Hace Alâüddin Hazretleri anlatır:

Şah-ı Nakşibend Hazretleri, Kasr-ı Arifan’da bulunan müritlerine toprak taşıma görevi vermişti. Müritler arasında Muhammed Cirkus, Zeyvertun’dan gelmişti. O vakit, bu zatın kararsız bir hâli vardı. Dervişler toprakları Hace hazretlerinin isteğine uygun olarak taşırlarken o, dervişlere Hace Hazretlerinin nerede olduğunu sorar dururdu. Yine böyle bir gündü. O, Şah-ı Nakşibend Hazretlerinin nerede olduğunu öğrenmek istedi.

Hace Hazretlerinin eve gitmiş olduğunu dervişlerden öğrendi. Hace Hazretlerinin evine doğru yöneldi. Aradaki mesafe epeyce uzaktı. Mürit bir kuş gibi uçup gitti. Aslında onun kuş gibi uçabilmesi bir makam değil kendisine verilen bir cezaydı. Hace Hazretlerinin evine ulaştı. O esnada hizmet gören müritler, bu hâli gördüklerinden Müridin peşi sıra koştular. Şah-ı Nakşibend Hazretleri evden çıkmıştı. Sufilere hitaben şöyle dedi:

— Siz bu hâlleri yaşayan başsız ayaksız bu kişiden ne istiyorsunuz? İnsanlar havada uçmaya nedense çok rağbet ediyorlar. Ancak bizim yolumuzda bunlara itibar edilmez.

Bunun üzerine orada bulunan müritler çok üzüldüler. Şah-ı Nakşibend Hazretleri sufilere, daha önceden kendilerine vermiş olduğu göreve yani toprak taşıma işine devam etmelerini söyledi. Toprak taşıdıkları araba doldurulduktan sonra, kendi kendine gidip gelmeye başladı. Bu durumu görenler, davranışlarından dolayı çok pişman olmuşlardı.*

| Şah-ı Nakşibend, 251