İbn-i İshak anlatıyor: Kureyş, Hz. Peygamberin muhitinin genişlediğini görünce, korkmağa başladı ve bu işi hal etmek için Dâr’un-Nedve’de toplandı (ki bu ev Kusay b. Kilâb’ın evidir. Kureyş mühim işlerini görüşmek için bu evde toplanırlardı).

Bu toplantı  hakkında İbn-i Abbas şu bilgiyi vermiştir: Kureyş bir araya gelip, Dâr’un’Nedve’de bu hususu görüşmek için karar verdiler ve toplantı gününü tayin ettiler. O gün gelince hepsi Darunned-ve yolunu tuttu. Evin kapısına geldiklerinde kapıda yaşlı bir ihtiyarın beklediğini gördüler ve kendisine,

Sen kimsin? diye sordular. İhtiyar, sizin burada toplanacağınızı duydum, ben necidliyim, geldim, belki size bir faidem olur, deyince, onu içeri, buyur ettiler. O da onlarla birlikte eve girdi. Kureyşin ileri gelenlerinden Utbe b. Rabia, Şeybe b. Rabia, Ebû Süfyan b. Harb — Bunlar Benî Abdis-Şems kabilesindendir —, Benî Nevfâl b. Abd-i Menaf Kabilesinden de Tuayme b. Adiy, Cubeyr b. Mut’im, Haris b. Amr b. Nevfal; Benî Abdid-Dâr b. Kusiy’den de Ennedr b. el-Hâris b. Kelde, Benî Mahzûm’den de Ebû Cehil b. Hişâm gibi şahıslar toplandılar. Hz. Peygamber hakkında görüşmeğe başladılar: İçlerinden biri dedi ki, görüyorsunuz ya benim bu adama itimadım yok, bir gün toplandığı insanlarla üzerimize saldırır. Bir diğeri de:

  • Onu iyice bağlayalım, bir odaya habs edelim, kapısını kilitleyip günlerce orada aç, susuz bırakalım. Ondan önce gelen, Zubeyr ve Nabiğe gibi orada ölüp gider, dedi.

Necidli ihtiyar – -Şeytan—, «Vallahi ben bu fikirde değilim. Çünkü onu habs ederseniz, öbür kapıdan onu tutanlar gelip onu dışarı çıkarırlar. Sonra da başınıza belâ açarlar. Bence başka bir çare düşünürseniz iyi olur, tavsiyesinde bulundu.

Bunun üzerine içlerinden biri şu fikri öne attı:

Bence bunu aramızdan kovalım, başka yerlere gitsin, gözümüz görmesin. O bizden uzaklaşınca, biz burada rahatça dolaşırız. Hem kendimiz, hem de tapınaklarımız rahat eder.

Necidli ihtiyar —Şeytan— bu fikre de karşı geldi ve şöyle dedi:

  • Bu da doğru değildir. Çünkü Ondaki hitabet kabiliyetini biliyorsunuz, insanları büyüleyen bir konuşma tarzı var onda. Çok kısa zamanda tarafdar edinir, insan toplar ve topladığı insanlarla size hücuma geçer evinizi başınıza geçirir. Bundan başka bir çare arayın.

Ebû Cehil ortaya atıldı ve şu fikri söyledi: «Bence her kabileden bir genç seçilsin, her birerlerinin eline keskin bir kılınç verilsin, onun üzerine sokağın ortasında saldırılsın, bir elden ona kılmç darbeleri indirilsin ve böylece öldürülsün! Onlar böyle yaparlarsa cinayet suçu bütün kabile üzerinde kalır. Abdi Menaf oğulları bütün kabile ile harp etmeğe takat getiremez! Bizden diyet isterler, biz de diyetini veririz olup biter.

Necidli ihtiyar bunu duyunca: «Tamam, oldu! En makûl düşünce tarzı budur.»  diye haykırdı. Orada bulunanların tümü, bu fikri kabul ederek dağıldılar.

Cebrail (A.S.) gelip, Hz. Peygamber’e (S.A.V.) «Bu gece yattığın yatakta yatma.»  diye iyice tenbih etti. Gece karanlık basınca, Kureyş, Hz. Peygamberin kapısı önünde toplandı. Onun uyumasını bekliyorlardı. Aniden baskın yapıp öldüreceklerdi. Resûlüllah (S. A.V.) onları görünce, Ebû Talib oğlu Ali’ye (R.A.) :

  • Sen benim yatağıma yat, ve bu yeşil yorganı iyice üzerine ört, korkma onların sana bir zararı dokunmayacaktır, dedi. Resûlüllah (S.A.V.) yattıklarında daima o yorganı örterlerdi.

