İlhan Arsel'in Kuranda Çelişki Adlı Yazılarına Cevap

İlhan Arsel

Yazarın yazısından alıntı yaparak baslıyoruz.
Her ne kadar Kur’ân’in Tanri sözleri oldugu, ve bu nedenle onda çeliski, düzensizlik, tutarsizlik, uyumsuzluk, karisiklik, ya da yanlislik vs… diye bir sey olamayacagi iddiâ olunur ve bunu kanitlamak için: “…Kur’ân Allah’tan baskasi tarafindan gelmis olsaydi onda birbirini tutmayan seyler bulurlardi” (K. 4 Nisâ 82), ya da “Hamd olsun Allah’a ki… kendisinde hiçbir (tezat ve) egrilik bulunmayan dosdogru Kitab’i indirdi” (K. 18, Kehf sûresi, âyet 1-4) seklindeki âyet’ler öne sürülür ise de bu Kitap, birbirine ters düsen, birbirini çürüten, birbiriyle çeliskili hûkümler yigini olup bir takim yanlislari da kapsamaktadir. Bir tek Sûre yoktur ki çeliskisiz, ya da uyumsuz ve tutarsiz nitelikteki âyet’lerle düzenlenmis olmasin! Hem de öylesine ki, bu çeliskiler ve bu tutarsizliklar, sadece sûre’lerin çesitli âyetleri arasinda degil fakat çogu kez bir âyet’in kendi sözcükleri ve tümceleri arasinda da yer almis olarak karsimiza çikar. IIerdeki sayfalarda bunun nice örneklerini görecegiz; fakat baslangiç olarak kisaca fikir edinmek üzere bunlardan bir kaçini belirtelim. Kur’ân’in Bakara sûresi’nde: “Din’de zorlama yoktur…” (K. Bakara 256) diye âyet var. Çogu kez seriâtçi’lar, bu âyet’i öne sürerek, Islâm’in hosgörü dini oldugunu, kisi’nin din ve inanç özgürlügüne karismadigini söylerler. Fakat bu ayni Kur’ân, hosgörü’ye yer vermeyen, farkli inançta olanlara ölüm saçan hükümleri kapsar ki, bunlar arasinda: “…müsrikleri nerede bulursaniz öldürün…” (K. Tevbe sûresi, âyet 5) seklinde olanlari vardir, ve bu tür hükümler, Muhammed’in: “Her kim dinini (ki müslümanliktir) degistirirse, onu hemen öldürünüz” seklindeki buyruklariyle ayni dogrultudadir. Kuskusuz ki “zorlama yoktur” seklindeki âyet’lerle, “Müsrik’leri öldürün” seklindeki âyet’ler arasindaki çeliskiyi farketmemek için kör olmak gerekir.

Farkettiniz mi bilmiyorum.Yazar ayetlerin arkasını ve önünü getirmeden nokta noktalarla işine gelen kısmı alıp sözde aklınca eleştirmenlik yapmaktadır.Ancak ayetlerdeki kelimelerin ne anlama geldiğini bilmeyen birileri icin ideal bir yontemdir aslında bu.Bizde bu parça metodla alınan eleştiriye objektif yönden bakarak ayetler ne demek istemektedir anlatmaya çalışalım.

Yazar yüce kitabımız kuran- ı Kerimde sözde kendince heryerinin çelişkili ayetlerle dolu oldugunu anlatan bir yazı yazmıs  ve gösterdiği iki ayet ile de bunları ispat etmeye calısmıs.Ancak bakara suresinden getirdiği 256.ayette

Lâ ikrâhe fîd dîni kad tebeyyener ruşdu minel gayy(gayyi), fe men yekfur bit tâgûti ve yu’min billâhi fe kadistemseke bil urvetil vuskâ, lenfisâme lehâ, vallâhu semîun alîm(alîmun).

