(Kur’an-ı Kerim’i okuyan ateist Thomas’la, Müslüman Dr. Furkan Aydıner’in arasında geçen tartışmaların yer aldığı “Rabbini Arayan Thomas 2” kitabından alınmıştır.)

*****

– Kur’an’ı rasyonel prensiplerim ışığında okuduğumda problemli gördüğüm birkaç noktayı seninle paylaşmak istiyorum. Hepsini müzakere etmek birkaç haftayı alabilir.

– Buyur, dinliyorum.

– Birincisi, Kur’an’da çok tekrar olması dikkatimi çekti. Belirli şeyler ısrarla tekrar ediliyor. Bazen aynı şeyin gereksiz tekrar edildiğini hissettim. Bunun eğitim psikolojisi açısından gerekli olabileceğine katılıyorum. Muhtemelen, Muhammed, insanlar temel mesajları iyice bellesin diye böyle bir şey yapmıştır. Ancak gereksiz tekrarın ilahî bir kitapta olmaması gerektiğini düşünüyorum.

– Öncelikle şunu belirteyim, Kur’an’da konuşan Hz. Muhammed (a.s.m.) değil, Âlemlerin Rabbi olan Allah’tır.

 

Kur’andaki Tekrarlar…

– Senin için bu doğrudur. Ancak, ben henüz öyle bakmıyorum. Kur’an’ın içindekilere bakarak semavî kaynaklı olup olmadığını anlamaya çalışıyorum. Bana göre içinde tekrarların olması ilahî kitap olma ihtimalini zayıflatıyor.

– Kur’an’daki tekrarlar aslında Kur’an’ın semavî olduğunun bir delilidir. Senin de söylediğin gibi önemli olan yapılan tekrarların “gereksiz” olup olmadığıdır. Bazen olur ki bir şeyin tekrarı kusur değil, zaruridir.

– Bence Kur’an’daki bir kısım tekrarlar gereksizdir. Anladığım kadarıyla sen tam aksini düşünüyorsun. Bana bazı konuların tekrarla işlenmesinin gerekçesini açıklayabilir misin?

– Memnuniyetle. Kanaatimce Kur’an’daki tekrarlar hakkında değerlendirme yapmak için iki noktayı göz önünde bulundurmak gerekir: Birincisi, “Kur’an nasıl bir kitaptır? Asıl gayesi nedir? İşlediği temel konular nelerdir?” gibi sorulara cevap vermeliyiz. İkincisi, Kur’an’da nelerin tekrar edildiğine bakmamız gerekir. Böylece yapılan tekrarların, Kur’an’ın temel maksadına mutabık olup olmadığına ve tekrarların gerekli olup olmadığına karar verebiliriz.

– Söylediklerin gayet makul. Birincisinden başlayalım. Kur’an nasıl bir kitaptır?

– Öncelikle Kur’an’ın ne olmadığını ifade etmek istiyorum. Kur’an, tarihî hikâyeleri konu eden bir tarih kitabı değildir. Kur’an, uzayı anlatan bir astronomi kitabı da değildir. Kur’an, canlıları anlatan bir biyoloji kitabı da değildir. Kur’an, bedenî hastalıkların nasıl şifa bulacağını anlatan bir tıp kitabı da değildir. Hâsılı, Kur’an ne sosyal bilimler ne de fen bilimlerindeki hiçbir kategoriye dâhil edilemez. Çünkü Kur’an’ın gayesi, varlıkların ve olayların, beşerî bilim dallarının yaptığı gibi, “nasıl” oluştuğunu anlamak ve izah etmek değildir; her şeyin “niçin” olduğunu anlatmaktır. Kur’an, bazen “nasıl” sorusuna cevap vermekle beraber, daima “niçin” sorusuna cevap verir. Bizi her şeyin gayesini ve hikmetini anlamaya davet eder.

Kur’an, bütün Âlemlerin Rabbi olarak Allah’ın kelamıdır. Bütün varlıkların ilahı olan Allah’tan gelen bir fermandır. Her şeyin Halik’ından gelen bir hitaptır. Her şeyin Rabbinden gelen bir konuşmadır. İnsanlığa doğru yolu göstermek için verilen ezeli bir hutbedir. Kâinat Sultanı’ndan insana yapılan bir iltifattır. İsm-i Azam (Allah’ın büyük isimleri) ve Arş-ı Azam’dan (Allah’ın sınırsız hükümranlığının tecelli ettiği yer) gelen mukaddes bir kitaptır.(1)

Kur’an’ın en birinci meselesi kâinatı yaratan Rabbimizi bize tanıtmaktır. Allah’ın muhteşem bir saray gibi inşa ettiği bu âlemde bizi niçin misafir ettiğini izah etmektir. Bu misafirhaneden ayrılıp gittikten sonra bizi, ebedî zindanların veya daimi saadet saraylarının beklediğini haber vermektir. Rabbimizden gönderilen elçilere tabi olup onların gösterdiği doğru yolda yürüdüğümüzde ebedî saadeti bulacağımızı müjde vermektir.

