Ömür, yarınlara bağlanan ümitlerle geçip gitmede, gafilcesine kavgalarla, gürültülerle, didinmelerle tükenip durmadadır. Sen aklını başına al da, ömrünü, şu içinde bulunduğun gün say. Bak bakalım, bugünü de hangi sevdalarla harcıyorsun? Kah cüzdanını, keseni para ile doldurmak kaygısı, kah yemek içmek endişesi ile, bu aciz ömür geçip gitmede, verilen her nefes de eksilmede. Ölüm, bizi birer birer çekip alıyor. Onun heybetinden akıllıların beti benzi sararıp solmada. Ölüm, yolda durmuş bekliyor. Efendi ise gezip tozma sevdasında. Ölüm, kaşla göz arasında, onu hatırlamaktan bile bize daha yakın… Fakat gaflete dalanın aklı nerelere gitmede? Bilmem ki… Teni besleyip şişmanlatmaya bakma! Çünkü o, sonunda toprağa verilecek, mezar kurtlarına yem olacak bir kurbandır! Sen, gönlünü manevî gıdalarla beslemeye bak; yücelere gidecek, şereflenecek olan odur! Bu leşe, yağlı ballı şeyleri az ver! Çünkü tenini besleyen kişi, şehvetine, nefsanî arzulara kapılıyor; sonunda da rezil olup gidiyor! Sen, ruha manevî yiyecekler ver; yağlı ballı düşünüş, anlayış gıdaları ver de, gideceği yere güçlü kuvvetli gitsin!

Söyleyen: Hz. Pir Mevlana