İslam’da Niyet: Anlamı ve Önemi

İslam’da Niyet: Anlamı ve Önemi

İslam’da Niyet: Anlamı ve Önemi

“Kim bir hayırlı işi yapmaya yönelirse, onu yapan kadar mükâfat alır”.

Dinimiz her iş ve eylemde niyeti yani amacı ve maksadı, niyet ise samimiyeti yani içtenliği, samimiliği esas alır. Yaptıklarımız niyetin samimiliğine göre değerlenir.

Sözlükleri karıştırdığımızda niyet ile ilgili şunları buluyoruz; kastetmek, karar vermek, kalbin bir şeye yönelmesi, ne yaptığını bilerek yapmak.

Diyebiliriz ki niyet kişinin kalbindeki tercihidir. Dolayısıyla kişinin niyetini ya sahibinin açıklaması ile ya da niyetini eyleme dökmesi ile bilebiliriz.

İnsan bir işi ya diliyle, ya kalbiyle ya da diğer uzuvları ile yapar. Diliyle konuşur, kalbiyle niyet eder ve düşünür, diğer uzuvları ile eylem ve davranışları gerçekleştirir. Elbette bu konuşmalar, eylem ve davranışlar ise niyetlere bağlı ve onların sonucu olarak gerçekleşmekte. Dolayısıyla niyetimiz iyiyse bu bazen başlı başına ibadet olur.

İmam-ı Şafiye ve Ahmed b. Hambel’e göre “İslâm’ın temeli üç hadis üzerine kurulmuştur;

Birincisi, “Ameller niyetlere göredir.”
İkincisi, “Helal ve haram bellidir.”
Üçüncüsü ise “Dine dinden ve sünnetten olmayan bir şeyi katmak reddolunmuştur” hadisleridir.
İmam-ı Şafii bu hadisin fıkıhtan yetmiş ayrı bölüme girdiğini ifade eder.

“Dinden olmayan bir şeyi dine katan reddolunur” hadisi ahiret işini, “Ameller niyetlere göredir” hadisi de dünya işlerini tanzim etmiştir. Birincisi ihlâsı, ikincisi niyeti anlatır.

İnsanın Değerle(n)mesi

Rabbimiz bizleri, soyumuza ve şeklimize göre değil, halis niyetimizin merkezi olan kalbimize göre değerlendirir. Bunu Efendimizin şu hadisinden biliyoruz;

“Allah sizin bedenlerinize ve yüzlerinize değil, kalplerinize bakar.” (Müslim, İbn Mace)

Kalbin dürüstlüğü amelin dürüstlüğündendir; amelin dürüstlüğü ise niyetin dürüstlüğündendir. Nice küçük ameller vardır ki niyet onu büyütür; nice büyük ameller vardır ki, niyet onu küçültür. Ameller ancak üç şeyle düzgün olur;

Takva,
İsabet
Hayırlı niyet…
Allah insandan ancak niyet ve irade ister. Allah’ı tercih etmek ve rızasını istemek Allah yolunda cihat etmekten daha üstündür.

Rabbimiz bizim samimi niyetimiz ile değer veriyor. Dil ile bir şeye niyet edince kalp buna katılmazsa elbette niyet makbul olmayacaktır yani kabul olunmayacaktır.

Yaratıcımız, bizi yoktan var edip dünyaya gönderen Rabbimiz, Allah (c.c.) bize şöyle hitap ediyor;

“Bununla beraber, hakkında hata ettiğiniz şey hususunda size bir günah yoktur. Fakat kalplerinizin kastettiğinde (günah) vardır. Çünkü Allah, Gafur (çok bağışlayan)dur, Rahîm (çok merhamet eden)dir”. (Ahzab Suresi 5. Ayet).

“Allah, düşünmeden yapmış olduğunuz yeminlerden dolayı sizi sorumlu tutmayacak, ama kalplerinizin (ihtirasla) arzuladıklarından sorumlu tutacaktır: Allah, çok affedicidir, çok tahammül (hilm) sahibidir”. (Bakara Suresi 225. Ayet)

Ayrıca Rabbimiz biz gizlesek de, saklasak ta içimizde yani kalbimizde olanı bilmektedir. Bunu şöyle ifade ediyor;

“De ki: ‘Sinelerinizde olanı gizleseniz de onu açıklasanız da, Allah onu bilir. Göklerde olanı da yerde bulunanı da bilir.’ Ve Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir”. (Ali İmran Suresi 29. Ayet)

“(Allah) gözlerin hain olanını (harama bakanları) ve sinelerin gizlediğini bilir”. (Mümin Suresi 19. Ayet)

Niyetler ve Sonuçları: Somut Örnekler

* Ashâb-ı kirâm Medine’ye hicret ederken Mekke müşriklerinin kötülük ve baskılarından kurtulmak, Medine’de daha güzel ibadet, taat ve amellerde bulunmak, İslam’ı, oradan cihana yaymak gibi düşüncelerle dolu idiler.

İçlerinden birisi ise, nişanlı olduğu kadın (Ummu Kays) hicret ettiği için, sadece onunla evlenmek niyet ve düşüncesiyle Medine’ye gelmişti. (Kastalanî, İrşadu’s-Sârî, 1/55)

İşte Hz. Peygamber, diğer muhacirlerin büyük ecir ve mükâfatlara nail olduklarını bildirirken onun da istediği kadına kavuşmakla niyetine ulaştığını, ancak hicret sevabından mahrum kaldığını haber verdi. Bunun üzerine “Ameller ancak niyetlere göredir” buyurdu. (Buhârî, Bedu’l- Vahy, 1; Muslim, İmâre, 155)

* Bir kişi, “Ey Allah’ın Resulü, kimisi dünya için savaşır” dedi. Efendimiz “Onun ecri yoktur” buyurdu.

Peygamberin bu cevabı birçok kimseye ağır geldi. Soru soran adama Hz. Peygamber’den bir daha sormasını istediler. “Belki de sen iyi anlatamadın ” dediler.

Adam gelip bir daha, “Ey Allah’ın Resulü! Bir kişi sözde Allah için savaşır, fakat bundan maksadı dünyalık elde etmektir. Bunun durumu nasıldır ” diye sordu.

Efendimiz, “Onun herhangi bir ecri yoktur” cevabını verdi.

Bu, halk üzerine çok ağır ve büyük bir felaket gibi çöktü. Adama, “Tekrar Resulullah’a git, üçüncü kez sor!” dediler. O da Efendimize üçüncü kez aynı soruyu sordu. Efendimiz, “Onun ecri yoktur” buyurdu. (Terğib, II/419 (Ebu Davud, İbn Hibban ve Hakim’den).

– Bir adam Hz. Peygamber’e gelerek,

“Ey Allah’ın Resulü, hem sevap, şöhret için savaşa katılan kimseye ne vardır ” diye sordu. Hz. Peygamber cevap olarak;

“Hiç bir şey yoktur!” dedi. Adam meseleyi üç defa peygamberden sordu, peygamber de ona üç defa, “Hiç bir şey yoktur” diye cevap verdi. Sonra, “Allah amelden ancak halis olanı, hedefi Allah’ın rızası olan ameli kabul eder” dedi. (Terğib, II/412).