el-Muğnî - ya Muğnî

el-Muğnî - ya Muğnî

el-Muğnî – ya Muğnî

Muğni : Dilediğini zengin eden

Al-Mughni : The Enricher who enriches whom will.

Cenab-ı Hak buyuruyor:
“Zengin eden de yoksul kılan da O’dur.” (1)
“Seni fakir bulup zengin etmedi mi?” (2)

- Allah, kendiliğinden zengindir. Mutlak zengin, hiçbir şeye ihtiyaç duymayan Allah’tır. O’nun dışındaki her şey, kendiliğinden O’na muhtaçtır.

- Kendini zengin sanan kul ne kadar zengin olursa olsun yine de, varlığı ve zatı ile kendisini yaratan Rabb’ine muhtaçtır. Allah, kuluna bol nimetler verir, ona merhamet ve ihsanını yağdırır, açık ve gizli cömertlikte bulunur.

- Miskin kul, geçici olarak nimetlere sahip olduğunu görünce, kendisinin de bu kocaman kainatta bir pay sahibi olduğunu zanneder. Kendisine muhtaç bir gözle değil zengin bir gözle bakar. Yoktan yaratıldığını, daha önce içinde bulunduğu muhtaçlık ve yoksulluk durumunu unutur.Kendi hakikatini, fakirliğini, muhtaçlığını, Rabb’iyle irtibatlı olma zorunluluğunu unutan, bu yüzden haddini aşıp isyan eden kimse kaybeder.

- İnsanlar arasında en zengin kimse, Allah’a en çok muhtaç olduğunun bilincinde olandır. Allah katında insanların en üstünü bu kimselerdir.

- Bil ki gerçek zenginlik ancak, Allah ile elde edilir. Zira O, kendi katında mutlak zengin olan ve asla başkasına muhtaç olmayandır. O’nun dışındakilerin temel özelliği muhtaçlıktır.


Kaynaklar:
1) Necm, 48
2) Duha, 8
3) Esmâ-ül Hüsna, Karınca Yayınları, Nisan 2004


Diğer Bölüm…

İstediğini zengin eden…

“Zengin” ve “zengin yapan” anlamlarına gelen bu iki ismi şerifinden “el–Ğaniyy” ismi Kuran-ı Kerim’de 18 defa geçmekte.

“Ey insanlar, Allah’a (CC) muhtaç olanlar sizlersiniz. Allah (CC) ise zengindir ,Övülmeye layıktır.”[1]

El-Muğni; zengin eden ismi Kur’an’da bu kalıpda geçmez ama “Zengin eden de memnun eden de O’dur (CC).”[2] ayetinde fiil halinde geçmiştir.

Milyarlarca dolara sahip adam demek, birkaç top kerestenin basılı kağıt haline sahip demektir.
Allah (CC) zengindir derken yeryüzüne, altınlarına, incilerine, yakutlarına, mercanlarına, gökyüzüne sahipte ondan zengindir demiyoruz.

Bütün bu saydıklarımız Allah’ın (CC) katında bir sineğin kanadı kadar değersiz. O’nun (CC) hiçbir şeye ihtiyacı yok.

Bizim maddi zenginliklerimizi veren O (CC). Mü’mine de, kafire de veren O (CC). Zenginlik saydığımız şeyleri yaratan O (CC).

Biz Rabbimizden (CC) helal yollardan zenginlik vermesini isteyeceğiz ve biz de başkalarına yardımla zenginliğimizi göstereceğiz. Başta gönül zenginliği isteyeceğiz.

Hikaye bu ya, denizde bulunan yuvarlak bir şeyi terazinin kefesine koymuşlar, karşısına yüz gram altın koymuşlar, o yuvarlak şey ağır gelmiş. Bir kilo, bir ton koymuşlar yine ağır gelmiş. Ellerine alıyorlar çok hafif geliyor.

Durumu aklı eren birine soruyorlar. O aklı eren: “Bu, gözü doymaz hırslı bir adamın gözünün etrafında ki kemiktir. Dünyayı verseniz gözü doymaz. Terazinin öbür kefesine bir avuç toprak koyun” demiş. Toprağı görünce terazi dengeyi bulmuş.