Bu anlamda, Kur’an, bize kâinat ayetlerini okuyup her bir şeyde Rabbimizi gösteren muhteşem bir “tevhit kitabı”dır. Hem dünyada hem de ahirette saadete götüren dosdoğru yola çağıran bir “davet kitabı”dır. Bizi yaratıp binlerce nimetlerle memnun eden sonsuz rahmet sahibi Rabbimize, hamd ve şükretmeyi öğreten bir “zikir kitabı”dır. Hadsiz maddî ve manevî ihtiyaçlarımızı karşılamak için âlemlerin Rabbinden nasıl talepte bulunacağımızı öğreten bir “dua kitabı”dır. İçimizdeki kötü duyguları kontrol etmeyi ve potansiyellerimizi yeşertmeyi öğreten bir “terbiye kitabı”dır.

– Kur’an’ın saydığın bu nitelikleri tekrarlar içermesini niye gerekli kılsın ki? Örneğin, “tevhit kitabı” olmasıyla tekrarlar içermesi arasında nasıl bir alâka vardır?

– Kanaatimce, Kur’an’ın biraz önce saydığım özeliklerini bilen biri, tekrarları kusur olarak görmez. Çünkü Kur’an’daki tekrarlar, söz konusu özelliklerin gereğidir. Eğer Kur’an’ın en temel maksatlarından birisi, belki de birincisi, Allah’ın var ve bir olduğunu anlatmaksa her bir surede, her bir sayfada, her bir satırda, hatta her bir sözde tevhit hakikatini ders vermelidir.(2) Bu nedenle, Kur’an’da Allah’ın varlığını ve birliğini bildiren tevhit ifadeleri sıklıkla tekrar edilmiştir. Hatta sosyal ve beşerî hayatı düzenleyen ilahî prensiplerin izah edildiği surelerde bile tevhide vurgu yapılmıştır.

– Birkaç defa, “Allah var” demesini anlıyorum, ancak yüzlerce defa aynı şeyi söylemesi gereksiz bir tekrar değil mi?

– Bence milyonlarca defa “La ilahe illallah” derse yani “Allah’tan başka ilah yoktur” mesajını tekrar etse yine de israf olmaz. Tıpkı ıssız bir çölde, sahibini kaybetmiş, aç, susuz, takatsiz ve yarı baygın bir çocuğun “Uyan! Ben geldim. Sana su ve yiyecek getirdim” diyen şefkatli bir sesi duyması veya amansız bir hastalıktan ölmek üzere olan adamın meşhur bir doktordan “Gözünü aç, kendine gel. Sana vereceğim ilacı kullanırsan iyileşeceksin” sözünü işitmesi gibi. İşte her insan, bu misallerdeki aciz bir çocuk veya hasta bir adam gibidir. Sonsuza uzanan arzu ve emellerine rağmen bir dakika sonrasına bile yaşayacağına garantisi yoktur. Kur’an “La ilahe illallah” kelimesiyle sonsuz aciz ve sonsuz fakir olan insana, sonsuz kudret ve sonsuz nimet sahibi Rabbini bildirir, tanıttırır. İnsanı kâinattaki varlıklara dilenci olmaktan kurtarır ve şöyle mesaj verir: “Allah birdir. Başka şeylere müracaat edip yorulma. Onlara tezellül edip (zillet gösterip) minnet çekme. Onlara temellûk (dalkavukluk) edip boyun eğme. Onların arkasına düşüp zahmet çekme. Onlardan korkup titreme. Çünkü Sultan-ı Kâinat birdir. Her şeyin anahtarı O’nun yanında, her şeyin dizgini O’nun elindedir. Her şey O’nun emriyle halledilir. O’nu bulsan her matlubunu (isteğini) bulursun. Hadsiz minnetlerden, korkulardan kurtulursun.” (3)

– Senin söylediklerin, iman edenler için bir mana ifade edebilir. Benim gibi Yaratıcı’ya inanmayan biri için hiçbir ehemmiyeti yoktur.

