Abdullah b. Muhammed der ki: Bize, Hişam b. Mu- hammed, Eyyûb b. Hut’tan naklen şöyle anlatmıştır: «Biz geyiklerin, Cinlerin Mâşiyesi olduğundan bahs ediyorduk. Elinde ok bulunan bir çocuk çıkıverdi ve Retat denilen bir ağacın altında gizlendi. Önünde bir sürü geyik gördü. Tam atacağı sırada görünmeyen bir ses duyuldu:

«Elleri sert bir insan bir keçi veya iki keçi ile koşuyor. Anzînle tekeyi öldürmek için, kır yerleri sanki iki cennet haline sokuyor.» Geyikler bu sesi duydular ve dağılıp kaçtılar.

Nu’mân b. Sehl El-Hiranı’den nakl ediliyor: «Ömer b. Hattab, bâdiyye’ye bir adam gönderdi. Adam yolda bir geyik gördü, yakalamak için onu kovaladı. Yakaladığı zaman bir de ne görsün: Cinden bir adam şöyle söylüyor:

«Ey kırık Kenâne dostu! Dişi geyiği serbest bırak! Çünkü o, zavallı bir yavrudur; babaları kayb olmuştur, elini, boynundan bırak!»

Babam Hişam Muhammed’den nakl ediyor. Heme- dan’dan Mâlik b. Nasr ed Dalanı  dedi ki:

«Malik b. Harim ed-Dalâpî, cahiliyette bir kavimle Ukkâza müteveccihen hareket ettiler. Yolda bir geyik avladılar. Gayet fazla susamışlardı.

Uceyre denilen yere geldiklerinde geyiğin kanından alıp içtiler. Kanı bitince onu boğazladılar ve odun aramağa çıktılar. Malik yerinde gizlenmişti. İçlerinden bir tanesi bir ejderhayı uyandırdı. Ejderha doğru gelip Mâlikin yattığı yerde dilini çıkardı. Bir adam onun arkasını takip ederek:

  • Ey Mâlik, uyan! Yanında ejderha bulunmaktadır, diye bağırdı. Mâlik uyanınca ejderhayı gördü ve adama:
  • Bırakma onu, yakala! diye bağırdı. Bunun üzerine ejderha yine yuvasına girip kaçtı. Ve Mâlik şöyle bir şiir inşad etti: «Harım bana komşumun güçlü olduğuna işarte etti. Onu men’etmek istedim bir türlü menedemedim.»

Oradan başka tarafa göçüp gittiler. (Yolda) yine susamışlardı. Şöyle bir ses dikkatlerini çekti: «Ey cemaat önünüzde su yoktur! ki, kendinizi ve hayvanlarınızı sulayasımz! Buradan Şâmme’ye dönün, bir dağın eteğinde şarıl şarıl akan bir pınar bulacaksınız! Oraya vardığınızda, kana kana içiniz! Bunun üzerine Şâmme’- ve indiler, kendilerini bir dağın eteğinde şarıl şarıl akan bir pınarın yanında buldular. İçtiler ve hayvanlarını da suladılar.

Yüklerini yükleyip doğru Ukkaz’a geldiler. Sonra aynı yere gelince, hiç  bir şey görmediler ve bir ses, kendilerine şöyle diyordu:

«Allah size iyi bir karşılık verdi. Şimdi ben sizden ayrılıyorum.

İyilik yapmak hususunda verdiğin sözü yerine getir! Çünkü iyilik yapmaktan kaçınan kimse, kimseden iyilik görmez.

İyilik yapanın iyiliği kaj’b olmaz. İyilik’ten sonra küfran-ı nimet mezmiimdür. Ben, sıkıntıdan kurtardığın ejderhayım. Size su yolunu göstermekle, gördüğüm iyiliğe karşılık vermek istedim. Çünkü iyilik karşılıklıdır.» Sonra pınarı aradılar, onu da bulamadılar.

Ebû Bekr Es-Sıddik’in neslinden olan Ebû Bekr et- Teyymî bize anlattı: Beni Ukeyl’den bir adam dedi ki: Bir gün bir geyik tekesi avladım, eve geldiğimde onu sımsıkı bağladım. Gece olunca, «Ey falanın babası, yetimlerin devesini gördün mü? Bir çocuk onu insan oğullarından bir kişi aldığını haber verdi. Eğer ona bir şey yapsaydı ben de ona aynısını yapardım.» diyen bir ses duydum. Bunun üzerine tekenin yanma gelip salıverdim. Aynı ses onu çağırdı. O da, bir deve yavrusunun annesine koşuşunda çıkardığı bir sesle o gelen sese koşup gitti.

Yine Ebû  Bekr et-Teyymî anlatıyor: Bir adam bir kirpi yakaladı.  Üzerine çömlek geçirdi. Sonra o, su yüzüne çıkınca iki çıplak adam şeklini aldı. Biri diğerine dedi ki: Eğer bu dişi geyik olsaydı hemen boğazlardı. Diğeri de şöyle mukabele etti: Eğer ben kurtulmasay- dım halamın kocası yalnız ve kimsesiz kalacaktı.

Bu sesleri duyunca hemen çömleğin yanma geldim, açıp bakınca onun yürümeğe başladığını  gördüm.

Bekad b. Ziyad anlatıyor: Bir geyik yakaladım. Gece karanlık basınca bir ses duydum. Bunun üzerine onu salıverdim. Ona vadinin heylaından sorunca, «Altıdır» diye cevap verdi.