İslamın Yanlışlarını Ararken Müslüman Oldu!

İslamın Yanlışlarını Ararken Müslüman Oldu!

Adım Haşim Jeansen. 36 yaşındayım. Almanya’da imam olarak çalışıyorum Nakşibendi dergahında. Şeyh Nazım Kıbrisi’ye bağlı. Teoloji dersleri öğretiyorum. Felsefe, fıkıh, tasavvuf dersleri veriyorum. Şu anda da imam olarak çalışıyorum.

– Akademik olarak…

Leiden Üniversitesi’nde Allah’ın varlığı üzerine doktora yaptım. 7 Yıl teoloji üzerine çalıştım. 5 Yıl da Suriye’de Ebunnur Üniversitesi’nde teoloji üzerine çalışmalar yaptım. Fıkıh alanında da doktora yaptım.

– Birkaç gündür Türkiye’desiniz. Hâlbuki Libya’da olmanız gerekiyordu şu anda…

Kaddafi’nin kendisi tarafından davet edildim. Bir konferans için, doktor olarak. Libya hükümetinin daveti vardı elimizde. Libya Avrupalılara vize vermediği için Libya’ya uçsak da kapıdan içeri giremeyeceğimizi biliyorduk. Kaddafi’nin yardımcısı oraya gelince her şeyi ayarlayacağını söyledi. İstanbul’dan aktarmayla Libya’ya uçacaktık. Ben de kendi kendime söyledim: Allah benim İstanbul’da kalmamı söylediyse ben de kalırım. Tam bunları söylerken eşyalarımın arabaya getirildiğini gördüm. İyi ki de burada kalmışım.

– Ne zaman müslüman olmuştunuz?

16 Yıl önce 19 Yaşındayken. Müslüman olmadan önce papaz asistanıydım.

– Nasıl müslüman olduğunuzu da anlatsanız bize…

Kız kardeşim bir Türk’le evlendi ve müslüman oldu. Kendisine İslam’ın doğru olmadığını söyledim. Bir kitapçıya gittim ve almanca bir Kur’an aldım. Kur’an’ı okuyup kardeşime onun yanlışlarını göstermek istedim. Kur’an’ı okuyup onun yanlışlarını bulacaktım fakat daha 3 sayfa okumuşken çok sevdim onu. Sonra çok daha fazla okumaya başladım. Bir süre sonra daha fazla bilgi aramaya başladım İslam’la ilgili. İkilem içine düştüm. Hristiyan olarak mı kalmalıyım yoksa Müslüman mı olmalıyım? Kafamda sorular oluşmaya başladı. Bir süre sonra papazın yanına gittim sordum: Söyler misin hangisini seçmeliyim? O da bilmiyorum dedi. Ama birini biliyorum o sana neyi seçeceğini söyleyecek. Kim diye sordum. O da tanrı dedi. Dua et ona, sor ona cevabı sana verecektir. Biraz sinirlendim. Tamam telefon açar sorarım, dedim o sinirle. Eve gittim. Düşünmeye başladım. Papaz doğru söylüyordu. Allah’a güveniyorum, inanıyorum, çok büyük ve her yerde, bana cevap verebilir. Dizlerimin üstüne çöktüm.

Yakardım: Biliyorum sen varsın, sana inanıyorum, büyüksün, her şeyi biliyorsun, dünyadaki kimse senden daha iyi bilemez, söyler misin ne yapmalıyım? Bunları söylediğim zaman güçlü bir şeyler olmaya başladı. Sıcak ve soğuk hissettim. Biri sıcakça sarıyordu beni, titremeye başladım. Ağladım, ağladım, ağladım… Bütün vücudum acıyordu. Kur’an’ı aldım o anda. Göğsüme koydum. Yarım saat ağladım. Tesadüfî bir yer açtım. Maide süresi geldi. “Papaz, öğretmen, din adamları, Kur’an’ı duydukları zaman, onu okudukları zaman kalplerinde kibir yoksa ağlayacaklardır ve bileceklerdir ki bu Allah’ın sözleri.” Bu benim için bir sinyaldi. Kendi kendime söyledim: Sadece sana inanıyorum. Bu dünyayı sen yarattın. Hz. Muhammed’i tanımıyorum ama biliyorum ki o bir peygamber… Ve o anda Müslüman olmaya karar verdim.

