Fıtrat Nedir?

Fıtrat Nedir?

Kısa ve özetle ; Yaratma, Allah’ın (c.c.) yaratış hali.
Fıtrat , var olan her şeyin ne hikmetle yaratıldığı, yaratılışını, o varlığın doğasını ifade eder.

——-

Sözlükte “F-t-r” kökünden bir şeyi yarmak, bir başka şeyden ayırmak anlamına gelir. “İftar” orucu açmak, “infitar” yarılmak ve açılmak, “fütur” yarık ve çatlak anlamına gelmektedir. “Fıtrat” örneksiz ilk yaratılış, yokluktan vücut sahasına Allah’ın iradesi ile kendisine has özellikleri ile birden çıkışı ifade eder. Bunun için fıtrata “tabiat” da denilmiştir. Bu sebeple din dilinde yaratılış, yapı, karakter, mizaç, peygamberin sünneti, kalb-i selim, âdetullah, istidat, kabiliyet, karakter ve ahlak manalarını de içerir. Âdetullah, sünnetullah ve fıtratullah kelimeleri ile ifade edilmiştir. (Râgıb el-Isfahanî, Müfredat, 38; Ali Ünal, Kur’ânda Temel Kavramlar, 1986, s.198) Dini terim olarak fıtrat, “Allah-u Teâlâ’nın mahlûkatı kendisini tanıtacak, insanı da mahlukata bakarak Allah’ı bilip tanıyacak, iman edip ibadet edecek kabiliyet, hal ve istidat üzere yaratmasıdır.” (İbn-i Manzur, Lisanu’l-Arab, Beyrut, 7:55)

İnsanın tevhidi anlayacak ve iman edip ibadet edecek şekilde bedenen ve ruhen yaratılmış olmasına fıtrat denilmiştir. Nitekim yüce Allah Kur’ân-ı kerimde “Ey Resulüm, sen yüzünü hanif olarak dine, Allah’ın seni niçin yaratmış ise o fıtrata, yaratılış amacına yönel” (Rum, 30:30) buyurarak fıtratı açıklamıştır. Peygamberimiz (sav) bu ayeti açıklar mahiyette “Her çocuk fıtrat üzere doğar. Sonra annesi ve babası onun fıtratını değiştirerek Yahudi, Hıristiyan veya Mecusi yapar. Her doğan uzuvları mükemmel olarak doğar. Siz yaratılışta bir eksiklik görüyor musunuz?” (Buhari, Cenâiz, 79) buyurmuştur. Sonra Ebu Hüreyre (r.a.) “Habibim, Allah’ın insanları Hakkı idrak ve kabule müsait yarattığı fıtrat-ı asliyeyi rehber edinmekle Allah’ın yarattığı bu İslâm ve tevhid seciyesinin şirk ile değiştirmek uygun değildir: Bu İslâm ve Tevhid dini, en doğru bir dindir” (Rum, 30:30) meâlindeki âyet-i kerîmeyi okumuştur. (Buhari, Cenâiz, 80) Bu hadise dayanarak İbn-i Abbas (ra) fıtratı “İslam” olarak açıklamış ve “Her doğan İslam ve Müslüman olarak doğar” buyurmuştur. İslam bilginleri bu ifadelerden kalbe’l-buluğ, yani buluğa gelmeden vefat eden bütün çocukların cennetlik olduğu hükmünü çıkarmışlardır.

Yüce Allah insanı yokluktan vücut sahasına çıkarmış, insan ruhuna annelerin karnında dünya şartlarına uyum sağlayacak ve ruhunu, kabiliyet ve istidatlarını geliştirecek bir benden giydirerek dünyaya hiçbir şey bilmez halde çıkarmıştır. Şükretmesi için kulak, göz ve kalp (akıl ve anlayış) vermiştir. (Nahl, 16:78) Bu Allah’ın fıtrat kanunudur. Allah’ın kanununda bir değişiklik bulamazsın. (Fatır, 35:43; İsra, 17:77; Ahzab, 33:62; Mü’min, 40:85; Feth, 48:23)

Allah her varlığa kendine has özellikler verdiği gibi, her insana da Allah’ı tanıyacak fıtrat yanında bu fıtratı tamamlayacak istidat ve kabiliyet vermiştir. Her varlık için bir istidat ve kabiliyet seçmiş ve vermiştir. “Allah dilediğini yarattığı gibi, dilediği varlığa da dilediği istidatı seçer ve verir.” (Kasas, 28:68) “Herkes yaratılışına göre, istidat ve kabiliyetine göre davranır. Allah kimin doğru istikamette olduğunu bilir.” (İsra, 17:84) Her varlık kabiliyetine uygun olanı yapmakla mutlu olur ve saadeti fıtratına uygun davranmaktadır. Bu sebeple eğitim kabiliyetin keşfedilerek ona uygun eğitim vermektir. Saadet ancak bu şekilde kazanılır. “Yaratanların en güzeli olan Allah’ın şanı ne yücedir.” (Mü’minun, 23:14)

