el-Mütekebbir - ya Mütekebbir

el-Mütekebbir - ya Mütekebbir

el-Mütekebbir | ya Mütekebbir

Mütekebbir : En büyük ve en yüce olan, büyüklüğünü, ululuğunu her an ve her yerde gösteren

Cenab-ı Hak buyuruyor:
“O Allah ki, O’ndan başka İlah yoktur. Meliktir; Kuddûstur; Selam’ır; Mü’mindir; Müheymindir; Azizdir; Cebbardır; Mütekebbirdir. Allah, (müşriklerin) şirk koştuklarından çok Yücedir.” (Haşr, 23)

Kudsi bir hadiste Allah şöyle buyurmuştur: Büyüklük ridam (dış elbise), yücelik ise izarımdır (iç elbise). Bu ikisinden biri üzerinde benimle çekişeni ateşe atarım.” Bu durum büyüklük ve yüceliğin Allah’ın kemal sıfatlarından olduğunu ortaya koymaktadır. Diğer varlıkların bu sıfatlara sahip olduklarını iddia etmeleri gerçek dışıdır. Böyle  bir iddia onların eksikliğini ve haddi aştıklarını gösterir. (Gazali, 2)

Müslüman, sevap elde etmek ve cezadan kurtulmak için değil, sadece Hak için hakka ibadet etmelidir. Aksi halde yaradılmış olan bir şeyi amaç edinmiş ve buna ulaşmak için hakkı aracı yapmış olur. Oysa Hak ve doğru olan bu değildir. Hiçbir karşılık beklemeden yalnız Hak için Hakka ibadet etmek, bütün durumlarda Allah’ı yüceltmeyi, büyüklüğüne içtenlikle saygı duymayı, adi ve alçak olan bütün şeylerden uzak durmayı gerektirir.(2)

Yâ Mütekebbir” Bir kimse hanımıyla beraber olmadan önce 10 kere bu ismi okusa  ve ondan sonra onunla beraber olsa ona Hak teala hazretleri salih bir zürriyet verir. (4)


Kaynaklar
1) Calligraphy, The Most Beautiful Names, Tosun bayrak, Threshold Books, 1985
2) Esmâ-ül Hüsna, Karınca Yayınları, Nisan 2004
3) Kubbealtı Lugatı
4) Miftahü’l Kulûb, Kalplerin Anahtarı, (Fethiye Evradı)  Mehmed Nuri Şemseddin Nakşıbendî, Bedir Yayınevi, 2001


 

Diğer Bölüm…

Her şeyde ve her hadisede büyüklüğünü gösteren …

“Büyüklüğünü bildiren” manasına gelen bu güzel isim, Rabbimiz (CC) için Kur’an-ı Kerim’de Haşr Suresi 23. Ayette bir defa zikredilmiştir. Kendini ilah yerine koyan, büyüklük taslayan, baskı rejimi kuran zorba firavun hakkında Mü’min suresi 27, 35 inci ayetlerde Mütekebbir olarak tanıtılmaktadır. Doğan, ölen bir tek canlı veya birtek dane veya çekirdek yaratamayan büyüklük taslarsa aleme rezil olur. Zalim birinin adalet ödülü alması gibi gülünç olur.

Ancak “Mütekebbir”=büyüklenen, büyüklüğünü bize zerreden yıldızlara kadar yarattıklarıyla gösteren ve indirdiği kitaplarıyla bildiren Rabbimize (CC) iman edenler, gönüllerinde en büyük olarak O’nu (CC) görenler, O’nun (CC) yarattıklarını gözlerinde küçültürler. 40 kilometre koşucusunun ödüle kilitlenerek koştuğu gibi, yol kenarındaki dereler, çiçekler, çimenler onu yolundan alıkoymadığı gibi mü’min insan da “Mütekebbir” Rabbine (CC) sığınınca kendini ilah yerine koyanları gözünde büyütmez. Batıdan korkmaz. “Doğu da, batıd a Rabbindir (CC)” der ve yürür. Yürürken “Gözü kamaşmaz, şaşmaz ve taşkınlık yapmaz”[1][1][1] Bizlere mütevazı olmak düşer. Haddini aşan aşağı düşer.

Büyüklük ve ululuk, ancak Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’ne mahsustur, varlığı ile yokluğu Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’nin bir tek emrine ve iradesine bağlı bulunan kainattan hiçbir şey bu sıfatı takınamaz. Yaradılmışlar içinde ilk defa kendini büyük gören iblis olmuştur. İblis’in izince giden, iblis tabiatlı insanlar da vardır ki, muvakkat bir zaman için Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’nin kendisine ariyet olarak ihsan ettiği varlık, zeka, bilgi, servet veya mevkii kendinin sanır da kibirlenir, varlık satar. Vah vah! Ne çirkin şey! Ah zavallı! Sen kendine ne kadar kıymet vermişsin. Halbuki kendi önünü, sonunu düşünen bir insan kibir yapamaz..