– Haklısın. Allah’a iman etmeyen biri için Allah’ın ebedi saadet müjdesinin hiçbir faydası yoktur. İşte Kur’an, senin gibi inanmayan insanlara, binlerce ayetiyle delil göstererek Rabbini tanıtıyor. Israrla, inatla inkârda devam edenlerin inadını kırmak için tevhit hakikatini tekrar ederek ders veriyor. Her bir şeyde tevhide delil çıkararak Allah’ın varlığını gösteriyor. Doğrusu, seninle aylardır devam eden müzakerelerimiz, Kur’an’daki tekrarların, ne kadar yerinde olduğunun en güzel delilidir.

– Nasıl delil oluyormuş?

– Seninle aylardır aynı konuyu müzakere ediyoruz. Allah’ın var olup olmadığını konuşuyoruz. Bir konuştuğumu bir daha söylememeye dikkat etmeme rağmen birçok defa aynı şeyleri anlattığımı fark ediyorum. Çünkü geçmişte konuştuğumuz bir konuyu, yeri gelince tekrar etmek faydalı oluyor. Aynı hakikati birçok örneklerle ifade edip akla yakınlaştırmak gerekiyor. Nasıl ki bir kişiye tevhit dersini anlatırken birçok defa tekrar lazım oluyorsa anlayışları, ilgileri ve bilgileri çok farklı olan milyarlarca kişiye tevhit dersini vermek için de tekrar lüzumludur. Elbette ki Kur’an’ın bu yolla muhataplarını ikna veya ilzam etmesi gerekiyor.

Örneğin, Rahman Suresi’nde, birçok nimet misal olarak veriliyor ve bu misallerin arasında şu ayet zikrediliyor: “Rabbinizin nimetlerinden hangi birini inkâr edersiniz?” Surede 31 defa tekrar edilen bu soruyla, Kur’an, hadsiz nimetlerin sahibini görmeyen insana ders veriyor. Kur’an önce bir kısım nimetleri misal olarak zikrediyor, sonra da “Bu nimetlerin hangi birini inkâr edersiniz?” diye soruyor. Kur’an, birkaç örnekle tam olarak ikna olmayan nankör insana, birçok örnek getirip nimetlerin sahibinin kim olduğunu kuvvetli bir şekilde ispat ediyor, gösteriyor, hatırlatıyor ve ikna yolunu takip ediyor. Âdeta inkâr edenlerin inadını kırmaya çalışıyor. (4)

– Tevhit konusundaki tekrarı anladık, diyelim. Cehennem temasının sürekli işlenmesi nedendir? Niye sürekli “Cehennem var” deyip tekrar ediyor? (5)

– Cehennem azabıyla ilgili tekrarlar da hem Allah’ın hikmetinin hem de şefkatinin gereğidir. Örneğin, çocuğunun ateşe doğru koştuğunu uzaktan gören bir anne, bir değil, belki binlerce defa evladını uyarır. Böyle yapması kusur değil, anne şefkatinin gereğidir. Âlemlerin Rabbi de ne yaptığının farkında olmayan, tıpkı misaldeki çocuk gibi, cehennem ateşine koşan insanı sürekli ikaz eder. Cüzî iradesini yanlış yerde kullanıp ebedi azaba duçar olmaması için şiddetle uyarır.

– Anladığım kadarıyla, ehemmiyetine binaen aynı şeyler tekrar edilmiş, diyorsun. Oysa sonsuz ilim sahibi olan İlah’tan gelen bir kitap, aynı mesajı, aynı şekilde tekrar etmez. Farklı şekillerde anlatır.

– Kur’an’da, bazı kelime ve kavramlar, pekçok tekrarla farklı yerlerde geçiyor; besmele ve kelime-i tevhit gibi. Bunlar, su hatta oksijen gibi her an ihtiyaç duyduğumuz manevî gıdalardır. Yani insan olarak sürekli muhtaç olduğumuz ilahî hakikatlerdir. Bu ihtiyaca binaen, tekrar edilmişlerdir. Ancak Hz. Musa’nın (a.s.) kıssası gibi, farklı yerlerde tekrar edilerek işlenen konular vardır ki bunlarda gerçekte bir tekrar yoktur. Aynı kıssanın farklı bir cephesi nazara sunularak başka dersler veriliyor. Doğrusu, Kur’an ayetlerindeki makam ve mana farkını nazara alınca hiçbir tekrar göremeyiz. (6)

– Tamam, anladım. Teşekkür ederim. Başka sorularıma geçmek istiyorum.