Dinde zorlama yoktur. Çünkü doğruluk sapıklıktan iyice ayrılmıştır. O halde kim tâğûtu tanımayıp Allah’a inanırsa, kopmak bilmeyen sapasağlam bir kulpa yapışmıştır. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

Bu ayeti tastamam yazarak okumaya calıssaydı bu yazar, celişki diye getirdiği iki ayet arasındaki farkı apaçık görebilirdi.Ancak koparma yontemiyle eleştiriye kalktığı için,yazar gerçekleri görememektedir.Şimdi bu ayette acık ve net anlatılmak istenen ;

Dinde kesinlikle zorlamanın olmadığıdır ancak birey bu kavrama kendisinin özgür iradesiyle katılabileceğinin göstergesidir.Yani ayetin devamında da açıklanıldığı gibi, iyi ve kötü birbirinden ayrılmıştır.Artık kim iyiyi kim kötüyü seçerse ; bu ancak bireyin kendi seçimidir.Zorlama yoktur derken ki kasıt bundan ibarettir.Yani Allah dini kimseye zorla vermez  ,Bakın bu altını çizdiğim sözcüğe dikkat.Din kişinin kendi seçeceğidir.Ve ayetin devamı nitelendirildiğinde sıkı sıkıya irtibatlı olarak ele aldıgımızda; Biz iyiyi ve dogruyu size anlattık,kurtulus ve sapkınlık yolunuzu size gösterdik.Şimdi karar sizin; ister bu yoldan gelirsiniz istersenizde sapkınlık yolunu seçersiniz.Din bundan sonra bu bölüme karışmaz.Cunku kuranın hedefi insanlara dogruyu anlatmasıdır,biz bu kitabı size dosdogru olarak indirdik, gerek ki öğüt alasınız ayetleriyle bir butunsellikte incelenmelidir.

Ancak yazar, her ne hikmeti sebepse; ayetin ilk cumlesinle tevbe süresinin 5.ayetini mukayese ederek, alın size çelişki diyerek insanlara gerçek bilgiden yoksun,asılsız iddialarını aşılamaya çalışmaktadır.

Şimdi kur’an-ı Kerimdeki tevbe süresinin 5.ayetine geçelim.Bakalım orada tam olarak ne demek istiyor ayetimiz ve yazar ne demek istiyor anlayalım.

Haram aylar çıkınca bu Allah’a ortak koşanları artık bulduğunuz yerde öldürün, onları yakalayıp hapsedin ve her gözetleme yerine oturup onları gözetleyin. Eğer tövbe ederler, namazı kılıp zekâtı da verirlerse, kendilerini serbest bırakın. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.

İşin enteresanı su aslında,yazar bir onceki ayetini bakara süresinden getirmesine rağmen,bir sonraki ayeti tevbe süresinden getirmektedir.Halbuki ayetin benzeri bakara süresinde zaten var o da 191.ayeti kerimesinde.

Vaktulûhum haysu sekıftumûhum ve ahricûhum min haysu ahracûkum vel fitnetu eşeddu minel katli, ve lâ tukâtilûhum indel mescidil harâmi hattâ yukâtilûkum fîh(fîhî), fe in kâtelûkum faktulûhum kezâlike cezâul kâfirîn(kâfirîne).

Bu ayetler; savaşmak icin verilmiş bir ruhsattır muslumanlara ancak daha öncesinde nisa süresinin 77.ci ayeti kerimesinde ; Allah-u teala muslumanlara savaşmayın sabırlı olun ayetini nazil etmişti.Cunku muslumanlar daha oncesinde ; haksızlık nerede olduysa onlara karsı sabır etmiyorlardı ve direk savaşıyolardı.Dolayısıyla nisa süresinin 77.ayeti kerimesi nazil olduğı zaman; Muslumanlar bir nebze olsun kendilerine haksızlık dokunulduğu zaman, sabretmeyi öğretecek bu ayeti,uygulamaya koyuldular.Ancak bilindiği gibi müşrikler, hiç bir zaman doğru durmadılar ve sürekli olarak muslumanları yurtlarından çıkarma planı içindeydiler.Nitekim bedir savaşının nedenlerinden biri de ;Muslumanların eziyet görmeleriydi.