– Şeyh Nazım Kıbrısi’ye nasıl ulaştınız, nasıl tanıştınız…

Şahadet getirdikten bir yıl sonra hacca gittim. Mekke’de birileri yanıma geldi. Eğitimle ilgili bir projeleri varmış. Hemen annemi aradım. Mekke’de kalacağım dedim. Çok şaşırdı. Proje Suriye’deymiş. Oraya gittim. Bu yılın ilk yarısında Selefi hareketine bağlandım. Bu insanlar aynı yerde kalıyorlardı. Arkadaşlarımdan biri bana geldi, İngiliz biriydi o. Benimle zikre gelir misin? Hayır, dedim, bidat… Karşıydım, gelmem dedim. Sonra o gitti ben yalnız kaldım. Aynı gece bir rüya gördüm. Bir adam bana gel, gel diyordu. Böyle bir adam görmemiştim daha önce. Beyaz sarıklı bir adam. İlk defa böyle bir rüya görüyordum. Bu geceden sonra her hafta aynı rüyayı gördüm. Bir yıl boyunca. Bir yıl sonra bu arkadaşım yine geldi. Şeyhimin yanına gidiyorum dedi. Kıbrıs’a…

Hayır dedim ben şeyhe meyhe inanmıyorum. Lütfen gel dedi. Kabul ettim bu sefer. Cuma günü vardık Kıbrıs’a. Eşyalarımızla Lefkoşa’daki bir camiye gittik. Cami tamamen doluydu. Alman, İngiliz, Fransız… Çok şaşırdım. Kapı açıldı. Herkes ayağa kalktı. Şeyh Nazım içeri girdi. Onu gördüğümde şok oldum. Rüyamda gördüğüm adamdı. Yedi metre vardı aramızda. Bana baktı. Gözlerime direkt baktı. İnsanlar açıldı. Gel, dedi. Titreyerek yanına gittim. Önünde dururken bana gülüyordu. Omzuma elini koydu. Bir yıldır seni çağırıyorum, nerdesin? O andan itibaren onu takip ettim. Sonra selefilikten tarikata geçtim.

– Türkiye’yi nasıl buldunuz?

Söylediğimden hoşlanmayabilirsiniz. Ülkenize batlığım zaman bir kimlik bunalımı görüyorum. Ne demek istediğimi anladın mı? Türkiye’ye baktığım da keşke Osmanlı’yı görseydim. Ama Türkleri görüyorum. Türkiye’de bir çok kez bulundum, aşık oldum. Türkiye’yi seviyorum ama beni üzüyor buralar aynı zamanda. Osmanlı tarihini biliyorum çünkü. Eyüp Sultan’da, Fatih Cami’nde, Sultanahmet’te oralardayken fark ediyorum, kanlarını İslam için vermiş insanlar görüyorum. Şehit olmuşlar. Bu yerler kutsal. Oraya akan kanlar sayesinde. Aynı zamanda bu şehitlerin torunları diskodan çıkıp buralarda kusuyorlar. İslam’ı önemsemiyorlar. Harama helale dikkat etmiyorlar. Ama büyük büyük büyük babaları bu yerler için ölüyorlardı. Torunlarına böyle bir yerde yaşama şansı verdiler. Böyle camilerde ibadet etme hakkı verdiler. Tarihinde büyük adamlar var. Bunu gördüğüm zaman üzülüyorum. Ama yine de Türkiye’yi seviyorum. Daha iyi olacak inşallah.

– Türkiye halkına söyleyecek sözünüz var mı?

Tabiî ki… Köklerinize geri dönün. Nerden geliyorsanız oraya, temelinize geri dönün. Temeliniz İslam. Geleneksel değil, gerçek İslam. Avrupa her zaman Osmanlı’ya karşı saygı duydu. Ama şimdi Türkiye’ye saygı duymuyor…