Kul Hakkı Nedir? Affolunur mu?

Kul Hakkı Nedir? Affolunur mu?

İslâm, insan haklarına büyük önem vermiştir ve onu koruma altına almıştır. Her bir müslümanın, dinine, ırkına bakmaksızın kişilerin ferdî haklarına saygılı olması ve başkalarının haklarını üzerine geçirmeme konusunda dikkatli olması gerekir. Zira herkesin hesap endişesiyle titrediği mahşer günüde hiçbir sorguya tâbi tutulmadan cennete girecek olan şehidin bile hesap vereceği tek mesele kul hakkı’dır.

Zaman zaman insanın gerek kişiler ve gerekse farklı merciler tarafından hakkı yenmiş olabileceği gibi aynı şekilde kişinin kendisi de bir başkasının hakkını üzerine almış olabilir. Hakkının yenmiş olması, kişi için hiçbir zaman bir kayıp sebebi değildir. Çünkü bu gibi bir durumda fert ‘Benim hakkım yenmişse varsın helâl olsun.’ diyerek, hakkını helâl etmiş olur. Ancak başkasının hakkını yemişse, kesinlikle ondan helâllik istemesi ve karşılığını ödemesi gerekir.

Burada konuyla alâkalı bir olay anlatmak istiyorum: Kılı kırk yararcasına İslâm’ı yaşamaya çalışan bir insan vardı. Bir zamanlar bu insanın yanında çalışan bir işçi, ceketini bu kişinin samanlığında bırakıp gitmiş. Aradan yıllar geçmesine rağmen gelip ceketi geri almamış. Ve bu insan bunu hiç unutmamış ve vefat edeceği an, kardeşlerine ‘O ceketin sahibini bulup verin.’ diyerek, ölüm heyecanı içinde bile üzerine kul hakkı geçmemesi için onun sancısını çekmişti.

Evet, kul hakkı gerçekten çok önemlidir. Biz sık sık mü’minler için dua ediyoruz. Ama kul hakkına gelince, o bizi aşan bir mevzudur ve bu noktada bir şey yapmamız da mümkün değildir.O yüzden bir nebze de olsa farkında olmadan girilen kul haklarına mukabil, verdiğimiz sadaka ve zekatlar adına ‘Allah’ım, bilmeyerek birilerinin hakkı benim üzerime geçmiş olabilir. Verdiğim bu şeyleri onun namına al, kabul et ve sevabı onun olsun.‘ diyerek dua etmenin daha doğru olacağına inanıyorum.

Hâsılı, Cenâb-ı Hakk’ın huzuruna, kul hakkıyla gitmemeli şayet hak sahibini biliyorsak bizzat helâlleşmeli, bilemediklerimiz için de onlar adına tasaddukta bulunup sevaplarını yine onlara bağışlamalıyız.

İslâm’da esas itibariyle bir Allah hakkı, bir de kul hakkı vardır. Allah hakkı, her insanın Rabbine karşı yapması gereken kulluk vazifeleridir. Bu noktada yaptığı bir kusur, günah ve eksiklikten dolayı Allah’a yalvarır, tövbe istiğfar ederek affını diler.
Fakat kul hakkı öyle değildir. Onun bir tek telâfisi vardır, o da hakkına girilen kişiyle bizzat görüşüp özür dilemek, helâllik istemekle birlikte, maddi bir kaybı varsa karşılamaya gitmektir.

Kul hakkına sebep olan pek çok davranış vardır. Bunlardan bazıları şunlardır:

  • İnsan öldürmek.
  • Yalan söylemek ve hile yapmak.
  • Gıybet ve iftira etmek.
  • Hırsızlık yapmak.
  • Rüşvet alıp – vermek.
  • Haset etmek.
  • Bir kimsenin namus ve şerefine sataşmak.
  • Başkalarıyla alay etmek, ad takmak, onları küçük görmek, sövmek veya kötü söz söylemek.
  • Kötü zanda bulunmak.
  • Başkalarının özel hayatlarını araştırmak.
  • Birisine sövmek veya kötü söz söylemek.
  • Birisini dövmek ya da yaralamak.
  • Arkadaşının sırrını açıklamak.
  • Başkasının çocuğunu ücretsiz çalıştırmak.
  • Verdiği sözde durmayarak birisini bekletmek.
  • Borcunu zamanında ödememek.
  • Birisine istemediği bir sözü söylemek, yani sözle rahatsız etmek
  • Birisine istemediği davranışı yapmak, yani onu rahatsız etmek.

Bir hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyuruyor:

“Bir kimse kardeşinin haysiyetine, yahut malına haksız olarak taarruz etmişse, iltimas olarak verilebilecek altın ve gümüşün bulunmadığı günden (kıyamet) önce helâlleşsin. Aksi halde, yaptığı haksızlık nisbetinde onun iyi amellerinden alınıp hak sahibine verilir. İyiliği yoksa, hak sahibinin günahından alınıp haksızlık eden adama verilir.”

| Hadis-i Şerif; Buhari, Mezalim, 10

Bu arada şu mealdeki âyet-i kerimeyi de unutmayalım:

“Ey kendi nefislerine karşı haddi aşan, günahlarla kendi nefsine kötülük eden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyiniz. Muhakkak Allah günahları affeder. O Gafur ve Rahimdir.”

| Kur’an-ı Kerim; Zümer Sûresi, 53

İnsan, altından kalkılmaz hesaplarla ahirete gitmemek için hep temkinli davranmalı, her zaman temiz yaşamalı, olur da kirlenmişse hemen temizlenmeye çalışmalı; elinde fırsat varken günah ve kul hakkı gibi ağırlıklardan kurtulmanın yollarını araştırmalı ve ölüme her an hazırlıklı olmalıdır. Gıybetini yaptığı, haklarını yediği, bir kötülük ettiği kim varsa, onlara ulaşmanın ve helallik almanın bir yolunu mutlaka bulmalıdır. Hatta gerekirse hak sahiplerine ulaşmak için gazeteye, televizyona, radyoya ilan vermeli; ne yapıp edip görülmemiş hesaplarla ahirete gitmeme gayreti göstermelidir. Çünkü her şeyin hesabının inceden inceye görüleceği bir büyük mahkeme bizi beklemektedir.

Bir yönüyle, bireysel hakları takip edip onlarla ilgili helallik almak kolaydır; çünkü muhatap olacağınız bir ya da birkaç kişidir. Fakat milletin malını veya herhangi bir vakfa, şahs-ı maneviye ait olan eşyayı haksız yere harcamak ve böyle toplumu ilgilendiren bir hakkı gasbetmek altından kalkılması çok zor bir vebaldir. Çünkü o hakkın muhatabı bir toplum ya da koca bir millettir.

Bu yüzden çok hassa davranmalıyız. Biz kılı kırk yararcasına yaşamak zorundayız. Ağzımıza koyduğumuz şu lokmalar hakkımız mı değil mi? Acaba ne yiyor, ne içiyoruz? Şu abdest suyunu kullanmaya hakkımız var mı?… İşte bu türlü sorularla her an hayatımızın muhasebesini yapmalıyız.