ya Muksit - el Muksit

ya Muksit - el Muksit

el-Muksit | ya Muksit

Muksit : Adalet gösterici, adaletin gerçek sahibi, hükmünde adil
Al-Muqsit : The Equitable One who does everything with proper balance and harmony.
Cenab-ı Hak buyuruyor:
“Allah, hakimlerin hakimi değil midir?” (1)
“O hakimlerin en iyisidir.” (2)

- Allah, hakimlerin hakimi, hükümdarların hükümdarı değil mi? Hakimler, hükümdarlar isyan edenlere ceza; itaat edenlere, iş görenlere ecir ve ödül verir bir “din” demek olan ceza ve sorumluluk kanunlarını uygularlar da, onların hepsinin üzerinde hakim olan yüce Allah hükmünü yerine getirmez, ceza ve ödül vermez, dinini yürütmez olur mu? Elbette olmaz. Hiç kuşku yok ki insanı o en güzel biçim ile yaratan Allah, hakimlerin hakimidir. Onun dini her dinden üstün hak dindir. O dinini yürütecek, güzel ile çirkini, yalancıyı doğruyu ayıracak, iman edip samimiyet ve ihlasla güzel güzel ameller yapan müminlere mükafat verecek; kâfirleri, dinsizleri de aşağıların aşağısına yuvarlıyacaktır. O halde insan olan, dine yalan dememeli, cezayı inkâr etmemeli, insan kuvvetli olunca haklı olur, her yaptığı kalır, ceza görmez, ceza kanunu acizlere özgüdür sanmamalı; hakim, hükmünde kendi kuvvetine aldanıp da hak ve adaletten ayrılmamalı, o hakimler hakiminin hüküm ve kudretinden korkmalı, aşağıların aşağısına yuvarlanmaktan sakınmalı, onun dinine girmeli, ona iman edip Allah’ın kullarına karşı adalet ve âlemin düzelmesine hizmet ile o tükenmez ecir ve mükafata ermelidir. Yoksa insanı o en güzel biçimde yaratan Allah’ı, hakimlerin hakimi değildir zanneden kendine yazık etmiş olur. Bu durumda bu âyet kâfirlere tehdit, müminlere müjdedir. (4)


Kaynaklar:
1) Tin, 8
2) Araf, 87
3) Ellmalı Tefsiri


 

 

Diğer Bölüm…

Bütün işlerini denk ve birbirine uygun ve yerli yerinde yapan

“Çok adil” anlamına gelen bu ismi celili Kur’an-ı Kerim’de bu haliyle geçmez. Ancak Yunus suresi ayet 54 de “Aralarında adaletle hükmolunur ve onlar zulmedilmezler, haksızlık yapılmaz” buyurur. Adaletle hükmedecek olan Allah’tır (CC).

Bedenimizi yaratırken dengeli yaratan, dağları, denizleri, karıncayı, fili yaratırken dengeli yaratan Rabbimizin koyduğu kanunlarıda tabiata koyduğu kanunlar gibi dengeli, sağlam ve estetik ve her çağa uygundur.

“Allah’ın (CC) koyduğu kanunlar 1400 sene önce nazil oldu. O günün şartlarına uygundu. Günümüze uygun değil” diyenler acaba bu tabiat kanunları Hz. Adem’in (CC) şartlarına uygundu, biz bu çağda Hz. Adem’in (AS) içtiği suyu içmeyiz, soluduğu havayı solumayız bize milenyum havası, suyu, ekmeği, güneşi lazım. Biz bu eskimiş güneşi istemeyiz” diyorlar mı acaba?

O güneşi, havayı, suyu yaratan Allah (CC), bizim adil olmamız için Kur’anını indirmiştir. O Kur’an bize adaleti emreder.

