Demekki islam bilime engel değilmiş!

Profesör Abdüsselâm’a Nobel Armağanını Kazandıran Buluş

Profesör Abdüsselâın’a Nobel armağanını kazandıran, zayıf ve elektromagnatik kuvvetlerin birleşik alan teorisidir. Bu teori, bir yandan öyar simetrisi prensibine, diğer yandan da simetrilerin kendiliklerinden bozulması prensibine dayanmaktaydı. Aynı teoriyi Steven Weinberg de o sıralarda ileri sürdü. Bundan dolayı teori, Selâm-Weinberg teorisi adıyla tanındı. Tabiatta ilk bakışta mahiyetleri itibariyle birbirinden farklı görünen dört çeşit etkileşme görülmektedir. Bunlar:

1. Gravitasyon etkileşmeleri,

2. Elektromagnetik etkileşmeler (nötronların beta bozunumlarında olduğu gibi)

3. Zayıf etkileşmeler,

4. Kuvvetli etkileşmeler. (Bunlar atom çekirdeklerinin yapı taşlarını birarada tutmaktadırlar.)

Teorik fizikçiler, 1918’den beri, bu etkileşmelerden en az ikisinin veya hepsinin menşeinin aynı olduğunu isbat etmeye çalıştılar. Bu konuda çalışmalar yapan Einstein, bu işe 35 yılını verdiği halde tatminkâr ve gözlemlere uygun düşen bir netice elde edememişti. Einstein’in gerçekleştiremediği bu teoriyi Profesör Abdüsselâm gerçekleştirdi: İki ayrı tipten etkileşme aynı bir teorik model içerisinde deneylere uygun ve tatminkâr bir şekilde izah ve tasvir edilebiliyordu, zayıf etkileşmeler ile elektromagnetik etkileşmeler aynı bir teorik çatı altında birleştirilebiliyordu. İşte SelâmWeinberg Teorisi’nin özü buydu. Abdüsselâm, sadece fizikteki çalışmaları ile değil, idarecilik ve yöneticiliği ile de örnek gösterilecek bir şahsiyettir.

Abdüsselâm, yapmış olduğu bu çalışmalanndaki başarısını İslâma bağlar. Şu ayetin anlamında insanları araştırmaya sevk ve kâinattaki her şeyin kusursuz olduğunu ve bunun neticesinde Allah’ın varlığını inkârın mümkün olmadığını söyler. “Rahman’ın yarattığında kusur göremezsin. Haydi çevir gözünü: Kusur görecek misin? Sonra tekrar tekrar gözünü çevir. Gözün sana yorgun ve hakir geri dönecektir.” (Mülk-3)

Abdüsselâm’a göre, Müslümanlar ne zaman bu ayetlerin ışığında çalışmalar yaptılarsa büyük başarılar kazandılar ve sahalarında çığırlar açtılar. Ancak ne zaman bu rûhtan uzaklaştılar, o zaman ilimde gerilediler. Kur’an’ın yaklaşık 1/8’inin kâinatı incelemeye davet eden ayet-i kerime bulunduğunu belirtir ve bu ayetlerin Müslümanları araştırmaya, tefekküre, akıllarının iyi bir şekilde kullanmaya çağırdığını söyler. Bunun için bütün Müslümanları, bu gerçekler ışığında ilme gereken önemi vermelerini ve bugünkü geri kalmış durumlarından kurtulmaları gerektiğini söyler.

Prof. Abdüsselâm, çalışkan olduğu kadar da dindardır. Başarılarında ve dindar olmasında babasının büyük rolü olduğunu söyler. Ona bu çalışma şevkini ve aşkını onun aşıladığını söyler.

Babasının, dinine çok bağlı olduğunu, ilme ve ilim adamlarına büyük önem verdiğini ve bu tutumunun kendisi için örnek teşkil ettiğini söyler.

İlmi sahada Müslümanların öncü olmaları gerektiğini savunur. Çünkü, Batılıların Müslümanları aşağıladıklarını söyler. Bunun için Müslüman ülkelerin gelirlerinin bir kısmını ilmi çalışmalara ayırmakla, ilmi çalışmaları desteklemekle önemli ilerlemeler katedileceğini söyler.

Abdüsselâm, Müslüman ilim adamlarının ferdi çalışmaları bırakıp bir birlik oluşturmalarını, bu sayede milletlerarası camiada bir güç oluşturacaklarını ve bu sayede daha güzel çalışmalar yapacaklarını belirtir. Tabii ki, bu başarılarının olabilmesi için de idarecilere büyük görev düştüğünü söyler. Geçmişte büyük başarılar gösteren ilim adamlarının yanında, onları destekleyen, himaye eden idareciler olduğunu söyler. İlmin, insanı imana götürdüğünü, yarımyamalak değil, tam ve gerçek olarak ilim yapan kimsenin inanmadan yapamayacağını belirtir.

Alternatif Video Seçeneği 1

Alternatif Video Seçeneği 2