Bu hikaye ama sevgili Peygamberimiz (SAV) şöyle buyurur: “Eğer Adem oğlunun bir vadi dolusu altını olsa, bir vadi daha olmasını ister. Onun ağzını ancak toprak doldurur.”[3]

Allah-ü Teala (CC), kullarından dilediğini zengin yapar ve bütün ömrünü zengin olarak yaşatır, bazı kullarını da ömrü boyunca fakirlik içinde bırakır. Bazı kulunu zenginken fakir, bazılarını fakirken zengin yapar. Kulları ve servetleri üzerinde dilediği gibi tasarruf etmek hakkıdır. Bu tasarruflarda bize acı gelen cihet bulunursa, bunda bilemediğimiz hikmetleri vardır. O’nun (CC) hikmet ve kudret sahibi bir Rabbi Rauf olduğunu öğrenmiş olanlar, bu hakikati bilirler de, Allah’ın (CC) icraatına gönül hoşluğuyla rıza gösterirler.

Bu icraat bir mihenk mahiyetindedir; her kulunun ayarını meydana kor. Kiminde teslimiyet ve sadakat, kiminde i’tiraz ve şekavet görülür. Bu dünya bir deneme yeridir. Herkes gelir, rengini, boyunun ölçüsünü ve ne mal olduğunu gösterir geçer. Maksat zenginlikte, fakirlikte değil, maksat imtihanı kazanmaktadır. Bu da Allah’ın (CC) yaptığını ve münasip gördüğünü canla başla kabul etmekle olur, Allah (CC) bazı kullarını varlıkla imtihan eder, bazı kullarını yoklukla… Muhakkak olan bir şey varsa o da, varlıklı olanların mutlaka Allah (CC) yanında seçkin oldukları anlaşılmaz. Allah’ın (CC) buyruklarına riayet derecesine bakılır; yoksa yalnız zenginliğe kalırsa, varlık yüzünden Allah’ın (CC) hışmına uğrayan kapitalist çoktur. Fakirin de mutlaka Allah (CC) yanında menfur olduğu anlaşılmaz. Fakir olduğu halde Allah’a (CC) nazını geçiren nice kullar vardır.

Herkes zengin olmak ister. Allah (CC) insanlar için zenginlik yollarını açmış, sebeplerini bildirmiştir. Her insan bu yollardan çalışırsa da kazançları müsavi olmaz. Allah’ın (CC) hikmetleri vardır. Her kuluna belli bir nasip takdir etmiştir. Hakk’ın (CC) takdir ettiği bu nasibi bulmak için çalışmak şarttır. Çalışmayan mahrum kalır, tembellik haramdır, fakat sa’yü gayretten sonra mukadder olan nasibine razı olmak ve ilerisi için beyhude zorlanmamak lazımdır. (Kanaat) denilen mana da işte budur ve zenginlik de, hakikatte bu kanaatten ibarettir. Bu sayede kendinden daha üstün olanların malına, servetine veya mevkiine göz dikmek veya onlara haset etmek gibi, iç yakıcı üzüntülerden kendini kurtarmış olur. Bunda geniş bir gönül ferahlığı vardır. Bunun aksi gidişde olanlar çok haris, çok tamahkar olanlardır. Bunlar için rahat ve huzur yoktur. Onlar şöyle bir sükun içinde yemek bile yiyemezler; bilfarz bütün çevrelerine malik olsalar, madem ki doymazlar, yine fakirdirler. Çünkü bunlar, daima kendilerinin servet veya mevkiinin başkalarından daha çok olmasını ister dururlar. Bu ise mukadderatın ezeli hükmüne karşı durmaktır. Böyle yersiz istekler, ancak sahibini üzmekten başka bir netice vermez.

Bahtiyar zengin, elindeki servetle dünya ve ahireti birden kazananlardır. Servet sahipleri, yemekle dünyasını, yedirmekle de ahiretini kazanmış olur. Şu halde Allah’ın (CC) verdiği ni’metlerden israf etmemek şartiyle yemelidir. Diğer yandan da, Allah (CC) yoluna seve seve bağışlamaktan, yedirmekten de çekinmemelidir. Mali yardıma muhtaç, umumi işler ve insanlar arasında darlığa düşmüş hakiki yoksullar hiçbir zaman eksik olmaz. Bunlar ahiret postacısıdır. Ahirete gönderilecek şeyler, onlar vasıtasıyla gönderilir. Böyle bir postahane bulunması da büyük bir ni’met değil midir? Allah (CC) herkese serveü müsavi surette ihsan etmiş olsaydı, dünyanın nizamı bozulur, yeryüzünde fesatlar çıkardı.

