bu da hikmete uymayan bir eksiklik olurdu.

Allah-ü Teala (CC) Hz.leri, bütün bu eşyayı rahmetiyle yaratmış ve ezeldenberi kaffe-i muamelat rahmet üzerine akıp gelmiştir. Bu cümleden olmak üzere, insanları temiz bir fıtrat üzerine yaratmış ve onlara hadsiz hesapsız nimetler vermiştir. Verdiği bu nimetleri arttırma ve ebedileştirme yollarını bildirdiği gibi, o nimetleri kötüye kullanmak yüzünden zarar ve ziyana uğramak tehlikelerini de göstermiş, bu suretle kâr ve zarar yollarını açarak, bu yolların başında insanı serbest bırakmış ve fakat indirdiği kitaplar, gönderdiği peygamberler vasıtasıyla kar yoluna gidenlerin, rızasıyla karşılaşacaklarını, zarar yoluna sapanların gadabına uğrayacaklarını da önden haber vererek kar yoluna teşvik etmiştir. İnsanın ileride, ebediyet aleminde karşılaşacağı ceza ve ihsanın, vukuundan önce bildirilmesi ne büyük bir lütuftur.

Ey okuyucu! Sen de serbestliği hayra kullan, kar yoluna git ki, verilen nimetlerden sana ziyan gelmesin, küfran-ı nimet etmiş olmayasın.

Bu İsm-i Şerif hükmünce, Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’nin lûtuf ve ihsanı kapısında mahlukatın tek mümeyyiz vasfı, birbirleriyle kapı yoldaşı bulunmalarından ibarettir. O halde kendilerine yaraşan şey, birbirlerine değil, Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’nin huzur-u azametinde hepsi bir hizaya gelerek, ancak O’na (CC) tapmaktır.

Bakara Suresi 249. Ayet-i Kerime’de Cenab-ı Hakk (CC) Hz.leri bir sadaka için yedi yüz kat sevap vereceğini vadediyor. İşte bu Rabbimizin (CC) bize rahmetidir. Rahman (CC) olan Rabbimiz bu dünyada Mümine de, kafire de rahmetiyle muamele ediyor. İkisinin de toprağa attığı buğdaya on, yirmi, otuz, elli kat fazlasıyla buğday veriyor ama Müminin yardım için verdiği birini yedi yüz yapıyor. Her Müslüman günde bir çok defa “Bismillahirrahmanirrahim” derken Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’ni, Rahmân ve Rahîm (CC) isimleriyle zikir ve dua etmiş olur. Rahmân’a (CC) iman eden bir Mümin yaratılanlara karşı merhametli olmak durumundadır. Eğer Allah-ü Teala (CC) Hz.leri , Rahmân, Rahîm (CC) isimleri rahmet damlaları gibi kişinin kalbini yumuşatamıyorsa o zikirden faydalanmıyor demektir.

İman bir rahmettir. Mümin insan, Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’nin bütün kullarının iman edip cehennemde yanmaması için çırpınmalıdır. Evden kaçan yavrusuna yanan anne yüreği gibi yanarak imana gelmesi için yalvarmalıdır.

Aç insan veya hayvan gördüğünde kendi karnıymış gibi onu doyurmalı. Ciğer taşıyan her canlının derdine deva olmalıdır.

İnsanların imana giden yolunu kesen, onları cehenneme atmak için kurumlaşan imansız eşkıya güruhuna karşı verdiği mücadele de merhametin eseridir. Kendini yakmak için üzerine benzin döken kişiyi kurtarmak için yalvaran ve kurtarmaya çalışan polis veya itfaiye erinden daha fazla ve yanan yürekle imansızların imana gelmesi için gayret göstereceğiz. Rahmân’ın (CC) öğrettiği Kur’anı insanlığa öğretmemiz, Rahmân’a (CC) imanımızın eseridir. Er-Rahmân suresini oku.

Dua: Allah’ım (CC)! Rahmeti en yüce olan sensin. Sensin kullarına rızkı ve her türlü faydayı veren… Ey merhametlilerin en merhametlisi Rabbimiz (CC)! Annenin çocuğundan kaçtığı günde bizi rahmetine layık kullarından eyle! (AMİN)

Kula Gerekenler:
Kur’an’ın ilk ayeti olan Besmeledeki Rahman ve Rahim sıfatları arasındaki fark, Allah teala, Dünyanın Rahmanı ve Ahiretin Rahimidir cümlesinde veciz bir şekilde dile getirilmektedir. Rahmân vasfı gereği Cenab-ı Hakk (CC), dünyada bütün canlılara, mümin-kafir ayırımı yapmaksızın bütün insanlara, şefkat ve merhametle davranmayı kendi nefsine farz kılmıştır.

Fakirlere sadaka vermek, alimlere hürmet, devlet büyüklerine itaat ederek, büyükleri uluyarak, cahilleri eğiterek, fasıklara, günahkarlara dua ederek merhamet etmektir.

İsm-i Şerifin Faideleri:
Günde yüz kere bu İsm-i Şerif’i zikreden kimsenin kalbinde, merhabet eseri zuhur eder. İki yüz doksan sekiz kere yazıp üzerinde taşısa, her türlü afattan kurtulup rahmet içinde olur. Zağferan ve misk ile yazılıp bir evin içine gömülse, o evin sahibinin kötü ahlakı hayra dönüşür.
İhlasla “Yâ Rahmân” diye bir müslüman bu isme devam etse, kalbi yumuşar, zalimlerden emin olur, maddi ve manevi nimetlere nail olur.
Her gün, 1 bardak suya 298 kere “Yâ Rahmân”okuyup içen hasta, Allah-ü Teala’nın (CC) izniyle şifa bulur.
Cuma gunu ikindi namazını kıldıktan sonra (oturuş şeklini değiştirmeden) güneş batıncaya kadar “Ya Allah, Ya Rahmân” diye zikredip, güneş battıktan sonar da duasında haceti ne ise onu isteyene, Cenab-ı Hakk (CC) en kısa zamanda dileğini verir.
Her gün 1000 kere “Yâ Rahmân” diyen, bu zikre 40 gün ara vermeden devam ederse, çeşitli nimetlere nail olur.