*****

DİPNOTLAR:

1. Kur’an’ın çok kapsamlı bir tarifi Bediüzzaman’ın Sözler, Yirmi Beşinci Söz, Mucizat-ı Kur’aniye Risalesi’nin Mukaddime’sinde yer alıyor.

2. Bediüzzaman Said Nursî, Kur’an’ın Mekke döneminde nazil olan ayetlerindeki tevhit vurgusunun her bir harfe yansıdığını şöyle ifade ediyor: “Mekke’de, birinci safta muhatap ve muarızları (muhalif), Kureyş müşrikleri ve ümmîleri olduğundan, belâgatça kuvvetli bir üslup-u âlî (yüksek bir üslup) ve i’câzlı (mucizeli), muknî (ikna edici), kanaat verici bir icmal (özetleme) ve tespit için tekrar lazım geldiğinden, ekseriyetle Mekkiye sureleri erkân-ı imaniyeyi (imanın şartlarını) ve tevhidin mertebelerini gayet kuvvetli ve yüksek ve i’câzlı (mucizeli) bir îcaz (veciz söz) ile tekrar edip ifade ederek mebde’ ve meâdı (dünya ve ahireti), Allah’ı ve âhireti, değil yalnız bir sayfada, bir âyette, bir cümlede, bir kelimede, belki bazen bir harfte ve takdim, tehir ve tarif ve tenkir (belirsiz yapma) ve hazf (zikretmeme) ve zikir gibi heyetlerde öyle kuvvetli ispat eder ki ilm-i belâgatın dâhi imamları hayretle karşılamışlar… Hatta bazen bir sayfada iktiza-yı makam (makam gereği) ve ihtiyac-ı ifham (açıklama ihtiyacı) ve belâgat-ı beyan cihetiyle yirmi defa sarîhan (açıktan) ve zımnen (üstü kapalı bir şekilde) tevhit hakikatini ifade eder; değil usanç, belki kuvvet ve şevk verir.” (Bediüzzaman Said Nursî, Yirmi Beşinci Söz, Emirdağ Çiçeği)

3. Bediüzzaman Said Nursî, Mektubat, Yirminci Mektup.

4. “Bilirsiniz ki, Kur’an pek büyük meselelerden bahseder. Ve kalpleri iman ve tasdike davet eder. Ve çok ince hakikatlerden bahis açar. Akılları marifete, dikkate tahrik eder. Binaenaleyh o mesailin (meselelerin), o ince hakâikin (hakikatlerin) kalplerde, efkârda (düşüncelerde) tespit ve takriri (yerleşmesi) için suver-i muhtelifede (farklı surelerde) türlü türlü üslûplarla tekrara ihtiyaç vardır.” (Bediüzzaman Said Nursî, Mesnevî-i Nuriye, On Dördüncü Reşha)

5. Benzer bir soruya Bediüzzaman şöyle cevap verir: “Daire-i imkânda (imkân âlemi) ve kâinatın sergüzeştine (özgeçmişine) ait inkılâplarda ve emanet-i kübrayı (büyük emaneti) ve hilâfet-i arziyeyi (yeryüzü hilafetini) omzuna alan nev-i beşerin (insan türünün) şekavet (sıkıntı) ve saadet-i ebediyeye (ebedi mutluluğa) medar (vesile) olan vazifesine dair en ehemmiyetli, en büyük, en dehşetli meselelerinde, en azametlilerini (büyüklerini) ders vermek ve hadsiz şüpheleri izale etmek (gidermek) ve gayet şiddetli inkârları ve inatları kırmak cihetinde, elbette o dehşetli inkılâpları tasdik ettirmek ve o inkılâpların azametinde büyük ve beşere en elzem (lazım) ve en zaruri meseleleri teslim ettirmek için Kur’an, binler defa değil, belki milyonlar defa onlara baktırsa yine israf değil ki milyonlar kere tekrarla o bahisler Kur’an’da okunur, usanç vermez, ihtiyaç kesilmez.” (Bediüzzaman Said Nursî, Yirmi Beşinci Söz, Emirdağ Çiçeği)

6. “Her ayet için bir zahir (görünen) var, bir batın (gizli) var; bir had (sınır, kapsam) var, bir muttala’ (anlam çerçevesi) var. Ve her bir kıssa için çok vecihler (yönler), hükümler, faydalar, maksatlar vardır. Binaenaleyh, muayyen (belirli) bir ayet her yerde öbür münasip vecih için, bir fayda için zikredilebilir. Bu itibarla, zahiren tekrar görünse bile hakikatte tekrar değildir.” (Bediüzzaman Said Nursî, Mesnevî-i Nuriye, On Dördüncü Reşha)