El-Muksit’e (CC) iman eden bizlerin adaleti ayakta tutmamız istenmekte. Allah’ın (CC) adaleti, kendi aleyhimize, anne baba, akrabalarımızın aleyhine bile olsa, hak sahibi zenginse, fakirin aleyhine olarak adaleti ayakta tutmakla görevliyiz. Hak sahibi fakirse zenginin aleyhine bile olsa yine adaleti yerine getirmeliyiz.

En sevmediğiniz bir insanla babanız veya anneniz mahkemelik olsa, babanız veya anneniz haksız ise siz haklının tarafında olun.

Dostlarınızın suçunu paylaşmayın, savunmayın, ama cezasını paylaşın.

Allah-ü Teala (CC) en üstün adalet ve merhamet sahibidir. Her işi birbirine denk ve layıktır. Zerre kadar da olsa haksızlığı terviç etmez. Kullarına muamelesi tam, adalet ve merhamet üzeredir. Allah, onlardan hiç birinin yapmış olduğu iyiliğin, bir zerresini karşılıksız bırakmaz. Birbirlerine karşı yaptıkları haksızlıkları düzeltir, hakkı yerine getirir. Hiçbir mazlumun hakkı kaybolmaz.

Mahlukattan görebildiklerine dikkatle bak! Allah (CC) onları nasıl denk ve birbirine uygun yaratmıştır. Mesela denizlerin dağların, ovaların doyulmaz güzelliği ne kudrettir. Allah (CC), bunları ve dahafımızı dolduran güzellikleri görebilmek için göz vermiştir. Hamd ü senalar olsun, eğer göz vermeseydi bütün bu güzelliklerin icadı abes olurdu. Göz verip de, güzellikleri yaratmasaydı bu defa da gözün faydası olmazdı.

Üzerinde barındığımız dünyayı düşün! Eğer o bulunduğu mevkiden biraz daha güneşe yakın olsaydı yanar, kavrulurduk. Yahut, biraz daha güneşten uzaklaşsaydı, bu defa da soğuktan buz kesilirdik. Ya dünyanın sathı, her tarafı deniz olsaydı veya her tarafı yalçın kayalarla örtülü bulunsaydı yaşayabilir miydik? Ciğerlerimize bol bol çektiğimiz temiz hava dalgaları, içimizi temizleyip hayatımıza hayat kattıktan sonra bize mazarratlı olan maddeleri de alarak çıkıp gidiyor. Bu ne büyük ni’mettir. Eğer hava olmasaydı, yahut havanın unsurlarından yalnız biri eksik olsaydı, bizim gibi teneffüsle yaşayan mahlukat yok olurdu. Velhasıl onun suyu, havası, taşı, toprağı, yazı, kışı, gecesi, gündüzü hep insan ihtiyaçlarını karşılayacak surette yaratılmıştır.

Allah-ü Teala (CC), herkesin istidadını ve kimin neye istihkakı olduğunu bilir ve ona göre her hakkı, müstehikkıne ve her şeyi müstaiddine ulaştırır. Vereceğini vermek, vakti gelince verdiklerini geri almak için hiç bir kayıt ve şarta tabi’ değildir. zaman gelir daraltır, zaman gelir açar. Fukarayı zengin yapar, mülksüze mülk verir. Mülke layık olanı, olmıyanı, kimlere niçin ve ne kadar müddet vereceğini de bilir. Buna karşı “Biz dururken niçin filana verdi?” denemez. Varlığına, birliğine inanmış oldukları halde, buyruklarına göre gitmeyen asi kullarına, zalimleri musallat kılar, onları terbiye eder, gün olur zalimleri birbirine düşürür.

Allah-ü Teala (CC) cehilden, gafletten münezzehtir, hatadan uzaktır. Her işin önünü, sonunu bilir ve bildiği gibi yapar. Hiçbir işine kimsenin i’tiraz etmeğe hakkı yoktur. Çünkü her muamelesi haktır, sırf hayırdır. İ’tiraza cür’et edenler cahildir. Bunlar itiraz ettikleri noktalar üzerinde biraz dursalar, biraz hadiselerin içyüzüne nüfuz etmeğe çalışsalar, söyledikleri sözlerden dolayı utanır, yerlere geçerler.

