el-Mâni - ya Mâni

el-Mâni - ya Mâni

 el-Mâni | ya Mâni

Mani       : Dilediğini engelleyen
Al-Mani’  : The Preventer of Harm.

Cenab-ı Hak buyuruyor:
“Allah’ın insanlara açacağı herhangi bir rahmeti tutup hapseden olamaz. O’nun tuttuğunu O’ndan sonra salıverecek de yoktur.”  (1)
“De ki: ‘Öyleyse bana bildirin, Allah bana bir zarar vermek  isterse, Allah’ı bırakıp da taptıklarınız, O’nun verdiği zararı  giderebilir mi?Yahut bana bir rahmet dilerse, O’nun rahmetini önleyebilir mi?’ ” (2)

* Resulullah buyuruyor: Ey Allahım! Senin verdiklerine mani olacak, mani olduklarını da verecek kimse yoktur. (3)
* Allah, inkarcıları kötülerken bu ismi kullanmış  ve şöyle buyurmuştur:”Ve hayra da mâni olurlar.”  (4)
* Allah’ın Mâni olması, dünyada olabileceği gibi ahirette de olabilir. Allah bu dünyada kimi marifet ve ibadetlerinden men eer, zikrini onu termel azığıyapmazsa, bu  kimse gerçek anlamıyla bütün hayırlardan mahrum edilmiş olur. En büyük musibet işte budur. Hem dünyada hem de ahirette ilahi ihsanlardan men edilenler, hiçbir zaman mesut olmazlar.
* Allah, nimet verme ve vermemeye kadir olandır. O’nun vermemesi cimriliğinden değil, bir hikmetinin gereğidir.
* Mani olan Allah, düşmanlarına karşı dostlarını koruyuphimaye eden ve onlara yardım edendir.

Bu ismi bilmenin faydaları:
* Her müslüman, Allah’tan başka men eden ve engelleyen olmadığına inanmalıdır. Gerçek veren ve mani olanın Allah olduğunu bilen kimsenin, kalbini insanlarla meşgul  etmemesi, onlara güvenip dayanmaması, kanaatkar ve hoşnut bir kalple Rabb’ine yönelmesi gerekir.
* İnsanlardan biri mani olduğunda, gerçek mani olanın Allah olduğuna inanmalı, aracıları bir kenara iterek onlarla meşgul olmamalıdır. Allah’ın bütün varlıklara  üzerinde güç sahibi  olduğunu, gölgenin gölgesi olduğu şey üzerinde bir etkisi olmadığı  gibi insanların da gerçekte bir etkisi olmadığını bilmelidir. Bu yüzden gerçek fail olan Allah’ı düşünmeden mani olan insanları kötülememelidir. Allah, hayra  mani olanı kötülediği için kötülemelidir.


Kaynaklar:
1) Fatır, 2
2) Zümer, 38
3) Buhari, 744
4) Maun, 7
5) Esmâ-ül Hüsna, Karınca Yayınları, Nisan 2004


 

Diğer Bölüm…

Bir şeyin meydana gelmesine müsaade etmiyen

“Engelleyen” anlamına gelen bu ismi celili Kur’an-ı Kerim’de bu isimle geçmemekte. Ancak “Eğer Allah (CC) sana bir zarar dokundurursa onu O’ndan (CC) başka giderecek yoktur. Eğer sana bir hayır isterse O’nun (CC) lütfunu geri çevirecek yoktur. Hayrını kullarından dilediğine verir. O (CC) bağışlayandır, esirgeyendir.”[1][1] ayeti bunu ifade etmekte.
O “el-Mani” olan Rabbimizin (CC) yarattığı bu evrene O’nun (CC) dışında hiçbir güç sonradan hiçbir şey katamaz. Ve ondan hiçbir şeyi eksiltemez. Hiçbir güç Kur’an-ı Kerim’den bir harf eksiltemez ve bir harf ilave edip artıramaz. “ el-Mâni’ ” olan Rabbimiz (CC) bunu engeller.