Müslümanlar açısından savaşın en önemli nedeni, Kureyşliler kendilerine işkence yapıp hicrete zorlamalarıydı. Ayrıca Mekkeliler, hicretten sonra Müslümanların geride bıraktıkları mallarını yağmalamışlardı.

(HAMİDULLAH Muhammad, Hz. Peygamber’in Savaşları, Yeni Şafak, s. 32)

Sözde yazarımız İlhan ARSEL , nedense savaşılan müşriklerin; müşrik olmalarının asıl nedeni, nedir diye sorgulamamakta ve direk kuranın ayetlerine çelişki diye iftira atmaktadır.Hz.peygamber savaş meraklısıydı sanki de ; müşriklerle durduk yerde savaştı.Şunu hiç kimse aklından çıkarmasın ki; Hz.peygamber hiç bir savaşında kendisine savaş açılmadan ordusunu müşriklerle savaş yaptırmamıştır.Ancak İlhan arsel, bozuk dusunceleriyle muslumanlarımızı buna inandırarak, dinlerinden çıkarma eyilimine girmiştir.

Konumuza tekrar geri dönersek eğer; Kuranda müşrik kavramı nı detaylı olarak incelemekte fayda var diye düşünüyorum,zira müşriklerin amaçlarının ne olduğunu bilmeden bu savaş ayetleri,İlhan arsel’in yazdığı gibi değerlendirilemez.Yoksa Kurana çelişki diye ; kendisi çelişkiye düşmüş olur.

Şimdi ayetimizi açıklamaya çalışalım;

Bakara 190: “size karşı savaşanlarla Allah yolunda sizde savaşın;ancak aşırı gitmeyin.Çünkü Allah aşırı gidenleri sevmez.

A- “size karşı savaşanlarla Allah yolunda sizde savaşın (ve kaatilü fi sebilillahilleziyne yukaatilunekum)

Ve kaatilü=”savaşın”

Fi sebilillahi=”Allah yolunda” => fi sebilillahilleziyne=”onlarla Allah yolunda”

Yukaatiluneküm=”sizinle savaşanlar”

Bir kıraate göre müfaale(mukatele) babından olan “vela tükatiluhum hatta yukatiluhum=Onlar sizinle savaşmadıkça sizde onlarla savaşmayın” fiilleri “vela taktüluhum hatta yaktüluhum=Onlar sizi katletmedikçe sizde onları katletmeyiné şeklinde de okunmuştur.

Bilindiği gibi mufaale ( mukatele ) kipi karşılıklı olarak birbirini öldürmek,çarpışmak,savaşmak,yani müşareket manası içerir.”Ka-Te-Le” ,yaktulü kipinde ise müşareket yoktur.fiil münferiddir.yani burada birinin diğerini öldürmesi söz konusudur.bunun anlamı ,onlar ,sizin bir kısmınızı öldürmedikçe,sizde onları öldürmeyin demektir.”

Yani anlaşılacağı gibi burada ki sizinle savaşanlar tabiri,müşrik statüsündedir.bir sonraki ayette bunu desteklemektedir.

Vaktülühüm haysu sekıftumuhün=” onları (müşrikleri) nerede yakalarsanız öldürün”

Burada ki sekıfe kelimesi lügatte “yakalamak,yetişmek; demektir.

Ayetin bu kısmında ki “yakalama” ve “çıkarma” fiilleri,düşmanların saldırısından sonra olduğu için 190.ayetle yakından alakalıdır.dolayısıyla müşrik kelimesinin tanımı; saldıran ve yurdundan çıkaran manasındadır.Müslümanları yurtlarından çıkardıkları için ,yüce Allah ta savaş anında onları yurtlarından çıkarmaya Müslümanlara izin vermektedir.