Bir dairede görülen intizam neye delalet eder? Bir şehir veya müessese veya bir ev yahut bir daire ziyaret edilip de, her şeyin yerli yerinde ve herkesin vazifesi başında çalışmakta olduğu görülünce orada adil bir hakim bulunduğuna derhal hükmedilir. Bunun gibi kainatta herşey şayan-ı hayret bir intizam ve ittirat içinde çalışmaktadır. Bu çalışmalar öyle dağınık ve birbiriyle çarpışan bir çalışma olmayıp, büyük hikmetler ve belli gayeler etrafında birleşmektedir. Allah-ü Teala’nın (CC) birliğine, adalet ve merhametine apaçık delalet etmekte olan bu ahenk ve intizamı, insanların kendilerine örnek tutarak bütün muamelatında hak ve adalet sınırlarını gözetmeleri ve herhangi bir çarpıklık ve yaraşıksızlıktan sakınmaları lazımdır.

İNSANLARIN EN HAZİN VE ESEF VERİCİ ÇARPIKLIKLARI:

Kendini yaratan Halik’ı (CC), ni’metlerini yiyip durduğu o hakiki velinimeti bilmemesi ve öğrenememesidir. Bugünün medeniyet üstadı olan milletlerle, onların eteğine yapışarak izince gidenlerin, maddi medeniyetin her şubesi hakkındaki geniş ve derin bilgilerine ve çalışmalarına hayran olmamak kabil değildir. Fakat ne yazık ki, bu adamların Allah (CC) hakkındaki, din ve fazilet hakkındaki bilgileri, pek azları istisna edilirse koskoca bir sıfırdan ibarettir. Zekalarını, akıl ve fikirlerini tamamıyla maddiyata bağlamış, maddiyat da, kendilerini kuşatmış, birbirleriyle sımsıkı sarmaş dolaş olmuşlardır. Ruhtan ve ruhun ihtiyaçlarından zerre kadar haberi yoktur. Bunların hali kapısının bir kanadını oymalı, kırmalı tahtalardan imal ettirip, üzerini altın yaldızla boyattığı halde, öteki kanadını, çürük, delik deşik tahta parçalarından yaptıran adamın haline benzer. İşte bu kapının kanatlan arasındaki uygunsuzluk ve manzarasındaki zevk-i selimi rencide eden çirkinlik tamamiyle bu adamların iç ve dış durumunun temsilidir.

 

Dua: Bütün işleri biribirine denk ve uygun olan Sensin Allahım (CC)! Herşeyi yerli yerinde yapansın.

İlahi (CC) Adalet ve merhamet sahibi Sensin. Zerre kadar haksızlığa meyletmezsin Allahım (CC)! Hakkı yerine getiren, hiç bir mazlumun hakkını zalimde bırakmayan yine Sensin. Her türlü işimizi kolaylaştır, bizi zalimlerin eline düşürme Allahım (CC)!

(AMİN)

 

Kula Gerekenler: Bu ism-i şerif hükmünü kendine örnek tutanlar, işlerinde, sözlerinde, fikirlerinde ifrat ve tefrite kapılmazlar, i’tidalden ayrılmazlar. Onların işleri sözlerine, sözleri fikirlerine uygun ve muvafık olur. İşi sözüne, sözü işine, fikri hiçbirine uymayan, samimi bir insan değildir.

 

İsm-i Şerif’in Faideleri: 5 vakit Namazdan sonra 209 kere “Ya Muksit” zikrine devam eden hal ve hareketlerinde adaleti olur, herkes tarafından sevilir.

Rüh veya sinir hastasına karşı 275 kere “Ya Allah, Ya Muksit” ism-i şerefini okunursa şifa bulur.