Bir gün Üstad’a sormuşlar:
-Üstad özel arabanız yok mu?
Üstad düşünmeden cevap verir:
-Ona en son bineceğiz.

*

Necip Fazıl Kısakürek in 1954 lü yıllarda çıkardığı Büyük Doğu mecmuasının bir sayısının kapağında, Osmanlı arması işlemeli sanat eseri bir kumaş resmini yayınlayınca, “padişahlık propagandası yapmak ” gibi saçma bir gerekçe ile derginin o sayısının toplatılmış ve kendisi de suçlanarak mahkemeye sevkedilmişti
Necip Fazıl’ın mahkemede kendisini suçlayan savcıya gayet ibretli bir şekilde:
İçinde adalet işlerine bakılan bu binanın tepesinde aynı Osmanlı arması var Siz de mi padişahlık propagandası yapıyorsunuz?” diye cevap vermişti

*

Necip Fazıl vapurla Karaköy’e geçerken, yanına biri yaklaşıp:
“Üstad”, diye sormuş “Peygamberlere ne diye gerek duyuldu, biz kendimiz yolumuzu bulabilirdik.”
N. Fazıl, okuduğu kitaptan başını kaldırmadan:
“Ne diye vapura bindin ki, yüzerek geçsene karşıya” cevabını vermiş. 

*

Nazım Hikmet ve Necip Fazıl Ramazan ayında arabayla gidiyorlarmış.
Tabi Necip Fazıl oruç ama Nazım Hikmet değil.
Nazım Hikmet Necip Fazıl ile dalga geçmek için yolun kenarındaki zayıf bir ineği işaret ederek Necip Fazıl’a demiş ki:
-‘Şunun haline bak, oruç tutmaktan ne hale gelmiş’ demiş.
Tabi Necip üstad altta kalır mı hemen cevabı yapıştırmış:
-‘Aaa Nazım sen bilmiyor musun hayvanlar oruç tutmaz…
*Üstad Yenilgi ve mağlubiyeti kabul etmezdi. Bir gün bir tren istasyonunda onun sinirli sinirli gezdiğini gören bir hayranı (bazı rivayetlere göre onu sevmeyen biri) sorar:
– Ne oldu Üstad, treni mi kaçırdınız?
Üstad böyle bir ithamı kabul eder mi? Treni kaçırmak bir eksiklik, bir yenilgidir.
– Kovdum gitti, der. 

*

Üstadın müdafaaları basit birer savunma değildir. Hakimleri diliyle ve zekasıyla etkilemek üstad için zor değildi. Sanatsal savunmaların etkisinde kalan hakim değiştirilirmiş. Bir seferinde yine hakim değişmiş ve yeni hakim üstadın savunmasını duyunca “artistlik yapma, adam gibi konuş” demiş. Tabi üstadın altta kalması beklenemez.
“Hakim bey biz tutukluyken öyle muamele ediyorlarki bizde adamlık bırakmıyorlar, o sebeple karşınıza çıktığımız vakit rol yapmak zorunda kalıyoruz”

*

Bir yaz günü… Sofra kurulmuş, yemek yenilecek… Her şey hazır… Merhum Üstad Necip Fazıl Kısakürek, masanın üzerindeki içi su dolu “viski şişesi”ni görünce sorar:
“Bu ne?”
Cevap verir, oğlu;
“Baba; soğuk su için…. Buzdolabına ancak bu şişeleri koyabiliyoruz da!…”
İtiraz eder üstad:
“Olmaz!..”
İzaha çalışır oğlu…
“Baba inan ki çok iyi temizledik, bol sabun ve kaynar sularla yıkadık.”
Üstad yine “olmaz” der ve şu ibretli sözler dökülür ağzından:
” O halde oğlum; yarın lazımlık satan bir dükkana gideceksin ve oradan el değmemiş bir lazımlık alacak, çorbanı da bu lazımlıkla içeceksin!
İçebilir misin?… Elbette içebilirsin… Hiçbir mahzuru da yok…
Amma velakin; mantığın kabul etse de, ruhun kusar bu çorbayı!”

