Kendini Arayan Adam

Kitap Adı: Kendini Arayan Adam
PDF Formatında İndirin.
Düz Metin Olarak Okuyun.

Kitap Değerlendirmesi:
Kendini Arayan Adam, Halit Ertuğrul’un okuduğum ilk kitabı. Bu kitabı okuduktan sonra diğer kitaplarını da almaya heveslendim. Azar azar bunları da okuyacağım. Yazar şu ana kadar 40 tane eser yayımlatmış. Kitapları kısa ve öz. Çok anlaşılır bir dil kullanmış yazar. Kitap her yaştan kişinin idrakine hitap ediyor. Yazarın üslubu da güzel. Kelimeleri cümlenin en uygun yerine oturtmasını biliyor.

140 sayfalık bu kitabı iki günde bitirdim.  Normalde ben 140 sayfayı üç günde bitirirdim. Her sayfası heyecan verici ve akıcı. Zaman su gibi akıp gidiyor kitabı okurken. Sorular ve cevaplarla dolu 140 sayfa. Bu 140 sayfanın 10’u tebriklerden ve okuyucu görüşlerinden mürekkep.

Bu kitabı bana arkadaşım Selim hediye etti. İyi ki de etmiş. Dediği kadar varmış kitap. Büyülendim, gözlerim yaşardı, hayret ettim, yazarla birlikte serüvene daldım. Bu kadar tesirli kitaplar kolay kolay bulunmuyor. Bu kitabı Müslüman olan, olmayan herkes okumalı.

Kitabın önsözünden bir alıntı:

Bu kitabın amacı, manevî çöküntü içindeki topluma, özellikle de gençliğe yaşanmış, ibretli ve örnek olaylar eliyle çözüm önerileri sunmak ve kişinin yaradılış gerçeğiyle yüzleşmesine katkıda bulunmaktır.

Kitap Türkçe hariç altı dile çevrildi. Rusçaya bile çevrilen bu eser 70 yıl boyunca dinsiz olarak yaşamış Rus halkının manevî boşluğunu doldurabilir. Kim bilir, belki ileride Ruslar Müslüman olur! Çünkü dinsiz bir insan yaşamı boyunca maneviyatındaki derin boşluğu hisseder, aklının cevap veremeyeceği sorulara takılıp kalır. Çözüm hangi din olursa olsun bir dine bağlı olmaktan geçer. Ama dinsizliğe takılıp kalanlar da çıkacaktır her daim.

Halit Ertuğrul

Kitabın gerçek hikâyelerden mürekkep olduğunu anlatıyor yazar. İki tane hikâye var kitapta; birincisinde de ve ikincisinde de hikâyelerin iskeleti aynı. Yani, komünizm… İlk hikâyeyi kısaca anlatayım: Halit Ertuğrul köyde tanıştığı yaşlı bir amcayla sohbet eder. Köyün muhtarı olan amcanın yaşadıkları ibret vericidir. Birgün kapısını genç bir öğretmen çalar. Bu köye öğretmen olarak atandığını, anasının, babasının öldüğünü ve elinde avucunda hiç para olmadığını söyler. Köylüler toplanır ve genç öğretmene para toplarlar. Eski bir binayı tamir ederek ve döşeyerek ona tahsis ederler. Üstüne üstlük evlendirirler. Köylüler yumuşak kalplidir ve saftırlar. İşte, onların bu saflıklarından istifade eden bu genç, hain planlarını hayata geçirmeye başlar. Köydeki çocuklara komünizmi öğretir, onları dini eğitimden mahrum bırakır. Bunları işiten köyün muhtarı duyduklarının doğru olup olmadığını sorar öğretmene. Öğretmen kesinlikle kendisinin yanlış anlaşıldığını söyler. Muhtar, öğretmenin dediklerine kulak verir. Öğretmenlere olan inancı yüzünden şüphe etmekte zorlanır. Ama iyi niyetinin suiistimal edildiğini öğrendiğinde iş işten geçecektir ne yazık ki.

Bir gün muhtarın kapısı çalınır. Bir yabancı, öğretmenle eşinin kaza yaptığını ve acilen para lazım geldiğini söyler muhtara. Muhtar elindeki paraları verir, bir de kızın dayısından para alır. İleride taksi beklediğini söyleyen adam, muhtarla dayıyı alarak arabaya biner. Muhtar adamların yüz halini görünce şüphelenmeye başlamıştır. Korktuğu başına gelir. Adamlar karanlık bir yerde arabayı durdurarak bizimkilere silah doğrulturlar. Bizimkiler ellerinde avuçlarında ne varsa verirler. Öğretmen bir müddet sonra yakalanır. Eşi intihar eder. Ve hikâye böylece sona erer.

