Ey Nefsim Kendine Gel!

Ey Nefsim Kendine Gel!

Bize bir haber gelse..

Açıktan gelse, bu tebligatı görsek.

Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem) tecessüm etse.

Dese ki sizlere: “Haydi gelin.”

Siz de o ahiret alemini ve O (aleyhissalatu vesselam)ın ihtişamlı halini görseniz..

Bir an duraklayacak bir adam var mı içinizde?

Haydi çıtayı yükseltelim.

Cenab-ı Hak bu nidayı bütün bu insanların duyabileceği şekilde yapsa.

Yani ölümün o perdesini kaldırsa.

Yani ahiret alemlerini bize göstere göstere çağırsa.

Yani bir tarafta Peygamberimiz (aleyhissalatu vesselam), bir tarafta bütün sevdiklerimiz olsa.

O ahiret alemine davet edilseniz.

Bir an içinizde duracak ve tereddüt edecek birisi var mı?

O zaman erkekçesine ölümün yüzüne gülmeliyiz.

Dinlemeliyiz.

Bizden ne talep ediyor?

Dünyadaki bütün insanlar ahiret alemine gitmeyecekler mi?

O zaman neden bütün planlarımızı dünyaya göre yapıyoruz?

Bütün sevdiklerimiz sırasıyla ahiret alemine geçiş yapmıyorlar mı? Her gün birer.. ikişer..

“Ey nefsim! Deme, “Zaman değişmiş, asır başkalaşmış. Herkes dünyaya dalmış, hayata perestiş eder (herkes hayatı kazanmaya çalışır), derd-i maişetle sarhoştur.” Çünkü ölüm değişmiyor.

Değişiyor mu Ölüm?..

Firak (ayrılıklar), bekaya (sonsuzluğa) kalb olup başkalaşmıyor.

Ayrılacağız değil mi bu dünyada bütün sevdiklerimizden..

Acz-i beşerî (insanın acizliği), fakr-ı insanî değişmiyor, ziyadeleşiyor (artıyor). Beşer (insan) yolculuğu kesilmiyor, sür’at peydâ ediyor.”

Yüzbinlerce insan öbür dünyaya gidiyor.

Ciddi bir sevkiyat var.

Peki, dikkat edin; devekuşu, avcı onu görmesin diye başını kuma sokuyordu.

Sizce biz dünya işleri kumuna kafamızı soktuğumuz zaman ölüm bizi görmeyecek mi zannediyoruz?

Düşünmeyince ölmeyecek miyiz zannediyoruz?

“Hem deme, “Ben de herkes gibiyim.” Çünkü herkes sana kabir kapısına kadar arkadaşlık eder. Herkesle musibette beraber olmak demek olan teselli ise, kabrin öbür tarafında pek esassızdır.”

Dişiniz ağrımıştır. Hani bazen kulağınız ağrır. Bazen midenize bir sancı saplanır.

Ne zannediyorsunuz?

Kendinizi mi aldatıyorsunuz?

Nereye dayanıyorsunuz?

Dünyadaki bütün acılar toplansa, o acıların hepsi bizim üzerimize gelse, o acıların toplamı; cehennemdeki bir anlık acıya bile denk gelmiyor.

Neyden bahsediyorsunuz?

Siz bu kainatın Sultanı olan Allah’ın cehennemdeki azabını bir tokat atmak mı zannediyorsunuz?

Sahabeye, Peygamber Efendimiz bildirdiği zaman, bir cehennem ayetini duyduğu zaman, o haleti hissettiği zaman niçin dağlara kaçıyormuş?

Neden korkuyorlarmış?

Çünkü cehennem; öyle fıkralarda anlatıldığı gibi bir yer değil.

Sakın şaşırmayalım yani..

İşte bu gibi şeyleri hatırlayarak, nefsimize; “Bi Dakka, bi Dakka ya. Ben öleceğim ve benim etrafımdaki hiç kimse bana birgün yardım edemeyecek.

Öyleyse bana bugün yardımı olmayan bu fani insanlara niye ben boyun eğeyim?

Niye onların yaptıkları günahları taklit edeyim.

Öyleyse en önemli iş bir insanın kendi imanını kurtarmasıdır.

Bakın bunun için Bediüzzaman Hazretleri ne diyor:

Her adam, eğer Alman ve İngiliz kadar kuvveti ve serveti olsa ve aklı da varsa, O tek dâvayı (ahireti kazanma davasını) kazanmak için bilâtereddüd sarfedecek.

Geçici bir dünya için ahireti kaybetmeyelim.

Bediüzzaman Hazretleri çok önemli bir tespitiyle diyor ki:

Bu asrın en büyük hastalığı, işte burada Müslümanlar yakalanmış. Ahireti bile bile dünyanın cam şişelerine onu değiştirme hastalığı.

Belki çok acı gelecek, çok tuhaf gelecek ama bir büyük zatın sözünü tekrarlamak istiyorum.

İmam-ı Azam öyle söylemiş:

Namaz kılmayan kafir olmaz. Ama kafirler de namaz kılmaz.