Muhammed b. Kâ’b’dan rivayet edilmiştir: Onlar Hz. Peygamberin evinin önünde toplandıklarında, Ebû Cehil de aralarmdaydı ve şöyle diyordu: Muhammed size diyor ki, eğer ona biat ederseniz her birerleriniz Arap ve acem melikleri olacak, ölüp dirildikten sonra her birerlerinizin Ürdün bahçeleri gibi birer bahçesi olacak. Aksi halde, öldükten sonra dirildiğinizde sizi bir ateş saracak ve içinde cayır cayır yanacaksınız. Hz. Peygamber bunu duyar duymaz dışarı çıktı ve bir avuç toprak alıp, «Evet, bunu diyen benim.» dedi. Allah onların gözlerini görmez hale getirdi. Hz. Peygamber Yasin sûresini (Fehüm lâ yubsırûn)’a kadar okuyarak başlarına, aldığı topraktan saçarak istediği istikamete doğru uzaklaşıp gitti. Sonra biri gelip:

  • Burada ne yapıyorsunuz, kimi bekliyorsunuz? diye sorunca:
  • Muhammedi, diye cevab verdiler.
  • Vallahi boşuna beklemişsiniz. Muhammed çoktan gitti buradan. Üzerinizde toprak saçtı. Baksanıza şu halinize, dedi. Ve baktılar ki hakikaten üzerlerine toprak saçılmış.

Hemen içeriye hücum ettiler. Hz. Peygamber’in yatağında birinin yattığını  görünce, o yatanın Hz. Peygamber olduğunu sandılar ve sabaha kadar öylece beklediler.

Sabah olunca Hz. Ali (RA.) yataktan kalktı. Onu görünce şaşakaldılar ve kendilerini şöyle demekten alamadılar:

  • Vallahi bize haber veren doğru haber vermiş. Bu husus da inen Kur’an âyetler indendir:

«Hani bir zaman o kiifr edenler, seni tutup bağlamaları, ya öldürmeleri, yalıut (yurdundan zorla) çıkarmaları için sana tuzak kuruyor(lar)dı. Onlar bu tuzağı kurarlarken Allah da onun karşılığını yapıyordu. Allah tuzak kuranlara mukabele edenlerin en hayırlısıdır.» (El-Enfâl: 30.)

Yukarda, güneşin şeytan boynuzları arasında doğar diye bahs ettiğimiz babda, anlattıklarımızdan neden Şeytanın Necidli bir ihtiyar kılığına girdiği daha iyi anlaşılıyor.

Kureyş  demişti ki: Müşavere ederken sakın içinize Tuhâme ehlinden kimse girmesin, çünkü onlar Muhammedi sever ve tutarlar.

İbn-i İslıak, müşaverede fikir beyan edenlerin isimlerini vermemiştir; yalnız Ebû Cehilln ismini vermiştir. Bu hususta tamamlayıcı malûmat veren İbn-i Sellâm şöyle der:

Hz. Peygamberin yurdundan çıkarılmasını savunan: Eb’l-Esved idi. Habsine işaret eden: Hişamoğlu Eb’l-Buhterî idi.

Hz. Peygamber kapısında, içeri girmeden sabahlamalarına sebeb olarak şunu göstermişlerdir: Çünkü onlar onu öldürmeğe gelmişlerdi, onun için çıkmasını beklediler. Bazılarına göre, içeri girmeğe yeltendiler, fakat evden bir kadın sesi duyuldu ve dediler ki. bizim burada olduğumuzu halk duyarsa kadınların şeref ve evlerin mahremiyetlerini hiçe saydığımızı sanırlar ve bizi kıyasıya ayıplarlar. Onun için sabahladılar. Hz. Peygamber dışarı çıkarken gözleri kör olmuş görmüyorlardı. Çünkü peygamber Yasin sûresindeki ilgili âyeti okuyordu. Bundan şu istifade edilebilir. Bir kimse gece korkarsa, Peygambere iktida ederek Yâsinl okuyabilir.

El-Haris İbn-i Usâme, Müsned’inde Hz. Peygamberden şöyle nakl etmiştir:

Korku içinde olan kimse Yasin okursa, korkusuz olur, aç kimse okursa kamı  doyar, çıplak okursa elbise bulur, susuz okursa suya kavuşur, hasta okursa şifa bulur.»