Zamanın, hareket eden cisimler ve meydana gelen değişimler arasında yaptığımız belirli bir sıralamadan doğan bir kavram olduğu gerçeği, bugün bilimsel olarak da kabul edilmiştir.

Çocukluk ve gençlik yıllarında insanın yaşamı parlak, berrak ve dinçtir. İnsan, o yıllarda yaptıklarının tümünü sonsuza kadar hatırlayacağını zanneder. Olaylar, insanlar, yaşananlar onun için o kadar önemlidir ki, bunların tümünü an an, olay olay hatırlayabileceği, tümünün yaşamında önemli yer tutacağı kanaatindedir. Fakat zaman ilerledikçe çok önemli, çok detaylı ve çok net olduğunu zanettiği bütün olaylar gitgide flulaşır, hatta yok olur. Bir kaç on yıl sonra, çocukluk ve gençlik yıllarında yaşadıklarının yalnızca birkaç anı aklındadır. Geçirdiği koskoca 50-60 yılın yalnızca birkaç anı.

İnsan, geçmişine dair yalnızca belirli şeyleri hatırlayacak şekilde yaratılmıştır. Yaşadığı ilk 3-4 yıl ise hiçbir şekilde hafızasında değildir. Fakat bunların tümü, Rabbimiz’in Katında, her anı ile mevcuttur. Allah dilediği takdirde, tüm bunları insanın kendisi için de var edebilir, hafızasında tümünü yaratabilir. Fakat dünyadaki imtihanın gereği olarak bu şekilde olmamaktadır.

Bunun kuşkusuz ki çok büyük hikmetleri vardır. İnsanın yaşadıklarının yalnızca küçük bir bölümünü hatırlıyor olması, aczini görmesi açısından gereklidir. Allah tümünü bilirken, kendisi bilmemektedir. Sonsuz bilginin ve sonsuz aklın sahibi olan Yüce Rabbimiz’in Katında yaptığımız, yaşadığımız, konuştuğumuz, düşündüğümüz her şey, her detayıyla vardır. Ve bunların tümü, ahirette mutlaka insanın karşısına çıkacaktır.

Bizler, yaşadığımız olayların bir süreç içinde gerçekleştiği hissine kapılırız. Allah’ın takdiri olarak, zamana bağımlı olarak yaratılmış varlıklarız. Fakat Yüce Rabbimiz Allah, zaman ve mekandan münezzehtir. Zamanı ve mekanı yaratandır, fakat Kendisi zaman ve mekandan bağımsızdır. Dolayısıyla, Allah’ın Katında bizim için belirlenmiş olan kader yalnızca tek bir andır. Bizim yaşantımız, dünyanın yaratıldığı andan yok olacağı ana kadar geçen süre yalnızca tek bir anda olup bitmiştir. Allah’ın Katında bunların tümü yaratılmıştır, sonuçlanmıştır. Ancak bizler bütün bunları belli bir zaman kavramı içinde izleriz. Bizim “yaşandı bitti” diye düşündüğümüz, unutup varlığını dahi hatırlamadığımız olaylar, bizim için yaratılmış kader dahilinde aslında şu anda gerçekleşmekte ve Allah’ın Katında varlığını sonsuza kadar sürdürmektedir. Bizim bunu geçmişte yaşamış olduğumuza dair aldığımız his yanıltıcıdır. Geçmişte yaşanan o olay, Allah Katında şu anda da varlığını sürdürmektedir. Geçmiş, yalnızca bize verilmiş bir algıdan ibarettir.

Bu noktaya kadar, dışarıdaki dünya ile hiçbir zaman muhatap olmadığımız, maddenin sadece beynimizdeki halini bildiğimiz ve aslında tüm yaşamın “mekansızlık” içinde sürdüğü kesinlik kazanmaktadır. Bunun aksini iddia etmek, akıl ve bilimsellikten uzak bir batıl inanç olacaktır. Çünkü bu anlatılanlar, ortaokul kitaplarında dahi aktarılan teknik ve bilimsel birer gerçektir.

Bu durum, evrim teorisinin de temelini oluşturan materyalist felsefenin birinci varsayımını çürütür. Bu varsayım, maddenin mutlak ve sonsuz olduğunu iddia eder. Materyalist felsefenin ikinci varsayımı ise, zamanın mutlak ve sonsuz olduğudur ki, bu da diğeri kadar batıl bir inanıştır.

Alternatif Video Seçeneği 1