*

Bir edebiyat toplantısı sırasında Nazım sahnede şiir okur ve akabinde oturan topluluk içinde bulunan Üstad’ı sahneye davet eder. Üstad sahneye çıkar.Üstad’a şöyle bir teklifte bulunur;
-Birtane ben kendi şiirimden okuyayım, bir tane de sen kendi şiirinden oku.
Üstad kendi şiirini okumayı pek doğru bulmadığını söyler ve şöyle der;
-Ben senin şiirinden bir tane okuyayım sen de benimkilerden bi tane oku
Nazım bu teklifi kabul eder ve başlar Üstad’ın ‘Ölünün Odası’ şiirini okumaya. Şiir biter salonda bir alkış patlar. Sıra Üstad’a gelmiştir. Üstad da nazımın sonu ‘in-çık, çık-in” şeklinde biten bi şiirini düz bir şekilde okur. Üstad şiiri bitirir. Salonda derin sessizlik.
Üstad nükteyi patlatır, noktayı koyar;
-Bak nazım! Benim gibi adam senin şiirini okuyor yine de bişey olmuyor.

*

Üstad Necip Fazıl Kısakürek bir gün konferans verirken salonda bulunanlardan birisi kürsüye salatalık fırlatır. Salatalığı eline alan Necip Fazıl salondakilere dönerek:
“- Birisi kimliğini göndermiş, kiminse gelsin alsın” der.

*

Ünlü şair bir dava dolayısıyla yattığı Malatya’da muhteşem savunmalar ypıyormuş. Aynı davada yargılanan bir başka yazar bunu kıskanıp şöyle diyecek olmuş: ‘Bugün mahkemede bir sükut ettim, hakimler heyeti dondu kaldı.’ Necip Fazıl’a aktarmışlar. ‘Tüh!’ demiş. ‘Keşke sükutunu plağa alsaydık, sonra dinlerdik.’

*

Necip Fazıl şeriatçı olduğu iddiasıyla tutuklanır.Çıkarıldığı mahkemede suçsuz olduğunu söyleyip tahliyesini ister.Kendisine reva görülen haksızlık ve zulümleri öyle canlı bir üslup ile tasvir eder ki,mahkeme heyetindeki kadın hakimin gözlerinden yaşlar süzülmeye başlar.Bunun üzerine şairler sultanı,hanım hakimi salondakilere göstererek konuşmasına devam eder.”İşte ,şeriatın bir sırrı daha tecelli etti:Kadından ceza hakimi olmaz..”

*

Bir gün Necip Fazıl, bir üniversitede konferansa katılmış… 
Çıkıp herzamanki gibi Din ve Allah kavramı hakkında konuşmuş…
Konuşması bittikten sonra, onunla karşıt görüşlü olan bir Profesör, Necip Fazıl’a:
‘Siz önceden çıkıp farklı şeyler söylerdiniz, şimdi ise o sözlerinize çelişen şeyler söylüyorsunuz. Yazdığınız şiirler hala ezberimdedir.. Bu ne demek oluyor? ‘ 
Necip Fazıl’ın cevabı meleklere parmak ısırtacak bir cevap olur: 
– ‘Benim geçmişim bir çöplüktür ve çöplükleri sadece kediler ve köpekler kurcalar.’

*

Bir konferansından sonra bazı gençler “Sakarya Türküsü”nün büyük şairi Necip Fazıl’ın etrafında toplanırlar. İçlerinden biri, 
“Anlattığınız fikir hayatı içinde sizi de görmek istiyoruz” deyince üstat şu cevabı verir:
” Ben, özlenen İslam çiçeğinin sadece gübresiyim.”

*

Necip Fazıl’ın da içinde bulunduğu uçak, Yeşilköy Havaalanından kalktıktan kısa bir zaman sonra arızalanır ve geri döner. Havaalanındakiler merakla, “Ne oldu, nasıl oldu?” diye sorarlar. mübareğin cevabı hem teslimiyetçi hem de hikmetli: “Ahirete kabul etmediler, geri döndük.”

Selametle – Mansur