Yüz kızartıcı nice kötülükler vardır ki, servet vasıtasiyle kolayca elde edilir. Fakir olan bir adam içkiye, fuhşiyata, kumara ve diğer kötülüklere tab’an düşkün olsa bile, elinde para olmadığı için bu fenalıkları yapamaz. Fakat böyle bir adam zengin olursa bütün ayıpları meydana çıkar. Çünkü fırsat bulmuştur. Aile yuvasındaki dirlik bozulur, birçok samimi dostlariyle arası açılır. Şu halde bu kabil kimseler hakkında fukaralığın daha hayırlı olduğunda şüphe yoktur. Gerçi fukaralığın sabrı çok güçtür. Fakat ecri de o nispette büyüktür. Mesela açken önüne çıkan haramı yemeyip de, helali buluncaya kadar sabretmek, değme babayiğitin karı değildir. Yırtıcı köpekler et bulursa hemen yerler. Acaba bu koyun eti mi, yoksa eşek eti mi, demezler; yani haram, helal seçmezler ve nefsi azınca, eline geçen herhangi bir dişiyle çiftleşir. Eğer insan da böyle yapacak olursa onlardan ne farkı kalır? İnsanlık sınırlan edeple, ahkamla çevrilmiş değil midir?

Dua: Yâ Rabbî (CC)! İstediğini zengin eden hazinelerinle Sensin. İnsanlar için zenginlik yollarını açan Sensin. Sen hazinenden rızık göndermezsen, bizler nereden bulabiliriz. Sebepleri bildirensin.

Ey Yüce Rabbim (CC)! Takdir ettiğin nasibi bulmak için bizlere çalışmayı nasip eyle.

Allah’ım (CC)! Bizi bahtiyar zenginlerden eyle. Bizi gönlü zenginlerden eyle. Bize hem dünyamızı, hem ahiretimizi kazanmayı nasip eyle. Bizlere helal rızık nasip eyle. (AMİN)

Kula Gerekenler: Allah’ın (CC) zengin ettiği kullar, şükre ait Kur’an’da ve hadiste gelen esasları belleyip şükür bahsini bütün incelikleriyle okuyup öğrenmelidir. Bir memleketin zenginleri, senede bir defa yüzde iki buçuk hesabiyle verecekleri zekat – ki bu nispette fukaraya para vermek farzdır, bundan ziyadesi Allah (CC) uğrunda göze alınacak fedakarlık derecesine bağlıdır, hamiyyette endaze olmaz – tam olarak verseler, bir de zekat verecek kudrette olanlar, her biri başka başka değil de, aralarında birleşip, anlaşarak, bir sene için çevrelerindeki fukranın haline, mevsimlerin icabına göre muntazam bir surette tevzi etseler, fukara içinde ağlayan göz, sızlayan yürek bir hayli azalmış olur. Hele fukara çocuklarının, kabiliyetlerine göre memlekete yarar bir şekilde yetiştirilmesi, daima göz önünde tutulmalıdır. Çünkü insanlar arasında ayyaş, hırsız, serseri gibi muzır mikropların türeyip üremesi, ancak bu suretle azaltılmış olur. Zenginler, yukarıdan aşağı düşmek ihtimalini, gördüğü ve alıştığı bolluk hayattan uzak kalmak, vaktiyle kapılarında hizmet etmiş uşaklara boyun eğmek, ihtiyaç zorlukları içine düşmek acılarını da, vaktiyle bir levha gibi göz önünde tutarak, içinde bulundukları saadetin hamd ü şükründen gaflet etmemelidir.

Alçak tabiatlı insanların zengin olması, cemiyet için tehlikeli bir beladır. Bir cemiyette bu çeşit zenginlerin belirmesi, Allah-ü Teala’nın (CC) o cemiyete gadabına işarettir. Allah’ın (CC) verdiği ni’metlerin artıp eksilmemesini arzu edenler, nimetin şükrünü yerine getirmelidir. Onun hakiki sigortası odur.
İsm-i Şerif’in Faideleri: 5 vakit Namazdan sonra 1100 kere “Ya Muğnî” ism-i şerifini sonra okuyan servet sahibi olur.
Çeşitli sıkıntılar içinde olan her Sabah Namazdan sonra 2160 kere “Ya Ğaniyy, Ya Muğnî” zikrine devam ederse kısa zamanda bütün sıkıntılardan kurtulur..


[1] Fatır S. A.15
[2] Necm S. A.48
[3] Müslim, Zekat, 117, Hadis 1048