İnsanın yaratılışına aykırı olan şeyler onu üzer. Bu sebeple günahlar fıtrata aykırı olan huy ve fiillerdir. Yapılması ve alışkanlık haline getirilmesi fıtratı bozar. “İnsanlar yaratılış amacına aykırı davranarak nefislerinde olanı değiştirmedikçe Allah onların iyi halini değiştirmez. Aynı şekilde fıtrata aykırı davranan ve günahlara girenler bu durumlarını düzeltmedikçe Allah da onların durumunu hayra çevirip değiştirmez.” (Ra’d, 13:11) peygamberimiz (sav) bunun için “Kötülük ve günah seni üzüyorsa sen mü’minsin” (Müsned-i Ahmed, 7:251-252) buyurmuşlardır.

Fıtratı bozulmamış olan birisi yaptığı bir hata veya işlediği bir günahtan dolayı utanır ve yüzü kızarır. Buna “haya” denir. Peygamberimiz (sav) “Kötülük insanın içine sıkıntı verir” (Müslim, Birr, 14) buyurmuşlardır. Yine “Hayır nefsinin güzel gördüğü, kalbin rahatladığı ve yüreğinin tatmin ve mutlu olduğu şeydir. Şer ise, nefsin çirkin gördüğü, kalbin nefret ettiği, gönlünün tereddüt ettiği ve seni rahatsız eden şeydir.” (Müsned-i Ahmed, 4:194) Bu sebeple peygamberimiz (sav) “Müftüler sana fetva verse de sen kalbine danış” (Dârimî, Büyu’, 2) “Seni rahatsız eden şeyi terk et, rahatlatan şeyi yap. Daima iyi niyet sahibi ol. Bil ki ameller niyetlere göredir” (Buhari, Itk, 6) buyurmuşlardır.

Peygamberimiz (sav) ayrıca “Rabbim buyurdu ki: Ben bütün insanları fıtrat-ı selim üzere ve hanif inancında yarattım. Sonra şeytanlar onları yoldan çıkardılar. Benim helal kıldıklarını onlara haram ettiler, bana şirk koşmalarını söylediler. Hâlbuki onların bu yaptıklarının hiçbir delili ve dayanağı yoktur” (Müslim, Cennet, 63) buyurmaktadır.

İslam fıtrat dinidir. Yaratıcı olan Allah insanın yaratılış amacını ve bu amaca uygun yaşamasını sağlamak için dini göndermiştir. İslam dinine göre hayat ancak fıtrata uygun yaşamakla anlamlı hale gelmektedir. Fıtrata aykırı olan hiçbir şey insanı mutlu edemez ve toplumun saadetini sağlayamaz. İnsan kalbini de memnun ve tatmin eden, insana huzur veren ancak “Allah’ı anmaktır.” (Ra’d, 13:28) Bu sebeple peygamberimiz (sav) “Ben amelde müsamahakar olan, inançta tevhidi esas alan Fıtrat ve Hanif dini ile gönderildim” (Buhari, İman, 29; Tirmizi, Menâkıb, 32; Müsned-i Ahmed, 3:442, 5:266) buyurarak İslamiyet’in tevhidi esas alan İbrahim’in (as)  dininin devamı ile gönderildiğini belirtir.

Allah katında din İslam’dır. (Âl-i İmran, 3:19) Kur’ân-ı Kerimde 12 ayette geçen “Hanif” tabiri “İslam” anlamına gelmektedir. (Bakara, 2:135; Âl-i İmran, 3:67, 95; Nisa, 4:125; En’am, 6:79, 161; Yunus, 10:105; Nahl, 16:120,123; Rum, 30:30; Hac, 22:31; Beyine, 98:5) Bu manayı takviye eden bir hadis-i kutside peygamberimiz (sav) “Ben kullarımı istikamet ve selamet üzere hanifler olarak yarattım” (Aynî, Umdetu’l-Kârî, 8:109) buyrulmuştur.

Sonuç olarak, fıtrat ve fitratın sesi Allah’ın birliğini esas alan tevhit hakikatine iman ve bir olan Allah’a teslimiyettir. Kur’ana ve Hz. Muhammed’e (sav) itaat ederek yolundan gitmektir. Aklın gereği ve kabiliyetlerin istikamet üzere inkişafı ancak böyle sağlanır. Hak ve tevhit dini olan İslam ve hanif dininin bütün esasları selim akılların ve inkişaf etmiş kabiliyetlerin kabul edip teslim olacağı şekildedir. İnsan ve varlık uyumu böyle sağlanır.