Yani müşrik kelimesinin tanımı; dine,değerlere ve bütünlüğe saldıran manasına tekabül etmiş oluyor.

Hicretin 6.yılı (m.628) zilkade ayında resulullah umre ziyareti amacıyla ashabı ile medineden çıktı.fakat müşrikler geçit yerlerini tutarak ve Müslümanlar üzerine taş ve ok yağdırarak ilerlemelerine ve mekkeye girmelerine engel oldular.resulullah,mekkeye bir günlük mesafede hudeybiye köyüne çekilmek zorunda kaldı.Müşriklerle yapılan çetin müzakereler sonunda hudeybiye müsalahası imzalandı.Böylece umre gelecek yıla kaldı.

Müslümanlar,hicretin 7.yılı,bir önceki yıl yapamadıkları,umreyi kaza için Mekke’ye geldiklerinde,müşriklerin,andlaşmaya bağlı kalmayıp harem toprağında ve haram ayda,kendileri ile savaşmalarından endişe ettiler.ve bu durumdan hoşlanmadılar.işte bunun üzerine bu ayet nazil oldu.bu ayetin,haccın hükümlerinin beyan edildiği ayetlerle beraber zikredilmesi de bu görüşü destekler.

Yani rivayette de görüldüğü gibi,savaşı başlatanlara karşılık bir savunma rolü yönünde ki ayet,müşrik kelimesinde bize iyi bir tanım yapma olanağı vermiştir.kaldı ki; peygamber efendimizin 63 yıllık hayatı boyunca sadece 28 gunde sefer yapması bize bu savaş statüsünün nasıl yapılacağı ve müşrik tanımının o kadar basit olmadığını apacık göstermektedir.

Vaktülühum haysu sekıftumühüm (onları nerede yakalarsanız öldürün)

Ayeti yukarda açıkladığımızla doğru orantılı olarak,sizinle savaşanlar ayetiyle yani yukaatilunekum ayetiyle sıkı sıkıya irtibatlıdır.ayetin devamında ise;

Ve’l fitnetü eşeddü mine’l-katli ( fitne beterdir adam öldürmekten) denmektedir..

Ve’l –fitnetü=”fitne”

Eşeddü=”beterdir”

Mine’l-katli=”adam öldürmekten”

fitne kelimesi fetene kalıbından fiil olarak alınınca; “dönmek,sapmak,günaha maruz kalmak,büyülemek,çıldırtmak,esir etmek,gönül çelmek,aklını çelmek,işkence etmek,hakikati tahrif etmek,bir şeyi yakmak,birini görüşünden vazgeçirmek” manalarına tekabul etmektedir…

dolayısıyla ayette geçen ;

vaktülühum haysu sekıftumühum veahricuhum minhaysu ahrecukum ve’l fitnetü eşeddü minel katli=onları yakaladığınız yerde öldürün,sizi çıkardıkları yerden onları çıkarın,fitne adam öldürmeden daha beterdir

manası,fitne kelimesinin müşrik tanımıyla bire bir oturduğunu kendi gözlerimizle gördük.yukarda yaptığımız fitne tanımıda müşrik tanımıyla bağlantılı oludugundan.müşrik konusunda fitne kelimesinin içerdiği tüm mana ihtivalarının aynı olduğu beyan edilmiş olunur.

Sanırım makalemizde neyin ne olduğu açıkça görülmüştür.İlhan arsel; dinde zorlama yoktur ayetinin parçalama metoduyla getirerek tevbe süresi ayet 5 yada bakara süresinde belirtilen 191.ayetle mukayese ederek; büyük bir yanılgı içine düşmüştür.Çünkü ayetlerin ne demek istediği ; İlhan arselin anlattığı gibi değil,tam tersine; bizim yazımızda anlattığımız şekliyledir.