Her zaman her istediğimize kavuşamayız. Kavuştuklarımız oluyor. Ama kavuşamadıklarımız daha çok oluyor. Biz verilenlerin Allah’tan (CC) bir lütuf ve imtihan olduğunu, verilen her şeyin imtihan sorusunu artırdığını unutmayalım. Verilmeyenlerin de bir hikmeti olduğunu düşünelim.Doktor şeker hastasına çok sevdiği baklavayı engelliyorsa bir hikmeti vardır.

İyiden, kötüden birçok arzularımız vardır ki, biri bitmeden, birkaç tanesi uç gösterir. Yaşadığımız müddetçe bunlar ne biter ne tükenir. Biz de bu arzularımızı elde etmek için çalışır dururuz. Her arzumuz bir takım sebeplere, sebepler de “ Mâni’ ” ve “Mu’tî”, olan Allah-ü Teala’nın (CC) emr-ü fermanına bağlıdır. Allah-ü Teala (CC), isteyenlerin isteklerini dilerse verir, o zaman isteyenin tuttuğu sebepler çabucak birbirin e eklenir, kenetlenir, maksat da meydana geliverir. “El – Mu’ti” ism-i şerifinin manası budur. Allah-ü Teala (CC) bazı isteklere de müsaade etmez. O zaman isteyenin tuttuğu sebepler kısır kalır, mahsul vermez. Bu da “ el-Mâni’ ” ism-i şerifinin manasıdır.

Bir mülk almak veya evlenmek veya bir memuriyete geçmek için teşebbüse girişiriz; derken ortaya akla hayale gelmedik bir takım vasıtalar, sebepler çıkar; onlar bizim maksadımıza ulaşmamıza engel olurlar ve biz ha oldu, ha oluyor diye beklerken, bir de bakarız o iş bozulmuştur. Geri kalır, elimiz boşa çıkar, bu neden? Çünkü o işin ya henüz vakti gelmemiştir, vakti gelince yeniden canlanır. Bu takdirde Allah-ü Teala (CC) “el- Muahhir” ism-i şerifinin hükmünce muamele buyurmuş demektir. Çünkü O (CC), her şey için bir vakit tayin buyurmuştur. Hiçbir şey vaktinden evvel meydana gelmediği gibi, vaktin gelince de bir lahza arkaya kalmaz yahut da, o iş hiç mukadder değildir. Bu takdirde “ el-Mâni’ ” ism-i şerifinin hükmü zuhura gelir, İstek sahibi geri kalır; çünkü Allah’ın (CC) takdir ettiği, yani ezelde yazdığı olur, yazmadığı olmaz. Herkes gayret edip uğraşmakla, velev ki ehliyeti ve liyakati olsa bile, istediği vakit istediği mevkie atlayamaz veya serveti elde edemez. Evlat veya torun sahibi olamaz. Ezeli tertibi veya kaderin hükmünü gözetmek lazım; takdir, tedbir ile ne değişir, ne de bozulur. Kaderin hükmü ise ancak teşebbüsten sonra anlaşılır. Eğer Allah-ü Teala (CC), kulunun arzusunu is’af edecekse, teşebbüsü üzerine onu ihsan eder, etmeyecekse teşebbüs akim kalır. Fakat biz insanlar isteriz ki, her teşebbüsümüz mahsul versin; hiçbir işimiz aksamasın. Allah-ü Teala (CC) bazı isteklerimizi vermediği zaman insanlık hali, daha doğrusu hamlık icabı canımız sıkılır, bazı sert konuşmalar yapar, taşkın haller gösteririz. Bunların doğru bir şey olmadığı muhakkak… Fakat sevgili okuyucu, bu mes’eleyi gel seninle beraber düşünelim: Allah-ü Teala (CC) isteklerimizden bazılarını veriyor, bazılarını vermiyor. Vermediği zaman muhakkak ki, bir hikmeti vardır. Çünkü verilmemesinin başka türlü izahına imkan yoktur. Aklın, naklin ittifakıyle şu yüce hakikatler tesbit edilmiştir:

1- Kulunun istediğinden haberdardır.

