Peygamber Efendimiz (s.a.s)'ın Uyuyarak Namazı Kaçırması

Peygamber Efendimiz (s.a.s)'ın Uyuyarak Namazı Kaçırması

Soru: Hayber fethi dönüşünde Peygamberimiz (s.a.v.) ile mücahidlerin uyuyakalarak sabah namazını kaçırmaları hadisesi nasıl olmuştur?

Cevap: Resûl-i Kibriyâ Efendimiz, Ashab-ı Kiramla Medine’ye yaklaşmıştı. Sabah namazı vaktine de fazla bir zaman kalmamıştı. Mücahidler bütün gece yol aldıkları için, bir nebze istirahat etmek maksadıyla Peygamber Efendimizin emriyle bir yerde konakladılar.

Resûl-i Ekrem Efendimiz, “Sabah namazı vaktimizi kim bekleyecek, belki uyuyabiliriz” diye Ashab-ı Kirama sordu. Hz. Bilâl ayağa kalkıp, “Ben beklerim yâ Resûlallah” dedi.

Bunun üzerine Resûl-i Ekrem Efendimizle mücahidler uyudular.

O sırada Hz. Bilâl de namaza durdu. Uzun müddet namaz kıldı. Sonra çökmüş devesine yaslanarak sabah namazı vaktini gözlemeye başladı. Bu arada uykuya daldı. Mücahidlerin “İnnâ lillahi ve innâ ileyhi Râciun” demeleriyle ancak uyanabildi. Güneş doğmuş ve her taraf aydınlanmıştı.

Resûl-i Ekrem Efendimiz telaşla, “Ey Bilâl! Nedir bu yaptığın bize?” diyerek sitem etti.

Hz. Bilâl, “Anam babam sana fedâ olsun yâ Resûlallah! Senin ruhunu tutan Kudret, benim de ruhumu tuttu bırakmadı” deyince, Resûl-i Ekrem Efendimiz gülümseyerek, “Doğru söyledin” buyurdu.1

Sahabîlerin uyuya kaldıkları vadiden çıkılınca, Peygamberimiz (s.a.v.), “Burası şeytanların eyleştiği bir vadidir” buyurdu ve abdest alınmasını emretti. Efendimiz de abdest aldıktan sonra Hz. Bilâl’e, “Ey Bilâl! Ezanı oku” diye emretti.

Ezan okununca Müslümanlar toplandı. Peygamber Efendimiz onlara, “Sabah namazının sünnetini kılınız” buyurdu.

Sünnet kılındıktan sonra Peygamber Efendimiz (a.s.m.), “Ey Bilâl! Kâmet getir” dedi.

Hz. Bilâl kâmet getirdi. Peygamber Efendimiz (a.s.m.) imam olup namazı kıldırdıktan sonra, Ashab-ı Kirama döndü ve şöyle buyurdu:
“Herhangi biriniz, uyur veya unutuverir de namazını geçirirse, onu vaktinde kıldığı şekilde kılsın, kazâ etsin.”2

Fahr-i Kâinat Efendimiz, bütün bu olup bitenlerden sonra mücahidlerle birlikte tekrar Medine’ye doğru yol aldı. Uhud Dağı görününce, “Biz Uhud’u severiz, Uhud da bizi” buyurdu.

Ordusuyla Medine’ye girerken de şöyle duâ etti: “Yâ Rabbi! Senden başka Ma’bud yoktur, yalnız Sen varsın. Senin ortağın yoktur. Bütün mülk senindir. Bütün hamd de Senindir.

“Allah’ım! Biz Sana yöneldik, günahlarımızdan tövbe ediyoruz. Biz ancak Rabbimize ibadet, Rabbimize secde, Rabbimize hamd ederiz.
“Rabbimiz va’dinde sadıktır; kulu Muhammed’e nusret etmiştir, yalnız başına bütün düşman topluluklarını hezimete uğratıp sindirmiştir.”3*

1. Sîre, 3:355.
2. Sîre, 3:355; Zaadü’l-Mead, 2:163.
3. Tabakât, 8:123-124.
* Peygamber Efendimiz (a.s.m), herhangi bir gazadan veya hacdan veya bir umreden döndüklerinde bir dağ başına çıkınca, yahut düz, yüksek bir sahaya varınca üç defa tekbir getirdikten sonra hep bu duayı yapardı.