Bu hikâyenin âkabinde Halit Ertuğrul başka bir hikâyeyle karşı karşıya bırakıyor bizi. Kitabın omurgasını bu hikâye oluşturuyor desek yeridir. Hikâye bir otobüste geçiyor. Muavin “Sayın yolcularımız, yolculuğumuz çok uzun sürecek. Sıkılmamanız için bir önerim var: Sesine güvenen birisi varsa, şarkı söyleyebilir.” Arkalardan bir adam parmak kaldırıyor ve mikrofonda şarkı söylemeye başlıyor. Yanık sesli bu adam iki saat boyunca şarkı, türkü söylüyor. Âkabinde şarkı söylemeyi bırakıp sorular sormaya başlıyor yolculara ki bu sorular herkesin evet diyeceği sorular. Kendi beklediği cevabı alıyor kurnaz adam. “Siz hayatınızdan memnun musunuz arkadaşlar?” gibi sorular soruyor ve niyetini açığa vurmakta gecikmiyor. Rejimden dem vurmaya başlıyor. Halit Ertuğrul anlıyor adamın komünizm propagandası yaptığını. Adam üstüne üstlük davasını daha iyi anlatmak için hadis-i şeriften örnekler veriyor. Okumuş bir adam olduğu belli. O sıralarda otobüs yalpalanıyor, otobüsün iki arka tekerinin patladığı anlaşılıyor. Halit Ertuğrul, ağacın altında dinlenen adama kendinden emin bir tavırla yaklaşıyor. Konuşmasını dikkatlice dinlediğini ve beğendiğini söylüyor. Adamla öyle bir iletişim kuruyor ki şaşırıp kalıyorsunuz. “İnsan nedir?” diye başlıyor soruya. Bilmemiş gibi davranarak karşısındakine sorular yöneltiyor. Otobüste devam ediyorlar konuşmaya. Adam hayretler içinde ve saygı çerçevesinde dinliyor Halit Ertuğrul’u. İnanamıyor, inanmak istemiyor, kafasında bin bir soru dönüp dolaşıyor. Hayatını komünizme adamış bir adam bir anda cevabını bulamadığı sorularla boğuşuyor. Bu konuda Halit Ertuğrul ona yardımcı oluyor. Anlayacağınız adam afallıyor. Dini bütün bir insan olan Halit Ertuğrul konuşma esnasında Allah’a içinden ara ara dua ediyor inandırıcı ve doğru konuşabilmesi için. Çünkü karşısındaki adam çok bilgili, belki Halit Ertuğrul ondan daha az bilgilidir.

Kâinat nedir, Big Bang teorisi, görünmeyen bir şeye inanma konularında uzun uzadıya sohbet ediyorlar, derin konulara giriyorlar. Komünist adam Hatay’a gitmeyi bırakıp, Adana’da Halit Ertuğrul’la birlikte iniyor çünkü aklını kurcalayan soru işaretlerinin cevap bulmasını bekliyor. Bu fırsatı kaçırmak istemiyor.  Halit Ertuğrul’un arkadaşının evine gidiyorlar. Burada hep beraber düşüncenin, kâinatın derinliklerine dalıyorlar. Komünist adama Said Nursi külliyatından örnekler veriyorlar. Risaleleri bizzat açıp okuyorlar. Adamın Osmanlıca bilgisine diyecek yok. Adamın kavrayış ve zekâ gücü insanı hayretler içinde bırakıyor. Halit Ertuğrul yer yer bu şaşkınlığından dem vuruyor. Said Nursi, Halit Ertuğrul’a rehber oluyor ve komünistin dine yönelmesini sağlıyor. Beni duygulandıran olay, komünistin sabah namazını Halit Ertuğrul ve arkadaşıyla beraber kılmasıydı. Namazı bitiren komünistin Halit Ertuğrul’a sarılma sahnesini gözümde canlandırdığımda gözyaşımı tutman imkân dâhilinde değildi.  Duygulanmamak elde değildi. İnsanın tüylerini ürperten bir sahneydi.

Adam bir gün orada kalıp yoluna devam ediyor. Mektuplaşıyorlar Halit Ertuğrul’la. Adamın felç olduğunu öğreniyor Halit Ertuğrul. Önceden komünist olan adam Said Nursi külliyatını bitiriyor. Felçli halde hastanede yatarken bir rüya görüyor. Rüyada Said Nursi ve talebesi oda kapısını açıp içeri giriyor. Said Nursi şöyle diyor(aynen alıyorum): “Senin o kadar büyük günahların var ki şu Amerika’ya doldursak taşar, denizlere dökülürdü. Risale-i Nur senin hayatına kefil oldu ve bu hastalık, o dehşetli günahlarına kefaret olsun diye verildi. Sabret, şükret.” Adamın yazdıkları hayrete düşürüyor insanı.

1979’da edilen bu sohbeti Halit Ertuğrul’un eksiksiz bir şekilde kaleme alması çok garibime gitti. Kelime kelimesine bunu nasıl kaleme aldı, şaşırıyorum doğrusu. Kelime kelimesi doğru olmasa da olayın kendisi doğrudur her hâlde.

Komünist, daha o yılda SSCB’de komünizm yıkılacağını öngördü ve on yıl sonra Sovyet Rusya dağıldı. Bu kitap aynı zamanda bir komünistin özeleştirisini de anlatıyor. Hayatını komünizme adayan bir adamın kahrını ve haykırışını anlatıyor. Bu adam nihayetinde hidayete eriyor. Bu kitabı bence bütün komünistler okumalıdır ki bir hiç uğruna ömür tükettiklerinin farkına varsınlar. Bu özete almadığım daha birçok olay kitapta anlatılıyor. Bence bu özeti okumak size yetmemeli; kitabı raflardan indirmenin tam zamanı…  Tekrar tekrar okuyabileceğiniz nadir kitaplardan biri.