2- Kulunun istediği o şeyin cinsinden hazinesinde na-mütenahi mevcuttur.

3- Bunu istediği zaman kuluna ulaştırmağa kadirdir.

4- Allah-ü Teala (CC) kendisinden bir şey istenenlerin en zengini, en merhametlisi, en kerimi, en cömerdi, en kuvvetlisi olduğu gibi, en hakimidir de. Her işinde birçok hikmetleri vardır. Bu hikmetlerin bazısı anlaşılsa bile, birçokları karşısında insan anlayışı acz ve hayret içindedir. Şu halde kulunun bazı arzularını vermemesi acaba nedendir?

Bundan haberi olmadığından mı? Hâşâ…

Kulunun istediği şeyi bulamadığından mı? Hâşâ…

Yetiştiremediğinden mi? Hâşâ…

Bahillikden mi? Hâşâ…

Bunların hepsinden, O münezzeh ve mütealidir…

Hikmetinden mi? Evet, hikmetinden ötürü vermedi. Bizim salahımızın, onun verilmemesinden olduğuna inanmalıyız. Buna aklımız erse de, ermese de hakikat budur. Söz temsili: Evladına çok düşkün bir baba, öyle ki çocuklarını esen rüzgârdan bile sakınıyor, onların ufak bir rahatsızlığı uğrunda bütün servetini dökmek istiyor. Aynı zamanda çok sehavetli, cömert bir baba. Yerli, yabancı, tanıdığı, tanımadığı kimselere yedirip içirmekle onların ihtiyaçlarını görüp gönüllerini almakla zevk duyuyor. Böyle bir baba, çocuğunun mide ve barsağını bozmamak için, itidalinden fazla yiyip içmesine müsaade etmese yahut ham meyvalara, abur cubur şeylere atılmasına mani olsa, buna bahil veya merhametsiz bir baba diyebilecek miyiz? Tabiidir ki, diyemiyeceğiz. Çünkü o, çocuğunun hayrını ve salahını düşünerek menetmiştir. Allah’ın (CC) kullarına merhameti ise, bu babanın evladına olan merhametinden çok fazladır.

 

Dua: Yâ Rabbi (CC)! İstediğine mani olan Sensin. Çünki bir hikmet vardır bunda. Bütün istek ve arzular Senin istek ve arzuna bağlıdır.

İlahi! Bazı isteklerimize müsade etmeyen Sensin. Çünki biliriz ki, bu bizim hayrımızadır.

Yâ Rabbi (CC)! Bizi işlerimizde verimli kıl. Çalışma aşkı ve gücü ver. Bizi yolda bırakma.

Allah’ım (CC)! Bizi İşlerinde ehil olanlardan eyle. Sen sebepleri yaradansın. Bütün sebeplere sarılmayı bizlere nasip eyle. (AMİN)

 

Kula Gerekenler: Teşebbüsten, yani çalışıp çabaladıktan sonra arzusuna nail olan “Eh mukaddermiş, çalıştık Allah (CC) ihsan buyurdu.” demeli ve Allah’a (CC) şükretmeli. Şayet eli boşa çıkarsa “Mukadder değilmiş, çalıştık amma Allah (CC) vermedi.” diye Hakk’ın (CC) takdirine razı olmalı ve bunda O’nun (CC) mutlak bir hikmeti olduğunu düşünerek işin sonuna bakmalı ve katiyyen sözünde ve işinde fazla taşkınlık göstermemelidir

 

İsm-i Şerif’in Faideleri: 5 vakit Namazdan sonra 161 kere “Ya Mâni’ ” zikrine devam eden her türlü afet tehlike, Maddi ve manevi zararlardan korunur.


[1] Yunus S. A.107