Sen de önünü sonunu şöyle bir düşün. Önün, idrar yolundan gelmiş bir damla murdar su; sonun da, iğrenç bir gövde. Seni sevenler, senin için can, baş feda edenler bile bu gövdeye tahammül edemezler ve hemen toprağa atarlar. Sonra hayatının her lahzasında yemeğe, içmeğe, teneffüs etmeye, uykuya, istirahate ve daha başka bir çok şeylere ihtiyacın var. Allah-ü Teala (CC) Hz.leri, senin muhtaç olduğun bu şeyleri kesiverse, bunları kimden dileneceksin? Ve sen bunları dilenebilecek vaziyette iken, sana büyük görünmek asla yaraşmıyor, seni gülünç bir vaziyete düşürüyor.

Geçmiş insanlar arasında da büyüklük taslayanlar vardı. Şimdi onlar ne halde? Bugün onların dilleri üstüne yollar yapılmış olduğunda şüphe yoktur. Düşünecek olursak ayaklarımızın altında çiğnediğimiz topraklar, çok eski devirlerde yaşamış insanlardır. Mesela: Bu topraklar vaktiyle kolu bükülmeyen pehlivanların pazusu, yahut bir gülümsemesine binlerce kurban verilen dilberlerin yanağı, yâhut yüzlerine bakılmağa cesaret edilemeyen taçlı hükümdarların azametle sallanan başlarıdır..

Bu İsm-i Şerif O’nun (CC) zatına nisbetle her varlığın küçük ve basit bulunduğunu ve mutlak büyüklüğün ancak: Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’nin (CC) zatına ait bir sıfat olduğunu ifade eder. O’nun (CC) büyüklüğü her şeyde ve her olayda tezahür eder. Yaratılmış her şey O’nun (CC) büyüklüğünü ortaya koyar. Her varlık mevcudiyetiyle ilahi azamet ve büyüklüğü ile işaret eder. Gerçek ve mutlak büyüklüğün ilahi planda söz konusu olduğunu belirtir.

Ve O (CC), asli  yeri olan kulluk konumunu unutup şımararak kibirlenenleri de helake uğratır.

Dua: Allah’ım (CC)! Büyüklük ve ululuk ancak sana mahsustur. Kainattaki her şey senin emrine ve iradene bağlıdır.
İlahi (CC)! Kibir ve gurur taslamak, ancak iblis tabiatli insanların işidir.
Ey Rabbimiz (CC)! Kibir ve gururdan, ateşten kaçar gibi kaçmayı nasip et bizlere! Ahirette mutlu olmak için çalışan kullarından eyle! (AMİN)

Kula Gerekenler: İnsan çalışıp çabalamalı. Büyük bir adam olmalı, fakat hiç bir zaman büyük görünmemeli. Kendini bilen büyüklenmez. Büyüklük ancak Allah’ın (CC) şanıdır. O’nun (CC) sıfatını mahluk takınamaz, haddini aşmış olur. Böylelerinin cezası da çetin olur. Bu hikmetten ötürü kibrin hasmı Allah’tır (CC). Kibirlenenleri hor ve hakir, rezil ve rüsvay bir hale indirir. Haddini gözebir şey ilave olunmamıştır ve yarattığından dolayı da kudretinden bir zerre eksilmiş değildir. Allah’ın (CC) varlığı, ekmel bir varlık olduğundan, kendisinde tamamlanmasını beklediği her hangi bir eksiklik bulunması imkansızdır. Her yaptığı işte, her verdiği emirde ancak yaratılmışlar için menfaatlar, düşünenleri hayran eden hikmetler vardır.

Kullara düşen bu menfaatları bulup onlarla faydalanmak ve bu hikmetleri sezip onlarla ruhlarını ferahlandırmaktır.

Hilkatin bu kanununu örnek tutarak kendisine bağışlanan kuvvetleri yerli yerinde ve yaradılış itibariyle vazifesine uygun olarak kullanmak, bunun hilafına hareketten sakınmak tır. Mesela: Allah’ı (CC) bilmek için verilen akıl ve fikri, O’nu (CC) inkar yolunda kullanmak tamamiyle çarpık ve ters bir muameledir. Umumi ahenge aykırı bir yoldur.

İsm-i Şerif’in Faideleri: İhlasla “Yâ Mütekebbir” diye bir müslüman bu isme devam etse, her türlü müsibetten emin olr, Kazancında bereket görür.


[1] Necm S. A.17